Etiket arşivi: Neden Önemlidir

Hikayenin Müthiş Gücü Nedir?

hikayelerin gücüHikaye (öykü) anlatmak, insanları etkileme ve ikna etmenin en güçlü yoludur. Biri(leri)ni ikna etmek için, genellikle insanın bilgiye, delillere ve de sağlam bir mantığa ihtiyacı vardır. Ancak, hikaye anlatmanın ikna etmede

mantık yolundan daha etkili olduğu, bir çok araştırma sonucu anlaşılmıştır.

Hikayeler nasıl bu kadar etkili olmaktadır?
Pulitzer ödüllü yazar Willa Cather bunu şöyle açıklamış : “Aslına bakarsanız insanlara ait sadece birkaç değişik hikaye (öykü) mevcuttur ve çağlar boyunca sanki daha önce hiç anlatılmamış gibi tekrar tekrar anlatılır.”

Hikayeler; “dinleyenlerin doğrudan bilinç altlarına ulaşmakta, zihinlerine yerleşmiş, kalıplaşmış engelleri aşarak, onları ikna etmektedir.”
Bilinç ise; mantıkla, sorgulamayla, dirençle, eleştirmeyle sonuç alabilme işleyişine sahiptir.

Şimdi sizlere iki hikaye sunacağım.
Biri ülkemize ait ve 1919 yılındaki bir aşk hikayesi hakkında, diğeri ise bir Çin hikayesi.

Buyurun bu hikayeleri okuyun…

ANKARA TRENİ

Bir hanımefendi diyor ki; 1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı.

Liseyi yeni bitirmiştim.

Güzel bir kızdım.

Dünür gelmeye başladılar.Biri avukatmış.

Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.

Nişanlandık.

Nişanlımı seviyordum.

Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.

Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.

(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler.

Alt üst oldum.

Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…

Yıkıldım.

Nişanı atıp, ayrıldık.

Aradan 5 yıl geçti.

Evlenmiştim,

Bir de çocuğum olmuştu.

1924 yılıydı.

Artık ülkemiz özgürdü.

Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.

Oğlum yanımdaydı.

Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.

Saygı göstererek durdu önümde.

Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.

Olur, dedim.

Bir büroya girdik.

Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.

İçeride yardımcıları çalışıyordu.

Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.

Evet, dedi.

Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.

Durdu, başı öne eğildi.

Beni affedin, dedi.

İstanbul işgal altındaydı,

Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.

Her şeyi didik didik arıyorlardı.

Biz de Anadolu’ya, Milli kuvvetlere ancak, cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.

Bu ülke için hayati bir işti.

Bunu size bile söyleyemezdim…

ZEHİR

Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayın validesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar.İkisininde kişiliği tamamen farklıdır buda onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.

Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev onun ve kayın validesi ile arada kalan esi icinde cehennem haline gelmistir.
Artık birşeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatcıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca hergün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek , böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.

Sevinç içinde eve donen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular . Hergün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehiri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diyede ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalideside çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgarları esiyordu.
Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatcı dükkanının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı, Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.
Sevgili Li-Li dedi ;
Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayın valideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gercek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi.

Eski bir Çin atasözü şöyle der :
Gül veren elde, gül kokusu kalır

Teşekkür : Ankara Treni hikayesini ileten Sayın Taner Vidinligil.

Daha detaylı bilgi için bakınız:  Halk Hikayeleri

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Sosyal Ağlarda Kullanıcı Profilleri

sosyal ağ kullanıcılarıSosyal ağlar; insanların kendini sınırlar olmaksızın ifade ettiği, fikirlerini paylaştığı, toplumsal sansürlere takılmadığı, özgür bir dünya platformudur. Teknolojinin gelişimiyle sosyal ağlar insanların bir araya geldiği, bilgi

alışverişi ve kişisel bilgilerini paylaştığı sosyal bir ortam olarak da tanımlanmaktadır.

Zaman içinde toplumu değişime uğratan sosyal ağlar, insanlara ve insana dair bir çok kavramın yeniden tanımlanmasına da yol açmıştır.
İnternet teknolojilerinin gelişmesi ve değişmesi, kısa sürede sosyal ağlarda yeni bir sosyalleşme ortamı yaratılmasını sağlamıştır.

Anılan yeni teknolojiler sayesinde paylaşıma dayalı bir sosyal ortamın simülasyonu (benzetilmesi, benzer şartlarının oluşturulması vs.) devreye girmiştir.
Bu simülasyon sayesinde sosyal paylaşım ağları; “Bireylerin her türlü duygu, düşünce, durum, resim, video, müzik gibi birçok paylaşımlarıyla sosyal etkileşimine zemin hazırlayıp, sosyalliğe ve sosyalleşmeye dair eylemlerini aslına uygun bir şekilde yeniden kurgulayarak oluşturmaktadır.”

Sosyal ağların kısa anlatımından sonra, gelelim bu ağların nasıl kullanıldığına.

Sosyal ağlarda yaklaşık %90 çoğunlukta olan “vasati kullanıcılar” (bu alemin teknolojik, sosyal vb. kurallarını ve yapılanmalarını bilmeyen, amatör olanlar), işi bir nebze bilen uzman adayları ve işin uzmanlarının, en dikkat çekici özellikleri şöyledir…

VASATİ KULLANICILAR :
– Sınırsız cesur, açık ve güvenlik kurallarına aldırmaz oluşları,
– Profil sayfalarında cep telefon numarasını, eğitim bilgilerini, hatta ev adreslerini bile paylaşmaları,
– Özellikle gençlerin sosyal ağlardaki tehlikelere karşı farkındalıklarının oldukça düşük olması,
– Gençler ve her yaştaki kullanıcının mahalle, sınıf arkadaşları, meslektaşlarına güvendikleri kadar, herhangi bir sosyal platformda tanıştığı birine de aynı derecede güvenmeleri,
– Birçok kullanıcının arkadaş listelerine tanımadıkları birini eklemekten çekinmemeleri,

BİR NEBZE BİLEN ile UZMAN ADAYI KULLANICILAR :
– Sosyal ağlarda çeşitli meslek, hemşehrilik, siyasi, dini vb. görüşlere dayanan insanların açık ve kapalı gruplar oluşturdukları,
– Sosyal ağlarda işi, kişisel yaşamı, aile ilişkileri, eğitimi ve daha bir çok konuda bilgilenmeyi isteyen, yani doğru bir amacı olanların da yer aldığı,
– Doğru amaçla kullanıcıların genellikle ifrata kaçmayan, fazla tartışmaya girmeyen, olumlu algıya sahip kişiler oldukları,
– Bazı kullanıcıların gerçek kimliği yanı sıra, 2-3 hatta 4-5 müstear (takma, sahte) isimle hesaplar açtıkları,
– Bu sahte hesapları; gerçek kimliğiyle iletişimde ters düştüğü diğer kullanıcılara karşı saldırı amaçlı olarak kullanmayı ya da bir kullanıcıyla tartıştıkları bir konuda haklı çıkmak için o kullanıcının yorumuna karşıt yorumlar yapmak suretiyle haklı çıkmak için oluşturdukları,
– Sahte hesap sahiplerinin; ilişkide olduğu kızları, erkekleri takibe almayı, onların başkalarıyla iletişimlerini, günlük ve genel eğilimlerini kontrolde tutmayı, kimilerinin de evlatlarını, eşlerini vb. yakınlarını, iş ortaklarını vs. izlemeyi amaçladıkları,

UZMAN KULLANICILAR :
– Teknoloji, internet ve web uzmanı (yazılım, donanım, tasarım vb.) olanların ise, zaman zaman vasati kullanıcılara ayar verdikleri, “şu şöyle olmalı, bu böyle yapılmalı, kurallara göre davranın” benzeri bir çok konuda adeta ultimatom çektikleri,
– Anılan uzmanların, sosyal ağların esas müşterilerinin kahir (baskın, ezici vs.) çoğunluktakı vasati kullanıcılar olduklarını bilmezden geldikleri ve bunu, kötü olmasa da, farklı egolar sebebiyle yaptıkları, ancak bu yanlışlarını da kolay kolay kabullenmedikleri,
Belirtilebilecektir…

Öte yandan, sosyal paylaşım ağlarında yer alan kullanıcıların, buralarda yer almalarındaki “sosyalleşme boyutunun” ne olduğunu da vurgulamakta yarar görülmektedir.

Sosyalleşme :
“Kişinin kendi grubu ya da toplumunun değerlerini benimsemesi ve onlar gibi davranmasını öğrenmesi ya da ‘bireyi kişiye dönüştüren süreç’ olarak ta­nımlanmıştır.
Diğer bir tanımlamayla sosyalleşme; ‘bireyin, içinde yaşadığı toplumun normlarını, değerlerini, kendisinden beklenen rolleri, tutumları ve davranış yapılarını, toplumsal etkileşim için gerekli becerileri, benlik ve kimlik duygusunu kazanma, içinde yaşadığı kültürü içselleştirme’ sürecidir.”
Sosyalleşme hakkında daha fazlası için bakınız :
Sosyalleşme Nedir ve Neden Önemlidir 

Sosyal ağlardaki kullanıcıların bazı davranış tipolojilerinin kısa analizinde göze çarpanlar…

Her konuda yorum yapanlar :

İYİ NİYETLİLER
– Bilse de, bilmese de hemen her konuda yorum yapma ihtiyacındadır.
– Yanlış yaptığı belirtildiğinde, bir sürü kişisel özelliği, tecrübeleri, yeteneklerini ileri sürerek, kendi haklılığını ispatlama zorunluluğunda hisseden bu tipler,
– Sabırla yanlışları tekrarlandığında, çoğunlukla hatalarını kabul ederler…

İYİ NİYETLİLER, AMA…!
– Bu tipoljidekiler de her hususta yorum yapma temayülündedir.
– Bu konumdakiler; inandıkları her ne ise ona sıkı sıkıya bağlı, körü körüne sadık,
– Bir konudaki yanlışları, eksikleri belirtilse de asla kabullenmeyen,
– İşine gelmediğinde sonuna kadar farklı söylemler, benzerlikler ile haklılıklarını savunan,
– Öncel sorular soran (esas soruları yerine, tuzak sorularla muhatapları amaçladıkları cevaplara zorlayan, mecbur bırakan), alacağı cevaptan sonra esas soruyu soranlar,
– Hitap ve ifadelerinde iyi niyetli dahi olsa, keskin ve zaman zaman yanlış anlamaya sebep olan kırıcı ve incitici kelime ve söylemler kullanan,
– Yanlış davranış ve hitaplarından pişmanlık duyduğu bir sonraki yorumlarından anlaşılan kullanıcılar olup,
Genellikle zararları kendilerinedir…

KÖTÜ NİYETLİLER
– Amaçları tamamen kişisel menfaate dayanan bu kullanıcılar, muhataplarını aldatabilir,
– Kullanıcı hesaplarını (profili, sayfaları ve mail adresleri) ele geçirebilir,
– Özetle ciddi anlamda insanlara zarar verebilirler…
Bu tiplerden uzak durmakta yarar vardır…

Amaçları farklı kullanıcı profilleri :

– Aile bireyleri, arkadaş ve dostlarıyla iletişimde olmak isteyenler,
– Kız-erkek tavlama uğraşındakiler,
– Kişisel uygulamalarını (web site ve blogları, iş yerleri vs.) tanıtma peşindekiler,
– Samimi olarak öğrenmek isteyenler,
– Sadece vakit öldürenler,
– Ne istediklerini ne kendileri ne de başkalarının anlamadıkları kişiler…

Diğer insanlar ve kullanıcıların; “bilgilerine, ilişkilerine, tipolojilerine göre”
profilleri için bakınız : Sosyal Ağlarda Kullanıcı Karekterleri

Yazanın Notu :

Sosyal ağlar milyonlarca, milyarlarca insanı birbirine büyük bir hızla bağlamaktadır.
Bu hızlı iletişimde maalesef :
“Nezaket, edep, üslup ve hitap konularında büyük hatalar yapılmakta,
Anlık iletilerle anlaşılırlık, doğru ve düzgün düşünceler muhataplara eksik aktarılmakta,
Özetle, doğru kullanılmadığında sosyal ağ paylaşımları kişilere onarılması çok zor olan zararlar da verebilmektedir…”

Sevgili dostlar;
“Sosyal ağlarda sağlıklı, mutlu ve yararlı iletişimde kalmanızı,
Her şeyin gönlünüze göre gelişmesini dilerim…”

Sevgiyle kalınız… 🙂

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Çocuklarda Soyut ve Somut Kavramları

çocuk ve soyut kavramlarSomut ve Soyut Kavram : “Duyularla algılanan ve zihinde tasarlanan bir nesneyi ya da varlığı gösteren kavramlar somut kavram, nesnelerin oluş tarzını ifade eden kavramlar da soyut kavram” olarak nitelendirilir. Soyut

isim, soyut ad veya soyut mana ismi; varlığı düşünce yoluyla kabul edilen, söylendiğinde zihinde belli bir görüntü veya tasavvur uyandırmayan bir kavramın adıdır.
Örnek; oy, ün, korku, söz, bilgi, gönül, kötülük, güzellik, doğruluk vb.

Soyut olmayan, yani fiziksel varlıklara verilen isimlere ise “somut isim” denir.
Bir sözcüğün birden fazla anlamı varsa bunlardan biri veya bir kısmı soyut iken, diğerleri somut olabilir.

Soyut kavramları biraz daha açarsak, şu tanımlamaları da belirtmeliyiz…
1- Soyut kavramlar tek tek varlıkları değil, bu varlıkların ilişkisinden ortaya çıkan genel niteliği gösterir.
2- Zihinde belli bir görüntü veya tasavvura sahip olmayan, varlığı kelimeyle sıkı sıkıya bağlı olan kavrama soyut denir. Örnek; Gönül, bilgi, kutsal, doğruluk, ülkü vb.
3- Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıklara soyut denir. Örnek ; Sevgi, saygı, inanç, korku, yiğitlik, aşk vb.
Diğer taraftan; duyulur ve algılanır olandan sıyrılmış, kavramsal düşünme ile varılan düşünceye ise  soyut düşünce denir.

Bazı sözcük gruplarında sıklıkla veya her zaman soyut isimlere rastlanır.

Bu sözcük gruplarının başlıcaları şunlardır…

Duygular: Sevgi, nefret, kızgınlık, gurur vs.
Durum ve özellikler: Cesaret, sadakat, dürüstlük vs.
Fikir, tasavvur ve idealler: İnanç, hayal, adalet, kültür, güven vs.
Hareket ve olaylar: ilerleme, eğitim, eğlence, bela vs.

Bir başka basit  kıyaslama örneği :

Somut: İnsan,  Ak,  Yiğit, Güzel.

Soyut: İnsanlık,  Aklık,  Yiğitlik, Güzellik.

Somut nedir?

Somut; basit bir ifade ile, beş duyu organımız tarafından algılayabileceğimiz kavramlardır. Yani elle tutabileceğimiz, gözle görebileceğimiz ya da varlığını hissedebileceğimiz kavramlardır.

Somut düşünme nedir?
Düşünme reel nesnelere yönelirse buna somut düşünme denir.
Sözlükte somut ne anlama gelmektedir ?
1- Beş duyudan biri ya da bir kaçıyla gerçekliği algılanabilen, müşahhas, konkre, soyut karşıtı.
2- Soyuta karşı olan, doğrudan gerçeğe yönelen.

Buraya kadar soyut ve somut kavramları yeterince açıkladıktan sonra, çocukların bu kavramları nasıl algıladıklarını inceleyelim…

Çocuklarda Soyut ve Somut Kavramları

Pek çok soyut isim, sözcük kök ve gövdelerine belirli yapım eklerinin eklenmesi ile oluşturulur.
Örneğin “çocuk” sözcüğü somut iken, “lik” eki eklenerek oluşturulan “çocukluk” sözcüğü soyuttur, zira duyu organlarıyla algılanamayacak bir dönemi tanımlar.

Tüm çocuklarda görülen öğrenme güçlükleri ve yetersizliklerinin azaltılması ve düzeltilmesi, bu yetersizliklerin nedenlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirdiği kadar, öğretim uygulmalarının niteliğinin de yeterli ve uygun düzeye çıkarılmasını gerektirmektedir.

Öğretimin amacında belirtilen davranışlar, değişik öğrenme biçimlerini gerektirmektedir.
Bu değişik öğrenme biçimleri arasında kavramayı öğrenme, sözlü öğrenme, ayırt edici öğrenme ve anlatarak öğrenme sıralanabilir.

Eğitim ortamında öğretmen ve öğrencilerin aynı seslerle simgeledikleri kavramları anlama düzeyleri çok farklı olabilir.
Bu farkı, kavramla ilgili yaşantı düzeyi belirlemektedir.
Genellikle değişik kavramlarla öğretmenlerin yaşantıları öğrencilerinkinden çok daha fazladır.
Yani kavramlar öğretmenlerde çok daha önce gelişmiştir.
Bireyler, bildikleri kavramlardan söz ederken onları hafife alırlar, basitleştirirler.
Bu durum da kavram öğretme süreçlerini olumsuz etkileyebilmektedir.
Özellikle nitelikler ve ilişkiler arasında bağın kurulduğu basit soyut kavramlarda bu durumla sıkça karşılaşılmaktadır.

[*] Bilişsel Gelişim :

Bireyin, çevresindeki dünyayı anlamasını ve öğrenmesini sağlayan aktif zihinsel faaliyetlerin gelişimine bilişsel gelişim adı verilmektedir.

Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi ve dünyayı anlaması ve düşünme yollarının daha karmaşık ve etkili hale gelme sürecidir.
Piaget’e göre;  tüm çocukların bu gelişim aşamalarından sırasıyla geçmesi gerekmektedir.
Çocuklar bir gelişim dönemini atlayarak diğerine geçemezler.
Ancak çocukların gelişim dönemlerine girme ve tamamlama yaşları birbirinden farklılık gösterebilir.

Piaget gelişim dönemlerini 4 ana başlığa ayırmıştır :

1- Duyusal  Motor Dönemi (0-18 Ay)

2- İşlem Öncesi Dönem (18 Ay-6 Yaş)
İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır. Bunlar:
a) Sembolik ya da kavram öncesi dönem (2-4 yaş)
b) Sezgisel dönem (4-6 yaş)

3- Somut İşlemler Dönemi (6-12 YAŞ)

4- Soyut İşlemler Dönemi (12 +)

NOT:
– Yazının [*] bölümü İngilizce makalesinin tarafımca çevirisinden derlenmiştir.
[*] Bilişsel Gelişim hakkında daha detaylı bilgi için bakınız :
Piaget’s Stages of Cognitive Development  (Piaget’in Bilişsel Gelişim Aşamaları)

Yazanın Notu :

Çocuklara; 12 hatta 14 yaşından önce, özellikle, soyut kavramlara dayalı eğitim programları uygulanması, onları daha ileriki yaşlarında büyük sıkıntılara sokabilmektedir.

Daha çok soyut temelleri olan alanlarda, çocuklara Soyut İşlemler Döneminden (12+) önceki dönemlerinde, zarar görmemeleri için siyasi, dini, felsefi, sosyolojik vb. konularda ders verilmemesi gerekmektedir.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Erkekler İçin Kadınların Önemi

kadınlar“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır”. Bu meşhur sözü yıllardır duyarsınız. Kadın, erkek için yaşamın odağıdır. Sizi abat da eder, rezil de! Bir kadının aziz olması gerekmez. Eşiyle birlikte yaşaması gerçekliğini

benimseyen, algılayan ve mutlu evlilik için karşılıklı fedakarlığa hazır her kadın, bir erkeğin baş tacı olmalıdır. Varlıkta ve yoklukta bir milim sapmayan, eşi ile diğer aile fertlerine kol kanat geren her kadın, erkekler için birer nimettir.
Böyle bir kadınla evli erkeğin evi, her gün düğün evidir. Yanlış kadınla evlenenlerin ise her gün cenaze evi.
Eşini seven, destekleyen, anlayışlı davranan, geri adım atmasını bilen, yeri geldiğinde fikirlerini cesurca açıklayan, evlatlarına düşkün, onlara müşfik davranan, evine hakim ve orasını dişi kuş misali yuvası belleyen, zor günlerde ailesiyle kenetlenen, başkalarının önünde içi kan ağlasa da eşi ve evlatlarıyla tartışmayan, her daim mutlu görünebilen bir kadınla evli erkek, bence Dünya’nın en şanslı ve mutlu erkeğidir.

Şimdi sizlere, erkeklerin yaşamında kadınların rolü, önemi, mutlu evliklerin sırrı ve böyle bir evliliği olan bir erkekle ilgili çok güzel bir hikaye aktaracağım.
Buyurun okuyun…

Erkekler İçin Kadınların Önemi

Hayatınız Seçtiğiniz Kadındır

Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış.
Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış.

“Bu gençliğin sırrı nedir” diye.
İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.

Ama sorular sık ve soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.
Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca
herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.
“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş.

Herkes merakla davete gelmiş. Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.

Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.

Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.

“Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!..”

Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş.

Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da :

“Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka getirir misin bir zahmet” demiş.

Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.

“Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin” demiş.
Başka istemiş? Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış.

Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş.
Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş:

“Eeeee arkadaşlar, işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı?”
Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse bir şey anlamamış…

“Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!”
Dedecik gülmüş.
“Efendiler” demiş,
“O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu.
Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca) demedi.
Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi.
İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum.”

“Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz.
Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız.
Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz.
Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız.
İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.” demiş.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır…

Zevkli bir kadına rastlarsanız, ZEVKİNİZ,
Bilgili bir kadına rastlarsanız BİLGİNİZ,
Zeki bir kadına rastlarsanız ZEKANIZ gelişir.

Hayat kat kattır.

Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

Teşekkür : Hikaye hakkında beni bilgilendirerek araştırma yapmama vesile olan arkadaşım Sayın Ertan Balamir.

Yazanın Notu :

Seçimlerinizde kalbiniz kadar aklınızın sesine de kulak vermelisiniz.

Kendinizi iyi tanımalı, hayattan ve evlilikten beklentilerinizi de iyi analiz etmiş olmalısınız.

Akıllı ve dengeli kadınların erkeklerini mutlu, akılsız ve dengesizlerin ise filozof yapabileceğini unutmamalısınız.

Hayat yolunda ilerlerken, seçtiğiniz doğru kadınla; karşılaşacağınız zorluklar ile engelleri, tek başına olduğunuzdan çok daha kolay aşabileceğinizi bilmelisiniz.

Böyle bir kadını seçebilmiş ve o da sizinle yaşamayı seçmişse, halinize şükretmeli ve kadınınızın kıymetini bilerek onu el üstünde tutmalısınız.

Özellikle de: Seçeceğinizin sadece bir kadın olmadığını, kendi hayatınızı da seçtiğinizi, asla akıldan çıkarmamalısınız…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Eğlence: Pazar Fıkraları

fıkralarPazar, haftanın koşuşturmasından bir nebze uzak kalınan tek gündür. İnsanların kafalarını dinlemek, stres atmak vb. sebeplerle diğer günlerdeki rutin düzenlerinden farklı aktivitelere yönelmelerinde yarar vardır. Özellikle de yorulan beyinlerin rahatlatılması, iş ve diğer sorunlarla dolu depolarının boşaltılması çok önemlidir. Mizah vasıtasıyla eğlenmek, sıkıntılı halleri ve üzüntülerin hafifletilmesinde en iyi

ilaçlardan biridir.
Bu doğrultuda;  internette yaptığım araştırmalar sonunda, beğeneceğinizi umduğum iki İngilizce fıkra buldum ve bunların özet tercümelerini yaparak sizlere sunuyorum…

İşte pazar eğlencesi iki fıkra…

Kadının Kurnazlığı

Bir kadın ile bir adamın arabaları çarpışır ve iki araba da hurdaya döner.

Her ikisi de kazadan yaralanmadan kurtulur.

Arabalarından dışarı çıktıklarında kadın :
“Vayy, arabalarımızdan geriye bir şey kalmamış.
Bu Allah’ın bize bir lütfu olsa gerek!
Bu sebeple birbirimizi suçlamamalıyız”.

Adam : “Evet! Size tamamen katılıyorum”.

Kadın : “Bakın, arabamdaki İskoç viskisi yerde ve kırılmamış.
Şüphesiz ki Allah; bu viskiyi kazadan kurtulmamız ve muhtemelen başlayacak dostluğumuzu peşinen kutlamamız için bu viskiyi içmemizi uygun gördüğünden şişeyi kırmamış”.

Adam: “Bu söylediğinize de katılıyorum”.

Kadın viski şişesini adama uzatarak, “önce siz için” der.

Kazanın şokunu taşıyan adam, şişeyi ağzına dayar ve şişenin üçte birini içerek kadına uzatır.

Kadın şişeyi alır ve oradaki uçurumdan aşağıya atar.

Adam : “Ne yaptınız! Siz de içmeyecek miydiniz?”

Kadın : “Hayır, ben içmeyecektim!
Şimdi oturup polisin gelmesi ve alkol kontrolü yapmasını bekleyeceğim”…  🙂

Devlet Yönetimi Neymiş?

Küçük Jonny’e öğretmeni devlet yönetiminin ne olduğu hakkında ev ödevi verir.

Akşam babası geldiğinde ona, “baba ev ödevim var, devlet yönetimi nedir?”

Baba, “bak sana şöyle bir örnek vereyim:
Ben devlet başkanı, annen kongre, bakıcınız bayan işgücü, sen halk ve bebek kardeşin de gelecektir“.

Jonny, “bu örnekten bir şey anlamadım”.

Baba, “sen şimdi uyu, düşünürsen anlayacaksın”

Jonny gider ve yatar.

Gece bebek kardeşi ağlayınca uyanır ve yanına gittiğinde kardeşinin altını pislettiğini görür. Durumu anne-babasına iletmek üzere odalarına gider.
Yatakta sadece uyuyan annesi vardır.

Bakıcı bayanın odasına yönelir, kapı aralığından baktığında, babası ile bayanı çırılçıplak sevişirken görür.

O anda kafasında şimşek çakan Jonny:

“Şimdi devlet yönetimini anladım!
Başkan zevk peşinde ve işgücünü hallediyor,
Kongre  derin uykuda,
Kimse halka aldırmıyor,
Gelecek ise şimdiden bok içinde”…  🙂


Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler Sosyal Medyada En Fazla Paylaşılan Yazılar
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+
Zaman ayırarak bu yazıyı okuduğunuz ve Hasaka Blogu ziyaretiniz için çok teşekkür ederim…

En Değerli Miras Anılardır

dede ve torunlarıKarşılık beklemeksizin olabildiğince sevmek, ancak yüksek gönül sahiplerinin işidir ve güçlü kişilik gerektirir. Sevgi öyle bir duygudur ki, verdikçe artar, karşılıklı paylaşıldıkça gelişir ve büyür. Böylece karşılıksız sevgi sayesinde,

mutluluğun en yüce, en ulu doruklarına varabilme şansı elde edilir. Başka  varlıklara karşı duyulan derin sevgi; insanlardaki enerji ile gücü, cesareti ve yaşama daha sıkı sarılma motivasyonunu da arttırır.
Ayrıca sınırlamaların ya da şartların vs. olmadığı bu sevgi türü, insanların iç huzurunu düzene sokar ve onlara yaşamdaki sorumluluklarını hatırlatarak, hayata daha fazla bağlanmalarına vesile teşkil eder. Hayatınızın daha anlamlı, daha değerli bir dönemine girerek, yaşam filminizin başrol oyuncusu olma fırsatını da ele geçirmiş olursunuz.

En önemlisi de, “sevginizi karşınızdakilere vermek suretiyle, onların gelecekteki yaşamlarında güzelliklerle dolu, harika anılar oluşturabilme” şansını elde etmenizi sağlar.

Bu yazıyı neden yazıyorsunuz, diyecek olursanız, son iki haftalık sürede, yukarıda sunduğum görüşlerime bağlı olarak, farklı duygu ve düşünceler içinde gel-gitler yaşadım…
Nihayet; karşılıksız sevginin gelecek kuşaklara aktarılmasında aktif olarak rol almam, bunun için de yaşam şeklimi değiştirmem gerektiğine karar verdim.

Bu kararımı da dün gece sosyal paylaşım sitelerinde kısaca paylaşarak şöyle demiştim:

“İki yıl Ankara’da kalacak minik torunlarım, 2 haftadır bana baskı uygulayarak; ‘dedeciğim lütfen sen de buraya’ gel, seni yanımızda istiyoruz” diyor.
Gel de onlara diren!
Pes ettim.
Yılın 6 ayı Ankara, 6 ayı (yazın) Kuşadası-Güzelçamlı’da yaşayacağım.
Torun sevgisi bambaşka.
Onlar dışında kimse bendenizi buna razı edemezdi.
Bayramdan önce veya bayramda Ankara’daki evime göç edeceğim…”

Evet, 7 yıldır çok sevdiğim ve yaz-kış yaşadığım Kuşadası-Güzelçamlı’da, Allah ömür verirse gelecek iki yıl sadece yaz aylarında yaşayabileceğim.

Kolay olmayacak bir sürece gireceğim.
Zira, bütün çalışma araçlarım ile aksesuarları, iletişim cihazlarını da Ankara’ya taşıyacağım. Bu alet ve edavatın sağlayıcısı şirketlere bildirimler gönderip, müşteri hizmetleriyle telefonla görüşüp adres değişiklikleri vb.sorunlarla uğraşacağım.
Yılda iki kez bu işlemleri yapmak zorunda kalacağım…

Ancak, torunlarım (dolayısıyla evlatlarım) ile birlikte, yukarıda sunduğum karşılıksız sevgi paylaşımını daha aktif olarak yapabilme olanağına kavuşmuş olacağım.

Bu kararıma en fazla sevgili eşim sevindi.

Zaten; hayatta aile olabilmek, onlarla hayatı bire bir paylaşabilmekten daha değerli ne olabilir ki?

Özellikle de canlarımın canları olan torunlarımla…   🙂

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+