Etiket arşivi: Ne

Kadınların Erkeklerden Beklentileri

kadınlar erkeklerden ne beklerEvet! Kadınlar erkeklerden çok şey ister ve beklerler. Ancak, günümüzün kadınları eski dönemlerin kadınlarının hayal edebileceğinden çok daha fazlasını başardı. Bugünün kadınları güçlü, özgür ve siyaset, teknoloji, bilim,

sanat vs. her alanda varlıklarını başarıyla sürdürmektedirler.
Erkeklere “kadınlar ne ister” diye sorulduğunda çoğunlukla “para” cevabı verilir.
Halbuki kadınların isteklerinin parayla hiç ilgisi olmadığı bilimsel çalışmaların sonuçlarıyla ispatlanmıştır.

Bakınız kadınların erkeklerden beklentileri nelermiş, hep beraber öğrenelim…

Kadınların Erkeklerden Beklentileri

Kadınlar erkeklerden :

İçi sevgiyle dolu yürek,

Anlayış, ilgi, saygı ve sevgi,

Ruhuna, yüreğine hitap, duygularına sesleniş,

İltifat, gönül alma, gururlarının okşanması,

Tadında kaydıyla kıskanılmak,

Bir başka kadınla karşılaştırılmamak, hele de paylaşılmamak,

Ona güvenmek, onun da kendisine güvenmesini beklemek,

Kendisine sadakat,

Ortak yaşamdaki görevlerini aksatmamak kaydıyla, kendisine özel zamanlar-özgürlük-tanınmasını isterler…

Kadınlar bu son hususa inanılmaz derecede önem vermektedirler.

Zira onlar komşularına, günlere, kendi başlarına alış-verişe, çocukluk ve okul arkadaşlarıyla buluşmaya, kurslara vs. gitmeyi arzularlar. Erkeklerinden bu arzularına anlayış ve saygı gösterilmesini beklerler.

Bu onların yaradılışlarından kaynaklanan bir özellikleridir.

Ayrıca narin, hassas ve duygusal varlıklar olan kadınlar, erkeklere oranla daha fazla konuşurlar.

Gittikleri günlerden, oradaki konuşmalardan, kursları, alış verişte aldıkları, fiyatları velhasıl o günkü tüm yaşadıklarını anlatmayı çok severler.

Aslında amaçları çok basit, tertemiz ve güzeldir.

Yaşadıklarını erkeğine anlatarak, onun dikkatini çekmek, kendisini dinlemesini sağlamak, bu etkinliklerine onu da ortak etmektir niyetleri…

Özetle paylaşmaktır.

Bunu yaparken erkeklerinden kendilerini dinlemelerini, diyaloğa girmelerini, ortak yaşamlarını canlı tutmayı sağlamak ve bu sayede sevgilerini, aşklarını, birliktelikteliklerini pekiştirmeye çaba göstermektedirler…

Konunun uzmanları da:  “Kadınların komşu, gün gezmeleri vb. alışkanlıklarına, ortak yaşama düzenini bozmayacak ölçülerde kalmak kaydıyla, erkeklerin anlayış göstermelerini istiyorlar. Bunu sorun yapmamalarını, tam tersi kadınlarının sevdiği bu etkinliklerin bir parçası olabilmeyi başarmanın büyük yararları olduğunu vurguluyorlar”.

Bir Diğer Kaynak : Kadınlar erkeklerden ne ister?

Yazanın Notu :

İşten eve gelenlerin, “evde bekleyen kadınlarına zaman ayırma, günlük aktivitelerini aktarmak, yemek, sohbet, sevdikleri diziler/filmleri izlemek vb. birlikteliklerini sağlamaları, bu paylaşımlara önem vermelerini” naçizane düşüncelerim olarak hatırlatıyorum…

Kadınını mutlu edebilen erkekler adeta cennet, edemeyenler ise cehennem ortamında olmaktadırlar…

Artık laflarımın sona erdiği yere geldim.

Kadınlarınıza bir verin, bin geri alın…

Çünkü onların yapılarında; “sevdikleri erkeklerine verebilecekleri bu güçleri, cömertlikleri, fedakarlıkları, aşkları ve sevgileri bolca var…”

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Kansere Farklı Bakışlar

kanser hastalığı yokVücudumuzdaki tüm organlar canlının en küçük yapı taşı olan hücrelerden oluşur. Sağlıklı vücut hücreleri, bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu

yeteneklerini kullanırlar. Ancak bu yetenekleri sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre ne zaman ve nerede bölünebileceğini bilme yeteneğine sahiptir.

Önce kanser kelimesinin anlamına bir göz atalım :
Kanser, Latincede yengeç anlamına gelen “crab” sözcüğünden türetilmiştir. Yunanlı hekim Hipokrat, hastalığın başladığı bölgeden diğer organlara yayılmasını gözlemleyerek bu tanımlamayı yapmıştır.

Tıp biliminin bu hastalığı tanımlaması ise şöyle :
“Kanser vücuttaki bir hücre grubunun farklılaşarak, aşırı ve kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu meydana gelmektedir. Kanser, hücrelerde DNA’nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA’da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün (bağışıklık) sistemimiz her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder”.

Kanser tedavisinde son yıllarda “alternatif tıp yöntem ve uygulamalarıyla” bu hastalığın yenilebileceğine ilişkin olarak sağlık sektöründe çok sayıda iddia dile getirilmektedir. Dış dünyada kanser ve altenatif tedavi hakkında yazılan bir çok  kitap da yayımlanmıştır. Bunlardan en fazla dikkat çeken
(*G. Edward Griffin’in “World Without Canser (Kansersiz Dünya) adlı kitabıdır. 

Diğer taraftan, kanser tedavisi ile ilgili tarafıma iletilen bir mesajda yer alan bilgilerde;  kanserin ne olduğu, onunla savaşta farklı yöntemler de olabileceği ifade edilmekteydi.

Anılan mesajdaki bilgileri, imlasıyla birlikte aynen sunuyorum…

Doktor İlhami Güneral ile sohbet :

KANSER HASTALIK DEĞİL

Bu yazılar çok müthiş, bir çok “gizli dünya yönetenlerini” rahatsız ediyor…
O kadar ki, örneğin “World Without Cancer”, yani “Kansersiz
Dünya” isimli kitap, halen (Türkçe dahil) birçok dile çevrilmedi!

Yani şunu bilin ki, KANSER diye bir hastalık yok! Kanser, sadece
vitamin B17 eksikliği!
Başka bir şey değil!
Kemoterapi, ameliyat veya değişik ağır haplar almanıza gerek yok!
Düşünün bir zamanlar denizciler, çok sayıda niçin öldüler?
İSKORBÜT denilen hastalığa yakalanıyorlardı…
Çok sayıda insan öldü…
Ve bazıları da bundan çok büyük PARA ve gelir elde etti!
Sonra ne buldular?
Meğer İskorbüt sadece vitamin C eksikliği imiş!

Yani hastalık bile değil…

KANSER de öyle!

KANSER SANAYİSİ var artık..

KANSER den milyarlarca PARA kazananlar var!

Bu konu çok uzun. Çok derin…

KANSER SANAYİSİNİN kökü, ta ikinci dünya savaşına kadar dayanıyor…

Ne dolaplar dönüyor…

SİZ İNANMAYIN…

Her gün sadece 15-20 kayısı çekirdeği yemeniz yeterli…
Kanser olmuşsanız, önce KANSERİN ne olduğunu ANLAMAYA çalısın..
KORKMAYIN!

Sakin KEMOTERAPİ filan yaptırmayın…

ARAŞTIRIN önce…

Biz bu siteyi bazı “sözde doktorların sayfasına gönderdik, facebook’ ta
5 dakika bile geçmeden “yorumsuz” olarak sildiler…

SİZ bu kitabin TÜRKÇEYE ÇEVRİLMESİ için DUA edin…

ÇOK ÇOK ÖNEMLI bir eser bu…

Tekrar edelim:

Günümüzde İskorbüt den ölen var mı artık?
YOK!
Çaresi biliniyor…
Peki KANSER?
SANAYİ haline gelmiş…
Ancak, çaresi çoktan bulundu:
VITAMIN B 17 eksikliği…
Hepsi bu…

Buğday çimi ekin… Buğday şırası için.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya`da içtikleri Buğday şırası geliyor. Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi. Pakistan`daki Hunzakut Prensliği`nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar.

Türkiye`de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş`le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ`ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor. Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.

Buğday müthiş bir kanser ilacıdır. Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır. Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir. Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan `laetril` içermektedir.

Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı
kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)

Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.

– Buğday çimini evde üretebilir miyiz?

– Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri…

– Buğday şırasını herkes üretebilir mi?

– Evet herkes üretebilir.

İsterseniz tarif edelim…

Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam
kavanoza konur.Üzerine 3 bardak su -klorlu olmamak şartıyla- ilave edilir.Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır. Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
– Az önce sözünü ettiğimiz `laetril` buğday çiminden başka nelerde bulunur? Çünkü anlaşılıyor ki, `laetril` kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri…Elmanın çekirdeğini de yiyin!

– Evet, Türkiye`de en kolay laetril`e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika`daki ilaç sanayinin maşaları bu `laetril` adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır, ama Meksika`da satılan `laetril` bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD`ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır. `Kanserin Ölümü` adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
– Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
– Evet öyle. Türkiye`de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var…
Pakistan`a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut`ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut`un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği…
– Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz. Alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız ?

– Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel`in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.

Teşekkür : Yukarıdaki mesajı ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bilgi Kaynakları :
Op. Dr. İlhami Güneral
Kansere adanmış bir yaşam
Kanser Ve B17 Vitamini
(*)  G. Edward Griffin ve kitabı (İngilizce)
– Video (İng): G.Edward Griffin World Without Cancer (B17 vitaminin hikayesi)
Welcome to Worldwithoutcancer.org.uk

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Çocuklara Gençlere Farklı Bakış

çocuk-genç“Doğduğu andan itibaren kendine has kişilik, davranış, duygu, zeka ve görüntüye sahip, farklı yaratıcılık gücü, ilgi ile yetenekleriyle donatılmış insan yavrusuna çocuk, onun bir sonraki evresine ise genç denir”. Bu genel

ifadeden yola çıkarak, çocuğu/genci tanımlamak gerekirse; en uygun tanım ne olmalıdır? Özetle kimdir onlar?

“Doğduğu andan başlayarak, kendine has karakter, davranış, duygu, zeka ve görüntüye sahip, farklı yaratıcılık gücü ilgi ve yeteneklerle donatılmış insan yavrusuna çocuk, daha sonraki aşamada genç denir”.

O halde çocuk/genç eğitiminde temel alınması gereken nokta bireysel farklılıklar olmalıdır.

Herbirini değerlendirirken, onların kendine has özellikler taşıdığını kabullenmeliyiz.

Yine onların farklılıkları, farklı davranışlarına karşı, biz de farklı davranışlar gösterebilmeliyiz.
Ve onu çevresindeki çocuklarla/gençlerle, kendisinden önceki kuşakların (nesiller) çocuk ve gençleriyle kıyaslamaktan da kaçınmalıyız.

Farklı Sosyal Kuşaklar ve Özellikleri başlıklı yazımda yeni neslin farklı özelliklerini detaylı olarak sunmuştum…

Bu yazıyı, son günlerdeki Gezi Parkı eylemlerinde tepki gösterilen gençleri daha iyi anlayabilmemiz için, Lübnan’lı ressam, şair ve filozof Halil Cibran‘ın bir şiiriyle sonlandıracağım…

Çocuklara Gençlere Farklı Bakış

Çocuklara Dair :

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil.

Onlar Hayat’ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları.

Onlar sizinle gelirler ama sizden değil.

Sizinle birlikte olsalar da size ait değil.

Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil,

Çünkü kendi düşünceleri var onların.

Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil,

Çünkü ruhları geleceğin evinde yaşar; düşlerinizde bile gidemezsiniz oraya.

Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.

Çünkü geri geri gitmez yaşam, dün ile oyalanmaz.

Sizler yaysınız ve çocuklarınız bu yaylardan fırlatılan canlı oklar.

Okçu sonsuzluk yolundaki hedefi görür ve okları tez gitsin, ırak gitsin diye var gücüyle gerer sizi O.

Okçunun elinde gerilmek size mutluluk versin

Çünkü O dengeli yayı da sever, uçan oku sevdiği kadar.

Bilgi Kaynakları :
Halil Cibran Kimdir
Çocuk Kimdir
Kendini tanıma; gençlik, gençler

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hacker’ler Nasıl Kar Ediyor

hackerler nasıl kar ediyorGoogle, Microsoft, Facebook, Twitter, Adobe, Mozilla vb. gibi web geliştiricileri, kullanıcılarına açık olan kendi yazılım ve/veya hizmetlerindeki güvenlik açıklarını bulan ve rapor eden kişi ve kuruluşlara ödemeler

yapmaktadır.
Ancak, bu “WhiteHat” lerin (beyaz şapkalı, iyi niyetli korsanlar) çabalarına rağmen, gelişen ve sayıları giderek artan yeraltı “blackhat” (siyah şapkalı, kötü amaçlı korsanlar) hackerleri (bilgisayar korsanları), siber suçlardaki kazancın, beyaz şapkalı olarak kazanacaklarından çok daha fazla olması sebebiyle, bilgisayar korsanlığı maalesef önlenemiyor.

Bu korsanların yasa dışı kötüye kullanma sistematiği, yeraltı dünyasında temel üç yöntem kullanarak oluşturulmaktadır.

1. Açık Kaynakları İzleme ve Takip

WhiteHat korsanları ve araştırmacılar iyi niyetli olsalar da onların kötü amaçlıları önleme çalışmaları, kötüye kullanılabilmekte ve farkında olmadan kötü amaçlı yazılım oluşturmak amacındaki grup ve kişilere yardımcı olabilmektedir.
Zira siber suçlular, bu konuda yayım yapan çevrimiçi forumlar ile web sitelerini tespit ettİkten sonra, meşru (yasal) WhiteHat korsanları ve diğer güvenlik araştırmacılarının öneri ve çabalarını, bu konudaki tavsiyelerini yakından izlemekte, aldıkları bilgileri değerlendirip, hemen yeni saldırı yazılımları, teknikleri ve strateji/taktiklerini devreye sokmaktadır.

2. Sitelerde Sürekli Güvenlik Açığı Arama

Blackhat korsanları, bağımsız WhiteHat araştırmacıları ve sitelerin güvenlik uzmanları ile analistlerinin farkına bile varamadıkları güvenlik açıklarını keşfedebilmektedir. Bu keşif sonrasında ise, o sitedeki açıktan sızarak korsan yazılımlarını rahatlıkla yerleştirmektedir.

3. Para Karşılığı Kötü Amaçlı Yazılım Satışı

Kötü kullanım amaçlı bir çok yazılım, hackerliği merak eden, bu işleri öğrenmek isteyen 3 ncü taraflara (bazı ülke kurumları, grup, site, kişi vs.) tecrübeli uzman hacker grupları veya kişilerce, para karşılığı satılmakta, bu suretle kötü amaçlı yazılım uygulamalarının hızla yayılması sağlanmaktadır.
Bu son şekildeki yaygınlaştırmanın amacı, bu sorunla mücadele edenlerin karşısına daha fazla hedef çıkartarak, işlerini zorlaştırmaya yöneliktir.

Kötü amaçlı yazılımlar en fazla; Google, Microsoft, Facebook, Twitter benzeri siteler, finans kurumları (başta bankalar), ülkelerin hayati önemdeki kurumlarının site ve iletişim sistemleri ile belgelerini hedef almaktadır.

Yukarıda sunulduğu üzere, beyaz şapkalıların tüm çabalarına rağmen, siyah şapkalıların faaliyetleri arzulanan ölçüde engellenemiyor.

Bu faaliyetlerin engellenememesi ise internet korsanlığının çok iyi bir kazanç kapısı olarak faaliyetlerini sürdüreceğini göstermektedir…

İnternet korsanlığını sadece eğlence amaçlı yapan çok sayıda yarı uzman da bulunmaktadır…

Kaynaklar :
Trend Micro Güvenlik İstihbarat Blogu yayımları
New York Time yazısı

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Maymun Para Kullanmayı Öğrenirse..!

capuchin-maymunuAraştırma Yale Üniversitesi’nin maymun laboratuarında başlıyor. 7 adet capuchin maymunu, bir ana kafeste ve bir çok küçük deney kafesinde para kullanmayı öğreniyorlar. Para olarak gümüş renkli somun kullanılıyor. Süreç

gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine konuluyor. Bu maymuna gümüş renkli somun veriliyor. Maymun öncelikle somunu kokluyor, ağzına sokuyor.
Bu aşamada tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor : Elma, üzüm ve jell-o.

Amaç her maymunun sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak.
Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor.

Araştırmacılar maymuna elmayı vermeden önce elindeki parayı alıp elmayı öyle veriyorlar.

Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü keşfetmeye başlıyorlar.

Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar da en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor:

Fiyatlandırma

Bu yeni süreçteki amaç, maymunların insanlar gibi rasyonel kararlar verip veremediğini görmek.
Böylece araştırmacılar, bir çok maymunun tercihi olan jell-o’nun fiyatını iki katına, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını 1 somun yapıyorlar.

Sonuç ilginç 

Maymunlar paralarını en çok yemek alacak şekilde harcamaya başlıyorlar.

1 somun verip 2 elma almayı; 2 somun olan 1 adet jell-o almaya tercih ediyorlar.

İlerleyen günlerde, ana kafesten deney kafesine alınan bir maymun, bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp aniden çılgına dönüyor.

Paraların bulunduğu tepsiyi ana kafese fırlatıp kendisi de ana kafese dalıyor.

Gökten para yağdığını gören ana kafesteki maymunlar, somunları kapışmaya başlıyorlar.

Olay kayıtlara maymun tarihindeki ilk “banka soygunu” ve “hapishane firarı” olarak geçiyor.

Bütün bu kaos içinde, araştırmacılar ana kafes içindeki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyorlar.

Ortalık biraz yatışınca erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp ona elindeki somunlardan birini veriyor.

Bunun karşılığında dişi maymun ve erkek maymun ilişkiye giriyorlar.

İşin ilginç yanı, bu iki maymunun işi bittikten sonra, dişi maymun, erkekten aldığı parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor.

Bu olay da kayıtlara maymun tarihindeki ilk “fuhuş” olarak geçiyor.

Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.

Teşekkür : Bu metni ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bilgi Kaynakları :
Kapuçingiller 
Capuchin monkey (İng.) 
– New York Times : Monkey Business (Capuchin maymunu araştırması yazısı)

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hayatın Ne Olduğu ve Ne Öğrendiğim

hayat-yaşamaya-değerdirHayat’dan; “Nereye gidildiği değil nasıl gidilmesi gerektiğini, Bilginin en büyük güç ve bilgisini kullanabilenin güçlülüğünü, Başkalarının değil kendi yapabildiklerimin geçerliliğini, Hata yapmaktan korkmayı değil onları

tekrarlamamayı, Karşıt görüşlere saygılı olmayı, Görüşlerimi korkmadan ve tarafsız açıklayabilmeyi, Edep-adap ve tevazu içinde basit yaşamanın sihrini,
Bilginin ihtiyacı olabileceklere ulaştırılmasını,
Bunun için de sürekli iletişim ve paylaşım halinde olmayı,
Her başarıslıkdan ders çıkarmak ve bir sonraki hamlemde onlardan yararlanmayı,
Geçmişteki hatalarımın bugünlerim ve bugünkülerin de gelecekteki başarılarımın sigortaları olacağını ve buna da tecrübe dendiğini,
Daha sayılabilecek bir çok şey olmasına rağmen,
En önemlisinin insan olduğumu ve onun haysiyetine uygun yaşam içinde olma mecburiyetimi,
Aklımdan  hiç çıkarmamam gerektiğini,”
Öğrendim…

Biraz da bu konuda diğer kaynaklarda neler denmiş onlara bakalım…

Hayatın anlamı:

Felsefi bir soru olan “Hayatın anlamı nedir?”, farklı insanlar tarafından farklı şekillerde algılanabilir ve “anlam” sözcüğünün buradaki belirsizliği farklı açıklamalara yol açar: “Hayatın kökeni nedir?” , “Evrenin ve yaşamın doğası nedir?”, “Hayatı değerli kılan şey nedir?”, “İnsanın hayattaki amacı nedir?”. Bu sorulara bilimsel teorilerden felsefî, teolojik ve ruhanî argümanlara kadar birçok değişik şekilde cevap verilmektedir.

Hayat: Canlı organizmanın canlılık faliyetini sürmesi , Görme ,işitme , doku organlarını kullanabilmesi , fiziksel hareketlerini yerine getirebilmesi ve yasamsal fonksiyonlarında bir durma yaşamamasına denir. Başka bir bakış açısına göre de “Hayatın anlamı” sorunu ancak ölümle son bulur, cevaplanabilir. Felsefî bakış açısına göre sonuç kaçınılmaz olan ölümdür. Yaşadıkları hayattan (zengin, fakir, zeki, aptal, güzel, çirkin) bağımsız olarak her insan ölür ve bu sorun da son bulur. [Kaynak: Vikipedi ]

Hayat Nedir?

Hayat skor tabelası tutmak değildir.
Kaç arkadaşınız olduğu ya da kaçının sizi arkadaş kabul ettiği değildir.
Hafta sonu için planlarınızın olması değildir. Hafta sonunda yalnız olmanız da değildir.
Şu sıralar sevgiliniz olması değildir. Geçmişte sevgiliniz olması değildir.
Geçmişte kaç sevgiliniz olduğu değildir. Bugüne kadar hiç sevgilinizin olmaması da değildir.
Sizi kimin öptüğü değildir.
Aileniz ya da onların serveti değildir.
Hangi okula gittiğiniz değildir.
Ne kadar güzel ya da ne kadar çirkin olduğunuz değildir. Giydikleriniz, ayakkabılarınız değildir.
Ne çeşit müzik dinlediğiniz değildir.
Okul notlarınız değildir. Ne kadar akıllı olduğunuz değildir. Herkesin size verdiği akıl notu hiç değildir.
Hayat standart testlerinin belirlediği kişiliğiniz de değildir.
Hayat bir kağıda dökülmüş hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini kimin kabul ettiği de değildir.

Ama hayat; kimi sevdiğiniz, kimi incittiğinizdir. Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiğinizdir.
Sizin olanları koruyabilme ya da mahvedebilmenizdir. Dostluklarınızdır.
Neyi söylediğiniz ve neyi kastettiğinizdir. Hangi önemli hüküm ve kararları verdiğiniz ve de niçin verdiğinizdir.
İçinizde sevgiyi taşımak, büyütmek ve dağıtmaktır.”

Ama en önemlisi, yalnız başınıza asla gerçekleştiremeyeceğiniz bir şeyi yapmak, hayatınızı, başka insanların kalbine dokundurabilmektir.
Başkalarının kalplerini etkileyecek yolu ancak siz seçersiniz. Ve hayat bu seçimlerdir zaten.
Hayat silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. Ve insanlar böyle büyürler.

Unutmayın; yaşama kendimizden ne katarsak, yaşamdan onu alırız…”
Kaynak : Nüve Forum

Şimdi de final bölümünü okuyunuz lütfen…

Hayat Yağmurda Dans Etmeyi Becerebilmektir

Bir varmış bir yokmuş.
Kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.
“Hımm, demiş, galiba bugün saçımı örgü yapacağım!..”
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş…

Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, Kafasında iki tel saç kalmışmış…
“H-M-M,” demiş,
“Bugün saçımı ikiye ayıracağım!..”
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş…

Bir ertesi gün gene kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
“Tamam, tamam demiş, artık bugün at kuyruğu yaparım!..”
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş…

Daha bir ertesi, aynaya baktığında,
Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!..
“Vay!” diye bağırmış!
“Bugün saç derdim yok…”

Bakış açısı her şeydir.
Daima kibar ol..
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten…
Basit yaşa, cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini…
Tatlı konuş…

Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki..!
Yağmurda dans etmeyi becerebilmektir


Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog