Etiket arşivi: Hayat

Hayatı Mutlu Yaşama Tavsiyeleri

mutlu insanlarUstaca yaşamak, hayatın iliklerine kadar tadını çıkarmak çok mu zor? İnsanın kendisiyle barışık yaşaması mümkün müdür? Başka insanları anlamaya çalışmak, onlarla sevgi ve saygı temelinde sağlıklı ilişkiler kurabilmek

olanaksız mıdır?
Hayatın tadını çıkarmak için bunların hepsini yapmak pekala mümkündür..!
Bana göre; bu mümkünleri hayata geçirmek için, basitçe yapılması gerekenler şunlardır…

Hayatı Mutlu Yaşama Tavsiyeleri

– “Hayat ile zamanı kovalamak, onun arkasına takılmak yerine, yaşadığınız şimdiki anın doyasıya tadını çıkarın.
– Zira; gününüzü anlamlı kılan, o gün içindeki anlarınızı yaşamaktır.
– Yeniliklere açık olup, onları anlamaya çalışın.
– Her yeniliğin, beraberinde zorluklar yanı sıra kolaylıklar getirebileceğini bilin.
– Hayatın beklenmedik anlarındaki zorlukları ile sürprizlerine hazırlıklı olun.
– Karşılaşacağınız bu zorluklar ve sürprizlerle başa çıkabilmek için, daha önceki yıllarınızda onlara benzer olanlarla nasıl başa çıktığınızı hatırlayın.
– Kendinizle temas kurun ve özeleştrinizi devreye sokun.
– Hayat hakkında; ne düşündüğünüzü, nasıl hissettiğinizi düşünüp, tarafsız olarak değerlendirin.
– Kendinizle; düşünsel, duygusal, fiziksel ve mekansal temas kuramazsanız, sevdiğiniz insanlara ve özellikle de hayata dokunmanız çok zor olacaktır.
– Her şeyin size bağlı ve elinizde olduğunu hiç unutmayın ve kendinize olabildiğince zaman ayırın.
– Her fırsatta bolca gülümseyin, kendinizi sevin, kendinizin farkında olun ve değerinizi çok iyi bilin.
– Bunları yaptığınızda; aile fertleriniz, çevrenizdeki diğer insanlara daha çok zaman ayırabilirsiniz. İnsanlara içten gülümseyebilir, ilgi gösterebilir, dertlerini dinleyebilir, böylece herkese sizi daha çok sevme, anlama şansı verebilir ve onlardan da aynı davranışları görürsünüz.
– Bu naçizane, hayatı mutlu yaşama tavsiyelerini, yaşamınızda birer yardımcı araç olarak kullandığınız sürece, hayatınız; daha kolay, daha mutlu, daha kaliteli ve daha yaşanılır olacaktır…”
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi

Hayatı mutlu yaşama tavsiyeleri olarak, bir dosttan gelen mailde, harika tavsiyeleri içeren bir yazı yer alıyordu, ancak kaynağı (yazarı) belli değildi. Epey araştırdım ve sonunda yazıya ulaştım ve şimdi sizlere sunuyorum…

Charlie Chaplin’i anıyoruz

Dün Charlie Chaplin’in 125. Doğum günüydü.
Onu şu üç dokunaklı cümlesi ile hatırlıyoruz:
– Bu dünyada hiç bir şey kalıcı değil. Hatta sorunlarımız bile.
– Yağmurda yürümeyi severim. Çünkü gözyaşlarım farkedilmez.
– Hayatta en çok boşa harcanan gün, gülmediğimiz gündür.

HAYATın amacı elinizde ne varsa ondan MUTLU olmanızdır.
Eğer stres içindeyseniz bir mola verin. Ve molada dondurma, çikolata, şekerleme, pasta yeyin.
Neden mi, çünkü stressed kelimesinin İngilizce tersi desserts (tatlılar) dır.

Size birkaç öneri :
sıkıcı arkadaşlardan uzak durun
aptalları eğlendirmeye çalışmayın
yüksek idealleriniz olsun
fakirlere asla yüksekten bakmayın
aptalca hikayelere tepki vermekten kaçının.
kendinizi başarıya odaklayın
düşünceleriniz hep ilerisi için olsun

İYİ ARKADAŞ, İYİ BİR İLAÇTIR.

AYNI ŞEKİLDE İYİ BİR GURUP ARKADAŞ İYİ İLAÇLARLA DOLU BİR ECZANEDİR

DÜNYADA 6 EN İYİ ŞİFA KAYNAĞI :
1. Güneş ışığı
2. Dinlenme
3. Egzersiz
4. Doğru beslenme
5. Özgüven
6. ARKADAŞLAR

BUNLARIN HEPSİNİ HAYATININ HER DÖNEMİNDE MUHAFAZA ET VE SAĞLIKLI BİR YAŞAM SÜR.

AY’I GÖREBİLİYORSAN TANRININ GÜZELLİĞİNİ, GÜNEŞİ GÖREBİLİYORSAN TANRININ GÜCÜNÜ, AYNADA KENDİNİ GÖRÜYORSAN TANRININ YARATTIĞI EN MÜKEMMEL ŞEYİ GÖRÜRSÜN.

VE KENDİNE İNAN, HEPİMİZ BU DÜNYADAN GEÇEN TURİSTLERİZ, TANRI BÜTÜN ROTAMIZI HAZIRLAYAN, REZERVASYONLARIMIZI YAPAN VE VARACAĞIMIZ NOKTALARI PROGRAMLAMIŞ SEYAHAT ACENTAMIZDIR.

ONA GÜVEN VE HAYAT ADINI VERDİĞİMİZ BU SEYAHATTEN ZEVK ALMAYA BAK.

HAYATTAKİ AMAÇLARIMIZ ŞÖYLE OLMALI :
9 8 7 6 5 4 3 2 1 0
9= günde 9 bardak su
8= 8 saat iyi uyku
7= dünyanın 7 harikasını görmek için seyahat et
6= haftanın 6 günü çalış
5= 5 haneli gelirin olsun
4= 4 tekerleğin olsun
3= 3 odalı düz ayak bir evin olsun
2= 2 sevimli çocuğun olsun
1= 1 sevdiğin olsun
0= 0 gerilim.
BU HAYAT BİR DAHA YAŞANILMAYACAK…

Teşekkür :
– Maili ileten Sayın Taner Vidinligil.
– Blogunda; “Charlie Chaplin’ yazısını kaleme alan Sayın M. Nail Keçili.

Konu hakkında yararlanabilecek diğer kaynaklar :
Pozitif Düşünce Gücüyle Mutlu Yaşamın Sırları 
10 Adımda Mutlu Yaşamın Sırrı 
Hayatı mutlu yaşamanın 10 sırrı 

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hayatın Değeri Bilinmelidir

hayatın harika güzellikleriHayatımızda var olan; sevginin, ailenin, dostluğun, aşkın ve daha bir çok güzelliğin değerini bilmeliyiz. Hayat gerçekten çok acımasız. Ancak, “hayat acımasız, çok fazla zorlukları var” diye ondan kaçmamalıyız. Bir şekilde

hayatın bir yerinden tutunmalıyız.
Hayata sarılmak, değerini fark etmek ve ‘değerini bilmekte’ olumluluk başarının anahtarıdır. Bir de hayatın güzelliklerinin ve değerinin ayrıntılarda saklı olduğunu unutmamalıyız.
Hayatta yer alan ayrıntılar ve parçalar güzel ise hayatın bütünü de güzeldir. Parçalar ayrıntıdır. Bütünü güzel yapan, onun parçalarıdır. Hayat düşünce ve ona bakış açısıyla da ilgilidir. Nasıl düşünürseniz, hayata nasıl bakarsanız, onu öyle görürsünüz.
Özetle hayatımızda her şey; düşüncelerimiz, algılarımız, nasıl yaşamayı seçtiğimiz, tercihlerimiz ve ona bakış açımızla doğrudan ilişkili.
Doğru düşünce ile bakabilmek, ayrıntı ve parçaları görerek bütünün güzelliklerini fark etmek, böylece hayatın değerini bilmek mümkün.

Hayat ona bakışımızla anlam kazanır. Sadece bir noktayı görürsek hayatımız akıp gider ve farkına varamayız. Oysa ki görülecek tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşayabilirsek, akıp giden hayatımız daha fazla anlam kazanır. Yani, hayatın basit güzelliklerini görebilmek, onun değerini daha net kavramayı sağlar. Bu sebeple de hayatın değeri bilinmelidir.

Şimdi sizlere hayatın değeri ve güzelliklerini içeren güzel yazılar sunacağım. Bunlardan bazıları yazı, bazıları şiir olacaktır.
Buyurun okuyunuz…

Mutluluğun sırrı nedir?

Bir gün yaşlı bilgenin sarayına bir adam gelir.
Der ki; bana mutluluğun sırrını söyler misin?
Bilge, adama şöyle bir bakar ve içine sıvı yağ konmuş olan bir kaşık verir ve ‘bu kaşığı al, sarayımı gez, sonra neler gördüğünü gel bana anlat.
Ama sakın ha kaşıktaki yağı dökme‘ der.
‘Peki’ der genç adam, içi yağ dolu kaşığı alır ve gezmeye başlar, iki saat sonra tekrar bilgenin yanına gelir.
Bilge sorar; ‘gezdin mi sarayımı?’ Adam gezdim der gibi kafasını sallar.
‘Peki, cennet bahçemdeki gülleri gördün mü?’ Adam cevaplar ‘hayır’.
Bilge tekrar sorar; ‘Peki yeni doğmuş tayları?’ ‘Hayır’.
‘Mis kokulu çam ağaçlarımı?’ ‘Hayır’.
‘Sarayımın duvarlarında ki çinileri?’ ‘Hayır’…
Bilge ne sorduysa adam hayır diye cevaplamaktadır.
Hayır demekten sıkılan adam ‘Kaşıktaki yağı dökmemek için hiçbir şeye bakamadım ki‘ der. Bilge yağ dolu bir kaşık daha verir…
Devamını Oku : Hayatın Güzellikleri Farkedilmelidir 

Bahaneler bulmaya çalışsan da bu hayat ‘senin’

ABD’nin San Fransisco şehrinde yaşayan Fabian Pfortmüller, Michael Radparvar ve Dave Radparvar hayatlarından fazlasıyla sıkıldıklarını fark eder ve yeni bir arayışa girerler. Meşhur Union Square parkında oturup yeni hayatlarına dair akıllarından geçenleri o ana kadar yaşadıkları tecrübelerle birleştirip kağıda dökmeye başlarlar. İşte Holstee Manifestosu da böyle doğar. Bu metnin basılı hali 500 bin kopyaya ulaşır. İnternetteki paylaşım sayısı 60 milyonu geçer! Fabian, Michael ve Dave, en yılgın anlarında insanlığın ortak yaralarını ve paydalarını bulmuştur. Ama sonuçta bu da ticari bir girişimin fitili olur ki, bazı eleştirilerin de ister istemez yolunu yapar. İşte bilgisayarımda arada sırada açtığım resimlerden birisi de bu Holstee Manifestosu. İlginç bir şekilde internette hiç paylaşmadığımı düşünüp hatamı düzelttim. Burada da bulunsun…
Holstee Manifestosu
“Bu senin hayatın. Ne seviyorsan onu yap ve bunu sıklıkla yap. Eğer bir şeyi sevmiyorsan, değiştir. Eğer işini sevmiyorsan, bırak. Eğer yeterince vaktin yoksa, televizyon izlemeyi kes. Eğer hayatının aşkını arıyorsan, dur; sevdiğin işleri yapmaya başladığında seni bekliyor olacak. Fazla analiz yapmayı kes, hayat basittir. Her lokman için şükret. Bütün duygular güzeldir. Aklını, kollarını ve kalbini yeni şeylere ve insalara aç. Biz farklılıklarımızla birleşiriz. Yanında gördüğün insana tutkusunu sor ve sana ilham veren hayalini onunla paylaş. Sık sık seyahat et, kaybolmak kendini bulmana yardım eder. Bazı fırsatlar bir kez gelir, onları yakala. Hayat tanıştığın insanlarla ve yarattığın yeni şeylerden ibarettir; bu yüzden çık ve yaratmaya başla. Hayat kısa. Hayalini yaşa ve tutkunu paylaş.“
Tamamını oku : M. Serdar Kuzuloğlu

Hayat Nasıl Öğrenilir?

Hayatı öğrenmek; sadece dinlemek, okumak, görmek, anlamakla olmuyor. Bunlar hayatın ne olduğunu anlamamıza yetmiyor. Hayat tam anlamıyla yaşanmadan öğrenilemiyor. Hayatı hissetmek de gerekiyor. Yaşamımızdaki yanılgılar, başarısızlıklar, pişmanlıklar, yıkılmalar, tekrar ayağa kalkışlar, özetle her şeyden dersler çıkararak, bir sonraki evrelerde ne yapılması gerektiğini kavrayabilmek. Bunu da ancak hayatı bire bir yaşayarak öğrenebiliyoruz. Hayatın nasıl öğrenileceği ve bu öğrenme sonucunda neler kazanılabileceğine ilişkin harika bir şiir, hayatın neden yaşanarak öğrenilmesi gerektiğini çok güzel açıklamakta.
Buyurun bu şiiri okuyun : Hayattan Ne Öğrendim

Nasıl Yaşamalı ki?

Hayatı nasıl yaşamalı ki ? Şöyle ucundan kenarından mı alsak biraz; yoksa doyasıya kucaklasak mı? Hani ağzımız yanar diye acısından kaçsak mı; yoksa acının üstüne tatlı daha hoş gelebilir diyerek huzura giden yolda acılara sarılsak mı?
‘Nasıl yapıyorsun’ diye sordu bana arkadaşım; ‘nasıl başarıyorsun da en kötü gününde bile giyimine kuşamına dikkat ediyorsun; internete girip yazılarını yazıyorsun, mesajlarını takip ediyorsun? Hiç dökülmüyorsun, hiç kendini bırakmıyorsun?’ Hayatı bırakmak mı? Perde açıldıkça, ben bu sahnede rol aldıkça bırakmaya… Yazının devamı için Buraya Tıklayın 

Felsefe : Hayatı Nasıl Yaşamalı

Son dönemde sitemiz hayatın anlamı, yaşamak, yaşamın düzeni gibi temel sorunlara odaklanmıştır. Felsefi terminolojiden sıyrılıp, kaynak sorular sorulmaktadır. Cevap vermektense soru üretebilmek daha felsefi bir uğraştır. Felsefe bu tür sorularla doğmuştur. Hayattaki küçük problemler yerine hayatın kendisini problem edinmiştir. Felsefe yapan kişi hayatın köklerine ilişkin sorular sorar. Her alanda kendini gösterebilen felsefe etkinliği, bir işlemden ziyade, yaşam şeklidir. Felsefece yaşayan kişi olayları… Devamını Buradan Okuyun

Yaşamaya Zenginliğe ve Dostluğa Dair

İnsanlar, içgüdüsel olarak iyi yaşamak ister. İyi yaşamaktan amaç; “çok para kazanmak, şan-şöhret sahibi olmak, özetle güçlenip her istediğini almak-elde etmek ve böylece hayatın tadını çıkarmak mıdır?” Kimilerine göre öyledir. Ancak, yaşamını bu materyalist kalıpda ve bu konumda sürdürenler, bir süre sonra kendilerinde bazı eksiklikler olduğunu hissedeceklerdir. Yaşamanın, zenginliğin, paylaşmanın ve dostluğun anlamını algılayamama ve bunların eksikliğini bilememe sonucunda, insanlar mutsuz olduklarını da mutlaka fark edeceklerdir. Bugün internetteki… Devamını Oku : Yaşamaya, zenginliğe ve dostluğa dair sözler 

Yazanın Notu :

Hayatın güzelliklerini keşfedin.
Hayat tümüyle “Güzellikleri fark etme sanatı”dır!
Fark edip etmemek tamamıyla sizin elinizdedir…
Sevgiyle kalınız dostlar…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Hayatın Farklı Yönleri de Var

hayatın farklı güzellikleriHayatın farklı ve yeni yönlerini keşfetme arzusu duyuyor musunuz? Aslında; hayatın farklı yönleri insanların burnunun dibinde, hep gözünün önünde. İnsanlar, bu yönlerden büyük çoğunlukla alıştıklarını, işine gelenleri, yani

hemen her gün tekrarladıklarını seçiyor. Farklı olanları tanıma, deneme vs. arzularını bastırıyor. Bastırıyor, çünkü alışılmışın bilinirliği, daha güvenli oluşu, en önemlisi de rahatlığını tercih ediyor. Bir süre sonra bu tercihleri vazgeçilemez, sözü dahi edilemez tabulara dönüşüyor. Bunların sonucunda ise, yeni ve farklı olanları keşfetmekten, denemekten çekinir, korkar hale geliyorlar. Böyle olunca da kendilerini hayatın monotonluğundan kurtaramıyor, çoğunlukla da mutsuz, hayata olumsuz bakan bir kişiliğe bürünüyorlar.

Olumlu, mutlu ve pozitif olarak hayata bakabilecek insanda; mevcut yaşama dinamikleri, mutluluk, sevgi, hayata daha fazla sarılmak, ondan olabildiğince tad almak vb. duyguların, olağanüstü arttığı görülecektir…

Alışılmışın monotonluğunu ve endişeleri düzeltmenin en iyi yolu, düşünceleri doğru şeylere yönlendirmek, olumsuz şeylerden olabildiğince uzak durmaktır. Çünkü düşünceler, olumsuzlukları sürekli gündeminde tuttukça, içinde bulunulan bu ortamdan kurtulması o denli zor olmaktadır.

Daha anlamlı bir hayatı yakalamak, güzellikleri, mutlulukları ıskalamamak için; insanın önce kendi iç gücünü keşfetmeye çalışması, kendi ruhunu beslemeyi ve kendini sevmeyi öğrenmesi, yaşamdaki farklı ve yeni yönleri denemesi gerekmektedir.

Pasif rolden çıkıp, hayatın içinde aktif olarak rol almaya başlayan insan, yaşamın yeni ve farklı yönlerini kaşfetmeye başladığında, bambaşka bir insan olduğunu şaşkınlıkla da olsa, görebilecektir.

Enerjisi, yaşama tutkusu pozitif olarak değişecek bir insan, bu sayede kendini sevmeyi de öğrenecek, bu sevgiyi başkalarına da kolaylıkla aktarabilecektir. Bence en önemlisi olan, “başkalarının da kendisini sevmelerini sağlayacaktır”…

Pozitif enerjisini, yaşama tutkusunu, sevgisini ve bilgisini, diğer insanlarla buluşturan ve bunu olabildiğince paylaşanlara selam olsun.

İnsanlar kendilerine, hayatın farklı ve yeni yönlerini tanıma fırsatı vermelidir.

Yazılarımın sonunda sık sık kullandığım bir sözümle bu yazıyı da sonlandırıyorum.

Sevgiyle kalınız…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hayat Nasıl Öğrenilir?

hayatı öğrenmekHayatı öğrenmek; sadece dinlemek, okumak, görmek, anlamakla olmuyor. Bunlar hayatın ne olduğunu anlamamıza yetmiyor. Hayat tam anlamıyla yaşanmadan öğrenilemiyor. Hayatı hissetmek de gerekiyor. Yaşamımızdaki

yanılgılar, başarısızlıklar, pişmanlıklar, yıkılmalar, tekrar ayağa kalkışlar, özetle her şeyden dersler çıkararak, bir sonraki evrelerde ne yapılması gerektiğini kavrayabilmek. Bunu da ancak hayatı bire bir yaşayarak öğrenebiliyoruz.

Bizim bildiklerimiz sadece gördüklerimiz midir? Göremediğimiz gerçekler doğru sandıklarımızı değiştirebilir mi? Buna benzer yüzlerce soru sorulabilir.

Hayatın nasıl öğrenileceği ve bu öğrenme sonucunda neler kazanılabileceğine ilişkin harika bir şiir, hayatın neden yaşanarak öğrenilmesi gerektiğini çok güzel açıklamakta.

Buyurun bu şiiri okuyun…

Hayattan Ne Öğrendim

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yasamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya,
Kalp durur…
Akıl unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Yazanın Notu :
Dünden ders al, bugünü yaşa ve yarın için umudun olsun…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Hayat Böyledir İşte..!

hayat böyledir işte pencereBir insana, objeye, manzaraya, caddeye veya bina-eve vs. baktığınızda ilk gördüğünüz, onun eksikleri, yanlışları ise (tabii size göre) sonuçları tamamen farklı olabilir.  Zira ilk görüşe bağlı olarak yapacağınız yorum, sizi

muhtemelen yanıltabilecektir. Bu gibi ilk görülen hakkındaki yorumun yanılgıları ve bunu alışkanlık haline getirmeniz, sizi daha karamsar ve hayatınızı da daha zor yaşanabilir bir hale getirebilecektir.

Aşağıda sunacağım hikaye, hayata bakışımızın neye bağlı olduğunu çok güzel açıklamaktadır. Buyurun okuyun…

Hayat Böyledir İşte..!

Baktığımız Pencere

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş.

– Kadın kocasına:
‘Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor’ demiş.

Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış,

‘Bak’ demiş kocasına ‘ Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba?’

Kocası: ‘Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim’ diye cevap vermiş.

Hayat böyle değil midir ?

Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır.

Teşekkür : Hikayeyi ileten Sayın yazlık komşum.

Yazanın Notu :

Nietzsche, ”Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurumda senin içine bakar” der.

Karanlığa uzun uzun bakmaya gelmez, zira kötümserlik karanlığının gözlerine takılıp  kalabiliriz.
Yanlış ve kötü düşüncelerin içimizde birer yuva yapabilecekleri kadar uzun süre kalmalarına da izin vermemeliyiz.
Şayet izin verirsek, onlar tarafından tüketilmeye, kişiliğimizin bozulmasına razı olmuş hale gelebiliriz…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

İnsanın Ne Olduğu ve Nasıl Yaşadığı

insanİnsan (taksonomik adıyla Homo Sapiens Latince “akıllı insan” veya “bilen insan”), Homo cinsi içerisindeki yaşayan tek tür. Anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce

kavuşmuştur.
Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri Dünya’daki diğer türlerden farklı olarak kullanış amacı geniş araç-gereç yapımına imkan sağlamıştır.
Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekası gibi üst düzey seviyede düşünmesini sağlayan özellikler, insanı “insan” yapan özellikler olarak sayılmaktadır… Kaynak : Vikipedi

İşte uzmanlardan ortalama bir hayat 

İnsan ömrünü ortalama 75 yıl olarak baz alan İngiliz bilim adamları bir ömrün bilançosunu çıkardı. Buna göre insan;  115 günü çekici bulduklarını gözetlemekle geçiriyor. Ve yalnızca 115 gün gülüyor. İngiliz uzmanlar ortalama bir insanın yaşamını nasıl geçirdiğini de araştırdı. İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre, ortalama 75 yıl (27 bin 375 gün) yaşayan bir insan, hayatının bir yılını işten ya da okuldan kaytararak geçiyor. Öte yandan gülümsemeye yalnızca 115 gün ayırıyor.

Diğer tespitler ise şöyle 

* Sıradan bir insan hayatının üçte birinden fazlasını yani 26 yılını uykuda geçiriyor. Diğer yandan 7 yılını da uykuya dalmaya çalışarak harcıyor.

* Kadınlar hayatları boyunca 3 yıl bulaşık yıkıyor

* Temizlik süpürme cam silme toz alma ve evi toparlama gibi faaliyetler genellikle kadınların ömründen 5.5 yıl çalıyor.

* Tam 5 ay birşeylerden şikayet ederek ziyan oluyor.

* Öte yandan yalnızca 115 gün gülerek ve kahkaha atarak geçiyor.

* Ömrün yaklaşık bir yılı bekleme halinde harcanıyor. Bu sürenin 6 ayı çeşitli kuyruklarda 27 günü otobüs duraklarında ve 20 haftası da telefonda santral operatörlerinin bağlamasını beklerken harcanıyor.

* Kadınlar hayatının 136 gününü dışarıya çıkmak için kıyafet seçip giyinmek makyaj yapmak ve genel olarak kendilerine bakım yaparak geçiriyor.

* Buna karşılık erkekler yaşamları boyunca 46 gün gece dışarıya çıkmak için hazırlanıyor.

* Erkekler ise yaşamları süresince 3 bin saat traş oluyor.

* Tüm cilt kanseri uyarılarına rağmen ortalama bir insan hayatının 2 bin 170 saatini güneşlenmeye ayırıyor.

* Sigara tiryakileri gün boyunca aldıkları sigara molalarına hayatlarından 160 gün ayırıyor.

* Ömrün ortalama olarak 1 yılı çeşitli mazeretlerle iş ya da okuldan kaytararak geçiyor.

* Erkekler yaşamlarının 1 yılını çekici buldukları kadınları gözetlemekle geçiriyor. Bu da günde 43 dakika süresince yaklaşık 10 kadını “kesmek” anlamına geliyor.

* Diğer yandan kadınlar toplamda 6 aylarını beğendikleri erkeklere bakarak harcıyor.

* Hayatın yalnızca 1 ayı sevdiğiniz insana sarılmak güneşin batışını izlemek ve sevgilinizle başbaşa yemek yemek gibi romantik aktivitelerle geçiyor.

* Ortalama bir genç hayatının 5 yılını internete ayırıyor.

* Ömrün 19 yılı iş yerinde çalışarak 6 yıl da yiyerek ve birşeyler içerek geçiyor.

* 6 yıl ise yollarda seyahat ederek harcanıyor.

* Öte yandan ömrün yaklaşık 11 yılı televizyonun karşısında pinekleyerek harcanıyor. Kaynak: Aşk Turka

Bir insan ömrü nasıl geçer? Bazı şeyler için çok geç olabilir. İnsan ömrü, insanların hayatı nasıl geçer, insan ömrünün ne kadarı tuvalette geçer vs… İyimser bir hesapla diyelim ki seksen yıl yaşadınız. Hergün çalışmak, yemek yemek ve uyumakla geçen saatler ayrı yarı hesaplanırsa ortaya korkunç sonuçlar çıkıyor.

1. İnsanlar hakkındaki tespitler de şöyle 

Seksen yılınız ede ede 29,200 gün ediyor…

Günde yedi saat uyursanız, seksen yılda 204,400 saat yani 23 yıl 4 ay uyuumuş olursunuz, Fakat uyumadan olmuyor. İnsan ömrünün büyük bir bölümü uyuyarak geçiyor.

Geri kalan 56 yıl 8 ayınızın 1 yılı tuvalette, 7 yılı yolda,  2 yılı banyoda, 6 yılı yemek sofrasında, 23 yılı mesai başında, hiç sınıfta kalmazsanız 3 yılı okulda, 2 yılı evde ders çalışmakta, 6 yılı kuyrukta ya da orda burda beklentilerle ve alıverişe ayrılan vakitle geçiyor, elde kalıyor 6 yıl 8 ayınız…

Erkekler askerlik ve tıraş olmakla 3 yıl vakit harcarken, kadınlarda bu 3 yılı makyaj yaparak ve kuaförde geçirip durumu dengeliyor. Kadın veya erkek olsun ömür boyu tırnak kesmek 1 ayımızı alıyor.

Her insanın zorunda olduğu para sayma işi de ister istemez 4 ayımızı alıyor.

Gelelim size kalan 3 yıl 3 ayınıza… Evliyseniz bunun 1 yılı karı-koca kavgasıyla geçer. Bu ise, 40 yıllık evlilik ve günde ortalama yarım saatlik ağız dalaşı gibi iyimser bir hesapla oluyor tabi! Kimi evlilikler vardır ki onların kavgaları bu 3 yıl 3 aya bile sığmaz. Biz bu arada mülayim bir çift örnek alıyoruz. Bekarsanız karı koca kavgasına ayıracağınız zaman, telefon başında geçiriyor.

Kalakalıyor sadece 10 ayınız…

Günde 15 dk. televizyon izlerseniz/ -ki izliyorsunuz- gitti işte 10 ayınız .  Hayat tamam oldu. Saatlerce tv izleyenler o vakti ya seksten, ya da ders çalışmaktan çalıyor. Çünkü başka türlü olmaz, hesap ortada…

Ayrıca bu hesaba yolculuk yapmanız, hastalanıp yatmanız, erkeklerin sünnet, kadınların lohusalık dönemleri, kimi cenazelere katılmanız, karakolluk olmanız, mahkemeleriniz, banka ziyaretleriniz, dişçi, doktor tantanaları gibi kayıp zamanlar katılmadı.

Hesaba katılmayan en önemli şey, kitap okumak, tiyatro, sinema, bale, opera
izlemek, bir yerlere tatile gitmek, yan gelip yatmak…

Bütün bunlara ayıracak zamanınızın olmadığı somut ve aritmatik olarak çözümleniyor.

Üstelik herkes seksen yıl yaşamıyor, Kötümser bir hesapla tuvalete gitmeye bile vaktiniz kalmadı…

Yaşamı boyunca ne kadar yol yürüyor, ne kadar kelime konuşuyor, ne kadar uyuyor, kaç yıl çalışıyor?

2. Bakın, insanın ortalama hayatı ise nasıl geçiyor…

130 bin km yol yürüyor.
90 milyon kelime konuşuyor.
18 yıl ayakta duruyor.
2 yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılıyor.
25 bin beygir gücü enerji harcıyor.
300 ton ağırlık kaldırıyor.
105 gün suda kalıyor.
26 yıl uyuyor.
Ortalama 2 yıl telefonla konuşurak geçiyor.

İnsanın maddi değerine gelince 

Bir insanda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ bulunuyor.
Orta boy çivi yapacak kadar demire sahip.
Bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker bulunuyor.
Küçük bir tavuk kümesini badanalayacak kadar kireç var.
2000 kibrit yapacak kadar fosfor bulunuyor.
Ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum var.

İnsan ortalama 70 yıl yaşar
Bunun yarısını gece yaşar ve bu süreçte genelde uyur.
Geriye 35 yıl kalır.
Bu 35 yılın 5 yılı çocukluktayken geçer ve anlaşılmaz.
5 yılı da yailanınca gider ve yaşantının bu kısmından da fazla birşey anlaşılmaz.
Geriye 25 yıl kalır.
Bu 25 yılın 15 senesi çalışarak geçiyor.
Geriye 10 yıl kalır.
Bir de tuvalet banyo gibi ihtayaçlar var bunlara da 5 yıl gider
Geriye sadece 5 yıl kalır.
Su gibi akıp giden zamanda kalan 5 yıl içerisinde de insanlar ne yaşar, ne yaşamaz.

İşte insan ömrü böyle geçiyormuş… 🙂

Neanderthaller ile Homo Sapiens’lerin benzerliklerini buradan okuyunuz.

Teşekkür : 1 ve 2 nolu metinleri e-postayla ileterek araştırma yapmam, böylece yazıyı yazmama vesile olan kadim dostum Sayın Abbas Kocabaş.

Yazanın Notu :

Homo Sapiens Nedir? Bilgin insan (bilen insan). İnsanın bir us varlığı olduğu düşüncesi, antikçağın en önemli düşünürlerinden biri olan Anaksagoras tarafından ileri sürülmüştür. Anaksagoras, insan üstüne çok derinlemesine düşünmüş, parlak ve çağını çok aşan sezilerde bulunmuş bir düşünürdür. İnsanın elleri olduğu için mi akıllı olduğu, yoksa akıllı olduğu için mi elleri olduğu üstüne ilkin düşünen de odur. Her iki düşünceye Aristoteles de katılmıştır. Aristoteles’in Anaksagoras’dan aldığı akıllı insan kavramını skolastikler anima rationalis eyimiyle Latinceye çevirmişlerdir. Doğabilimci Karl von Linne, Systema Naturae (1778) adlı yapıtında bu deyimi ekinli (kültürlü) oluşuyla hayvandan ayırmak istediği insan türünü nitelemek için kullanmıştır. La. Sapiens sözcüğü uslu (akıllı) anlamını dile getirir.

Özetle homo sapiens, insanın anatomik geçmiş zincirinde ki sondan bir önce ki halkadır… Son halka ise Homo sapiens sapienstir…

Homo sapiens sapiens, Homo sapiens (insan) türünün üçlü isimlendirilmiş alt türlerinden birisi, modern insandır. Homo sapiensin soyu tükenmemiş tek alt türüdür. 1997’de keşfedilen yakın akrabası Homo sapiens idaltu, yaklaşık 160.000 yıl önce Afrika’da yaşamıştır.

Homo sapiens sapiens, “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demektir. Bu düşünceyi ortaya ilk Rene Descartes atmıştır. Günümüz modern insanı bu alt türe mensuptur, ancak çoğunlukla sadece Homo sapiens olarak anılır.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Koşuşturmadan Önce Okuyun

koşuşturmadan önce okuyunHayatın güzellikleri; bazen küçük şeylerde, bazen komik şeylerde, başlangıç ile bitişlerde, uzak bir diyarda, bir hayalin, bir umudun içinde ve bazen de yüreğimizde gelişir. Bir güzelliği görmek, onu keşfetmek için aşırı çabaya

gerek de yoktur.
Bir kuşun uçuşu, çiçeğin rengi, aldığımız nefesin nimetini bilebilmek, yaşamın bir ucundan tutabilmektir. Sorunlara takılıp kalınacağına, yaşamın içindeki küçük detayları yakalamaya çalışmak, özetle sevgiyle kalabilmek yeterlidir hayatın güzellikleri için…

Aşağıda bunun güzel bir örneği sunulmaktadır. Koşuşturmadan önce okuyun lütfen!

Eski bir duvar yazısından…

Allah’ım beni yavaşlat!
Aklımı sakinleştir, kalbimi dinlendir.
Günün karmaşası içinde,
Bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği,
Belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka.

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret,
Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı,
Güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
Bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.

Ve hepsinden önemlisi:
Allah’ ım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için ‘cesaret’,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için ‘sabır’,
İkisi arasındaki farkı bilmek için ‘akıl’,
Ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak ‘dostlar’ ver.

Not : Bu metin, Milat’tan yaklaşık 2000 yıl önce Hititler’e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir duvar yazısına aittir.

Teşekkür : Hititler’e ait metni bana ileten arkadaşım Sayın Can Futacı

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hayatın Bana Öğrettiği 45 Ders

Regina Brettİki kez (2008 ve 2009 yılları) Plutzer Ödülü adaylığı bulunan, ABD, Cleveland, Ohio’lu ve günlük Ohio Plain Dealer’da gazetecilik yapmış, aynı zamanda 2006-2010 yılları arasında  WCPN 90.3 FM Radyosu’nda “The Sound of Ideas

(Fikirlerin Sesi)” adlı bir programı sunmuş olan ve halen de Cleveland Kent şehri Kamu Radyosu’nda haftada bir kez “Regina Brett Şov” u gerçekleştiren, 56 yaşındaki Regina Brett’in kaleminden:

“Bir zamanlar, doğum günümde (2006 yılında) yaşlılığımı kutlarken, ‘Hayatın Bana Öğrettiği 45 Ders (45 lessons life taught me)’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Bugüne kadar en çok okunan ve istek alan makalem bu oldu!”

Buyrun makaleyi okuyun…

1. Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!
2. Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at!
3. Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil!
4. Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!
5. Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.
6. Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! Fikir farklılıklarını kabul et!
7. Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır…
8. Tanrıya kızmanda bir mahzur yok! O bunu kaldırabilir!
9. İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır…
10. Söz konusu çukulataysa, direnmenin anlamı kalmıyor. .
11. Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!
12. Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma…
13. Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!
14. Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!
15. Göz kırpacak kadar bir zamanda herşey değişebilir. Ama merak etme, Tanrı asla göz kırpmaz!
16. Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.
17. Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at! Düşünce kalıplarında dahil.
18. Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.
19. Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı.
20. Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla “hayır” sözcüğünü cevap kabul etme.
21. Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al… Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!
22. Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.
23. Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.
24. En önemli sensin ve çok özelsin…
25. Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur!
26. Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: “Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak?”
27. Daima yaşamı seç.
28. Herkesi, herşeyi affet.
29. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez!
30. Zaman her imkana sahip… Zaman tanı!
31. Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir…
32. Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!
33. Mucizelere inan!
34. Tanrı, Tanrı olduğu için seni seviyor. Yoksa yaptıkların ya da yapmadıkların için değil!
35. Hayatı denetlemeyi bırak! Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.
36. İki seçeneğin var “Erken ölmek” ya da “yaşlanmak”…
37. Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!
38. Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır…
39. Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler.
40. Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle birarada görsek, bizimkileri geri toplardık…
41. Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan herşeye sahipsiniz.
42. Herşeyin en iyisini daha yaşamadın!
43. Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!
44. Yol ver!
45. Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir…

Teşekkür: Metni e-postayla ileten Sayın Taner Vidinligil.

Wikipedia: Regina Brett
Regina Brett Com

Yazanın Notu:
“Elinizden gelenin en iyisini yapın ve gerisini unutun.”
“Bazen bir kişiyi bile mutlu etmek yeterlidir.”

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Hayattan Alınacak Dersler Var

hayattan derslerEğer hayat bir öğrenme süreci ise, bu okulun zengin müfredatında hoş ya da hoş olmayan bütün dersler mevcuttur. Başkalarının tecrübelerinden de öğrenmeyi öğrenebilmeliyiz. Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar. Ama siz

yine de bu hayat derslerine bir göz atın. Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır.

Birinci Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın…
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?’
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen
Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50’lerinde falan
olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp
kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
‘Tabii, dahil’ dedi, Hocamız…
“İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden
farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar
bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…”
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da…
Dorothy idi.

İkinci Ders:
İnsanlara Yardımcı Olun…
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir
zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan
arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her
arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60’lı yıllarda bir beyazın bir
zenciye, hem de Alabama’da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de
adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol
televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda…
‘Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur
sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan
kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık
beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın…
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.’

Üçüncü Ders:
Size Hizmet Edenleri Sevindirin…
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu… Çocuk sordu:
‘Çikolatalı pasta kaç para ?’
’50 Cent.’
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
‘Peki, Dondurma Ne Kadar ?’
’35 Cent.’ dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı
ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
geçirebilirdi ki… Çocuk parasını bir daha saydı ve
‘Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?’ dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan
gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent’lik bahşiş duruyordu..

Dördüncü Ders:
Yolumuzdaki Engeller…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
gözlüyor… Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle
eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına
itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde
bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
‘Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’

Beşinci Ders:
Önemli Olan Vermektir…
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir
an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve ‘Eğer kurtulacaksa, veririm
kanımı’ dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve
gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu…
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
‘Hemen mi öleceğim ?’
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip,
öleceğini düşünüyordu.

Milattan 900 yıl önce insanlar bir tapınağa aşağıdaki yazıyı asarak okurlar ve bayramlarını kutlarlardı.

İşte Eski Bir Tapınak Yazıtı

Gürültü, patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.

Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma, içten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.

Yalnız planların değil,başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; onu küçümsersen sen de besinsiz kalırsın, küçülürsün. O yoğun sevgi çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçe gibidir. O bahçeye layık bir bahçıvan olabilmek için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; geçliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Arasıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlarmısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes seviçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.
Kaynak: Xsentos İÖ 9yy

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Hayatımızı Kimlere Borçluyuz

insanlarHayatım boyunca hep; “öğrendiklerimin zekatını vermeliyim!” demişimdir. Bendenizi buralara getiren sadece öğrendiklerim miydi? Ya da çok çalışmak vs. sayesinde miydi? Öncelikle; beni yetiştiren ailemin karşılıksız, beklentisiz,

limitsiz katkı ve özverileri en büyük dayanağımdı.
Muhakkak kişisel çaba ve çalışmanın etkisi de çok fazlaydı. Ancak, bu yolda bana destek veren görünmez diğer kahramanlar yok muydu?
Tabii ki vardı! Hem de fazlasıyla…
Başta, “ödedikleri vergileriyle devletten aldığım aylıklar, yolluklar vb. menfaatlerimin finansörleri” güzel ülkemin tüm insanları.
Sonra da görevlerim sırasında hemen her derdimi çözen, iş yaşamıma müthiş katkılarda bulunan diğer çalışanlar.
Bana bilgileri, rehberlikleriyle yol gösteren, olgunlaşmamın alt yapılarını sağlayan hocalarım, amirlerim…
Onların haklarını ne yapsam, ne desem ödeyemem.

Hayatımızda her zaman insanlar olacaktır. Onlar olmadığında bazı işlerin ters gidebileceği, hatta sağlığımızın da risk altında olabileceğini bilmeliyiz.

İngilizce’de, “payback” kelimesinin anlamı “geri ödeme” dir. Bendeniz de son 8 yıldır naçizane bu geri ödemenin çabasındayım.

Özetle, “öğrendiklerimin zekatını verme” peşindeyim…

İşte bu dediklerimi çok güzel açıklayan, yaşanmış bir hikaye…

Paraşüt

“Charles Plumb Vietnamda savaşmış, ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu.
75.inci uçuşunda yerden havaya atılan güdümlü bir füze ile vuruldu.
Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü.
Vietkonglar tarafından yakalandı ve 6 yıl Kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugün Charles Plumb yaşadığı deneyimlerini ders olarak aktarmaktadır.

Bir gün Charles ve eşi bir restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar:
– Aman Allahım ! Sen Plumb’sın. Vietnamda jet pilotuydun, Kitty Hawk havaalanından. Uçağın düşmüştü!
– Evet ama sen nereden biliyorsun bunu? der eski pilot Plumb.
– Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım.
Plumb hayretler içinde kalır. Adam elini Plumbun omuzuna atar:
– Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış …
Plumb evet anlamında başını sallar.  ‘Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim!’

Plumb o gece, restoranda masaya gelen adamı düşünmekten uyuyamaz.
Savaş sırasında çoğu kez gördüğü bu adamla bir kez olsun konuşmadığını düşünür.
Çünkü o bir savaş pilotu, adam ise paraşüt hazırlayan basit bir askerdir sonuçta.
Oysa o asker, uzun tahta bir masada saatlerini vererek, büyük bir özen ve dikkatle katladığı paraşütlerle, her seferinde hiç tanımadığı bir insanın kaderini ellerinde tutuyordu.

Bu olaydan sonra verdiği derslerde Plumb dinleyicilere hep aynı soruyu sormaya başlar.

Paraşütünüzü kim hazırlıyor?

Tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı biz modern dünyanın insanlarına sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri de bu belki.
Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda.

Her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı, maddi-manevi paraşütler, akılsal-duygusal paraşütler…
Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size veya düşünce yapınızı kim biçimlendirdi?
Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da yaşam değerlerinin farkına varmanızı kimler sağladı?
Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayanlar kimlerdi?

İşte onlar, hayatımızı borçlu olduğumuz insanlardı…

Peki siz kimlerin paraşütünü hazırlıyorsunuz?

Öldükten sonra arkanızda ne bırakacaksınız, hiç düşündünüz mü?”

Kaynak:
Who packs YOUR parachute? 
Charles Plumb kimdir?

Yazanın Notu :

Bizleri yetiştiren ana-baba, diğer aile bireyleri, eğitmenler, iş yaşamındaki uzman, amir ve diğer çalışanlar, vatandaşlar, dünya insanlarının tümü…

Yaşamda hayati önemi bulunan icatlar, yenilikler, özetle kullandığımız her türlü aracı yaratanlar, yazdıkları, çizdikleri, sergiledikleri, sahneledikleriyle sanatı, en önemlisi de hayatımızı borçlu olduğumuz insanları asla unutmamalıyız.

Ve yine unutmamalıyız ki; hayat birbiriyle bağlantılı birçok oluşum, onu düzenleyen-ayarlayan insanların aralarındaki ilişkilerinin bir bütünüdür.

Bu düzen içinde

Hepimiz doğru olduğunu düşündüğümüz varsayımlarla yaşamaktayız. Halbuki yaşam, bu varsayımlar dışındaki gerçeklerle daha anlamlı ve daha yaşanılası kılınabilir…

Birbirimize sevecen, anlayışlı, sevgi-saygılı davranabilmeli, hoşgörü ortamını desteklemeli, toplum olarak birlikte yaşayabilme değerlerimize sahip çıkabilmeliyiz.

Hayatımızı borçlu olduğumuz toplumumuz ve o toplumun insanlarının haklarını verebilmeliyiz.

Bunun da en doğru ve en güzel yolu, bilinenler ve öğrenilenlerin paylaşılabilmesi, yani zekatının verilebilmesidir…

Sevgiyle kalınız…

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Page 1 of 2
1 2