Etiket arşivi: Farklı

Kansere Farklı Bakışlar

kanser hastalığı yokVücudumuzdaki tüm organlar canlının en küçük yapı taşı olan hücrelerden oluşur. Sağlıklı vücut hücreleri, bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu

yeteneklerini kullanırlar. Ancak bu yetenekleri sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre ne zaman ve nerede bölünebileceğini bilme yeteneğine sahiptir.

Önce kanser kelimesinin anlamına bir göz atalım :
Kanser, Latincede yengeç anlamına gelen “crab” sözcüğünden türetilmiştir. Yunanlı hekim Hipokrat, hastalığın başladığı bölgeden diğer organlara yayılmasını gözlemleyerek bu tanımlamayı yapmıştır.

Tıp biliminin bu hastalığı tanımlaması ise şöyle :
“Kanser vücuttaki bir hücre grubunun farklılaşarak, aşırı ve kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu meydana gelmektedir. Kanser, hücrelerde DNA’nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA’da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün (bağışıklık) sistemimiz her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder”.

Kanser tedavisinde son yıllarda “alternatif tıp yöntem ve uygulamalarıyla” bu hastalığın yenilebileceğine ilişkin olarak sağlık sektöründe çok sayıda iddia dile getirilmektedir. Dış dünyada kanser ve altenatif tedavi hakkında yazılan bir çok  kitap da yayımlanmıştır. Bunlardan en fazla dikkat çeken
(*G. Edward Griffin’in “World Without Canser (Kansersiz Dünya) adlı kitabıdır. 

Diğer taraftan, kanser tedavisi ile ilgili tarafıma iletilen bir mesajda yer alan bilgilerde;  kanserin ne olduğu, onunla savaşta farklı yöntemler de olabileceği ifade edilmekteydi.

Anılan mesajdaki bilgileri, imlasıyla birlikte aynen sunuyorum…

Doktor İlhami Güneral ile sohbet :

KANSER HASTALIK DEĞİL

Bu yazılar çok müthiş, bir çok “gizli dünya yönetenlerini” rahatsız ediyor…
O kadar ki, örneğin “World Without Cancer”, yani “Kansersiz
Dünya” isimli kitap, halen (Türkçe dahil) birçok dile çevrilmedi!

Yani şunu bilin ki, KANSER diye bir hastalık yok! Kanser, sadece
vitamin B17 eksikliği!
Başka bir şey değil!
Kemoterapi, ameliyat veya değişik ağır haplar almanıza gerek yok!
Düşünün bir zamanlar denizciler, çok sayıda niçin öldüler?
İSKORBÜT denilen hastalığa yakalanıyorlardı…
Çok sayıda insan öldü…
Ve bazıları da bundan çok büyük PARA ve gelir elde etti!
Sonra ne buldular?
Meğer İskorbüt sadece vitamin C eksikliği imiş!

Yani hastalık bile değil…

KANSER de öyle!

KANSER SANAYİSİ var artık..

KANSER den milyarlarca PARA kazananlar var!

Bu konu çok uzun. Çok derin…

KANSER SANAYİSİNİN kökü, ta ikinci dünya savaşına kadar dayanıyor…

Ne dolaplar dönüyor…

SİZ İNANMAYIN…

Her gün sadece 15-20 kayısı çekirdeği yemeniz yeterli…
Kanser olmuşsanız, önce KANSERİN ne olduğunu ANLAMAYA çalısın..
KORKMAYIN!

Sakin KEMOTERAPİ filan yaptırmayın…

ARAŞTIRIN önce…

Biz bu siteyi bazı “sözde doktorların sayfasına gönderdik, facebook’ ta
5 dakika bile geçmeden “yorumsuz” olarak sildiler…

SİZ bu kitabin TÜRKÇEYE ÇEVRİLMESİ için DUA edin…

ÇOK ÇOK ÖNEMLI bir eser bu…

Tekrar edelim:

Günümüzde İskorbüt den ölen var mı artık?
YOK!
Çaresi biliniyor…
Peki KANSER?
SANAYİ haline gelmiş…
Ancak, çaresi çoktan bulundu:
VITAMIN B 17 eksikliği…
Hepsi bu…

Buğday çimi ekin… Buğday şırası için.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya`da içtikleri Buğday şırası geliyor. Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi. Pakistan`daki Hunzakut Prensliği`nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar.

Türkiye`de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş`le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ`ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor. Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.

Buğday müthiş bir kanser ilacıdır. Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır. Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir. Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan `laetril` içermektedir.

Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı
kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)

Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.

– Buğday çimini evde üretebilir miyiz?

– Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri…

– Buğday şırasını herkes üretebilir mi?

– Evet herkes üretebilir.

İsterseniz tarif edelim…

Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam
kavanoza konur.Üzerine 3 bardak su -klorlu olmamak şartıyla- ilave edilir.Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır. Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
– Az önce sözünü ettiğimiz `laetril` buğday çiminden başka nelerde bulunur? Çünkü anlaşılıyor ki, `laetril` kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri…Elmanın çekirdeğini de yiyin!

– Evet, Türkiye`de en kolay laetril`e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika`daki ilaç sanayinin maşaları bu `laetril` adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır, ama Meksika`da satılan `laetril` bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD`ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır. `Kanserin Ölümü` adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
– Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
– Evet öyle. Türkiye`de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var…
Pakistan`a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut`ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut`un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği…
– Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz. Alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız ?

– Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel`in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.

Teşekkür : Yukarıdaki mesajı ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bilgi Kaynakları :
Op. Dr. İlhami Güneral
Kansere adanmış bir yaşam
Kanser Ve B17 Vitamini
(*)  G. Edward Griffin ve kitabı (İngilizce)
– Video (İng): G.Edward Griffin World Without Cancer (B17 vitaminin hikayesi)
Welcome to Worldwithoutcancer.org.uk

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Çocuklara Gençlere Farklı Bakış

çocuk-genç“Doğduğu andan itibaren kendine has kişilik, davranış, duygu, zeka ve görüntüye sahip, farklı yaratıcılık gücü, ilgi ile yetenekleriyle donatılmış insan yavrusuna çocuk, onun bir sonraki evresine ise genç denir”. Bu genel

ifadeden yola çıkarak, çocuğu/genci tanımlamak gerekirse; en uygun tanım ne olmalıdır? Özetle kimdir onlar?

“Doğduğu andan başlayarak, kendine has karakter, davranış, duygu, zeka ve görüntüye sahip, farklı yaratıcılık gücü ilgi ve yeteneklerle donatılmış insan yavrusuna çocuk, daha sonraki aşamada genç denir”.

O halde çocuk/genç eğitiminde temel alınması gereken nokta bireysel farklılıklar olmalıdır.

Herbirini değerlendirirken, onların kendine has özellikler taşıdığını kabullenmeliyiz.

Yine onların farklılıkları, farklı davranışlarına karşı, biz de farklı davranışlar gösterebilmeliyiz.
Ve onu çevresindeki çocuklarla/gençlerle, kendisinden önceki kuşakların (nesiller) çocuk ve gençleriyle kıyaslamaktan da kaçınmalıyız.

Farklı Sosyal Kuşaklar ve Özellikleri başlıklı yazımda yeni neslin farklı özelliklerini detaylı olarak sunmuştum…

Bu yazıyı, son günlerdeki Gezi Parkı eylemlerinde tepki gösterilen gençleri daha iyi anlayabilmemiz için, Lübnan’lı ressam, şair ve filozof Halil Cibran‘ın bir şiiriyle sonlandıracağım…

Çocuklara Gençlere Farklı Bakış

Çocuklara Dair :

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil.

Onlar Hayat’ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları.

Onlar sizinle gelirler ama sizden değil.

Sizinle birlikte olsalar da size ait değil.

Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil,

Çünkü kendi düşünceleri var onların.

Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil,

Çünkü ruhları geleceğin evinde yaşar; düşlerinizde bile gidemezsiniz oraya.

Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.

Çünkü geri geri gitmez yaşam, dün ile oyalanmaz.

Sizler yaysınız ve çocuklarınız bu yaylardan fırlatılan canlı oklar.

Okçu sonsuzluk yolundaki hedefi görür ve okları tez gitsin, ırak gitsin diye var gücüyle gerer sizi O.

Okçunun elinde gerilmek size mutluluk versin

Çünkü O dengeli yayı da sever, uçan oku sevdiği kadar.

Bilgi Kaynakları :
Halil Cibran Kimdir
Çocuk Kimdir
Kendini tanıma; gençlik, gençler

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Farklı Doktor: Spor Sağlığa Zararlıdır

farklı bir doktorSağlık; sadece bireyin vücudunda hastalık ve sakatlığın olmayışını değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasını ifade etmektedir. Dünya sağlık örgütüne göre sağlığın 3 temel ölçütü şunlardır :

1- Bedensel iyilik: Vücüdu oluşturan doku ve organlarda eksiklik, işlev bozukluğu, mikrop taşıma gibi durumların olmaması hali.
2- Ruhsal iyilik: Yaşına uygun olarak düşünebilen, düşündüklerini anlaşılır şekilde ifade edebilen, başkalarını anlayabilen, yerinde ağlamasını ve gülmesini bilen, güçlüklerle mücadele edebilen, koşullara uygun hareket edebilen, başarılarda mutlu olup başarısızlıkları kabullenebilen, kendisiyle barışık olma hali.
3- Sosyal iyilik: Nerede, nasıl davranacağını ve sorumluluklarını bilen, insanlarla iyi ilişkiler içinde olup büyüğünü, küçüğünü severek hoşgörülü davranan, çevresiyle barışık olma halidir.

Bu tanımlamadan sonra, farklı doktorun dediklerine bakalım şimdi…

Hangisi yararlı, Hangisi zararlı?

100.000 kere söylediklerimi yine tekrarlıyorum, bıktıysanız bu satırdan sonrasını okumayınız.

Spor Sağlığa Zararlıdır
1. Sizi kan ter içinde ve nefes nefese bırakan her türlü spor sağlığınıza zararlıdır.
2. Eklem, kas, kalp ve akciğerinizi zorlayan her türlü spor bu önermenin içindedir.
3. Travmatik sporları saymıyorum bile…

Tempolu Yürüyüş Sağlığa Yararlıdır
1. Haftada 3 kez en az 45 dakika yapılan tempolu yürüyüş sağlığınıza yararlıdır.

Bu konuda sıkça sorulan sorular:
S: Tempolu yürüyüş nedir ?
C: Yanınızdakiyle sohbet edebileceğiniz maksimum hızdaki yürüyüştür.
Tıknefes olacak kadar hızlı yürüyüş değildir, tıngır mıngır vitrin
gezer gibi yürüyüş de değildir.
S: Ben bütün gün zaten koşturuyorum, bu yetmez mi ?
C: Ne alakası var? Tempolu yürüyüş demek, lastik ayakkabılarınızı ve
eşofmanınızı giyip, sadece yürüyüş için ayrılmış zaman diliminde yapılan yürüyüş demektir. Sadece yürüyüşe ayrılan zaman, aynı zamanda
kafanızı boşaltacak ve stresinizi giderecektir. En önemli yararlarından birisi, yani “kendinize karşı görevinizi yapmış olmanın” huzuru da buna eklenecektir.

Sigara
1. Sigara sağlığa zararlıdır.
2. Ancak, eğer dozunda içmesini biliyorsanız yarar sağlayabilir.
Sigara içenlerin kalbini besleyen koroner damarlar daralmaya başlayacağından, erken yaşlarda kollateral by-pass damarları oluşur.
Böylece kalp krizinden geberip gitme özgürlüğünüzü yine kullanmış olursunuz ancak bir farkla; Hayatında hiç sigara içmemiş birisi ilk kalp krizinden ölürken, dozunda sigara içmiş olanları kollateral damarlar hiç değilse ilk kalp krizinde ölüm riskinden kurtarabilir.
Kurtarır demiyorum, kurtarabilir. Örnek mi ? “Halı sahada maç yapan 25 yaşındaki genç, kalp krizi geçirerek öldü”. İşte bu cümle, hiç sigara içmemiş birisinin gazete üçüncü sayfasına geçecek ölüm haberidir.
3. Burada yazdıklarıma burun kıvıranlar, Sigara başlığı altındaki birinci maddeyi tekrar okuyacaklardır.

Alkol ve Kırmızı Meyveler, Sebzeler
1. Alkolün küpüne düşmezseniz, dozunda bırakırsanız yararlı olabilir.
Burada sadece kırmızı şarabı kastettiğimi iyi anlayın. Rakının sağlığa
yararı henüz tespit edilmemiştir. Sanıldığının aksine, anti-depresan
dahi değildir.
2. Yararlı olan tek alkol, günde tek bir kadeh kırmızı şarap olup,
anti-oksidan ve kan sulandırıcıdır.
3. “Kırmızı” sağlığa yararlıdır.
4. Siyah üzüm, kara lahana, havuç, turp gibi kırmızı ve koyu renkli
meyve ve sebzeler sağlığa yararlıdır. En yararlısı, kara lahanadır.

Vitaminler ve Aspirin
1. A, B, C, D, E ve K vitaminleri alanlarla almayanlar arasında sadece takıntı farkı vardır. Önerenlerin ve reklamını yapanların firma bağlantılarını araştırınız. Alıp da kendinizi iyi hissediyorsanız en azından şunu bilin, zararlı bir şey yapmıyorsunuz, almaya devam edebilirsiniz, ama büyük bir yarar da beklemeyin.

Orthorexia – Sağlıklı Yemek Yeme Takıntısı
1. Sağlıklı yemek yeme takıntısı, yani ortoreksi zararlıdır.
2. Yediklerinin sağlıklı olduğuna hastalık derecesinde kafayı
takanlar, her lokmada kalori sayanlar, bir gün önce aşırı yediği için
takip eden günlerde kendine diyet eziyeti yapanlar, kendilerine pek
bir yarar sağlamayacağı gibi, ruh kanseri adayı olurlar.
3. Tereyağlı döner yediği için kendini suçlu hissedip yanında diyet
kola içenlere gülmeyiniz, kızmayınız, sadece üzülünüz. Onların ruhsal
desteğe ihtiyaçları vardır.

Medikal Spa ve Paramedikal Bombardıman
1. Reklamı ve tanıtımı yapılan her türlü para-medikal uygulama,
pazarlayanlara yararlıdır. Size yararlı olup olmadığını kendiniz
hesaplayın. Kırmızı ışık vererek yağları hareket ettiren, uzaktan
bilmemne tutarak belinizi incelten ithal malı cihazların leasinglerini
kim ödeyecek ? Tabii ki sizler.

Bu konuda sıkça sorulan sorular:

S: Para-medikal nedir ?
C: “Ben yaptım oldu” türü tüm uygulamalardır.
S: Kırmızı ışık vererek yağları hareket ettiren cihaza 14 seans girdim, ilk başta iyi geliyor gibiydi, ama sonuçta hiç faydası olmadı. Binlerce lira para kaptırdım, çok pişman oldum. Ama dergide okudum, şimdi yeşil ışık verenleri çıkmış, iyi olduğunu söylüyorlar, ne dersiniz ?
C: Sakın acele etmeyin, iki ay sonra mor ışık verenleri gelecek.

Tıbbi Periyodik Kontrollar
1. Kesinlikle yararlıdır.
2. Ama takıntı haline getirmek kesinlikle zararlıdır.
3. Her erkek yılda bir prostat kanseri taraması için PSA kan testi ve büyük tuvaletinde gizli kan testi yaptırmalıdır.
4. Her kadın yılda bir vaginal smear aldırmalı ve meme ultrasonu yaptırmalıdır. 50 yaşından sonra her iki yılda bir mammografi ve kemik erimesi taramasına girmelidir.
5. HDL, yani iyi kolesterolünü 65’ten yüksek tutabilenler, kalpten ve tansiyondan pek ölmezler. Ama her altı ayda bir kolesterol baktırmak için laboratuara koşanların trafik kazası geçirme riskleri daha yüksektir. Yani uyanık olun, ama takıntı haline getirmeyin.

Sağlıklı Yaşamın Ön Koşulu Nedir?
1. Sağlıklı yaşamanın ön koşulu annenizi ve babanızı iyi seçmektir.
Bu konuda sıkça sorulan sorular:
S: Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz, annemizi babamızı nasıl seçelim yahu?
C: İyi ya, ben de onu anlatmaya çalışıyorum zaten. Genetik mirasınızı seçemezsiniz. Onun için ikide bir ” takıntı yapmayın ” deyip duruyorum ya. Genetik mirasınız yaşamınızın % 60’ını düzenler. Sizin ayar çekebileceğiniz pay sadece yaşamınızın % 40’ıdır. Ama şu şartla; 30 yaşınıza hangi potansiyelle girdiyseniz, onun % 40’ını ayarlayabilirsiniz.
40 yaşına kadar günde bir paket sigara içtiyseniz, her gün rakının dibine vurduysanız, ondan sonra tövbe etseniz de yararı yok.
Keyfinize bakın derim ben.
Kanser teşhisi konduğu gün sigarayı bırakanlara gülmeyiniz, siz de öyle yapardınız.

Sağlıklı yaşamanın ikinci koşulu otomobilde kemer takmaktır. 100 metre ilerideki bakkala dahi giderken kemer takmaktır. Arkada otururken bile kemer takmaktır.

Sağlıklı yaşamanın üçüncü koşulu, sürat yapmamaktır.
Tanrı sizi korur. Sürat yapanları ve kemer takmayanları korumaz.
Trafik ölümleri önlenebilir ölümlerdir.

Yukarıda yazdıklarımla dalga geçmek, aleyhimde atıp tutmak, küçümsemek, çürütmeye çalışmak serbest olup, her bireyin dediklerimi dikkate almayarak geberip gitme özgürlüğü vardır.

Prof. Dr. Esat ORHON

Yazanın Notu:
Doktor dediğin böyle olmalı. Kıvırmadan doğruları söylemeli. O zaman da verilecek cevap; “Doğru söze ne denebilir ki?” olmalı…
Sevgiyle ve sağlıkla kalınız…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Din ve Bilim Farklı Düşünce Kalıplarındadır

din-ve-bilimİlk insandan beri din ve bilim iç içedir. Yüzyıllardır, insanlar çoğunlukla dini hislerini bilimsel bilgilerin önüne koymuşlardır. Din ile bilim arasındaki farklı düşünce kalıpları, yine yüzyıllardır yan yana, ancak daima çatışma

halindedirler.
İki farklı düşünce biçimi olan din ile bilimin en önemli farkı “yanlışlanabilirlik” noktasındadır. Bilimde, yanlışlanabilir olmayan bir kavramın bilgi değeri yoktur. Bir önermenin, görüşün ve sonucun yanlışlanabilir olması demek, eğer o şey yanlışsa, yanlışlığının ortaya çıkartılabilir olması demektir. Yanlışlanabilirlik bilimin olmazsa olmazıdır. Din de ise yanlışlanabilirlik yoktur. Kutsal kitaplardaki metinler, o dinin elçileri olan peygamberler ile din bilgini olarak adlandırılan ulemanın söylemleri, yanlışlanamaz, doğrulukları tartışılamaz, neyse odurlar ve öyle kabul edilmelidirler formatı ve kalıbındadırlar.
Özetle dinde; “bu doğru, veya bu yanlış olabilir mi” sorgulaması yapılamaz.

Konuyu biraz daha açarak incelemekte yarar bulunmaktadır. Bu doğrultuda aşağıda sunulacakları okuyunuz lütfen…

Din :

Genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar ve ibadetler bütünüdür
Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır.
Din tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür.
Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle “yol, hüküm, mükafat” gibi anlamlara sahiptir.

Bilim :

Bilim fiziki ve doğal evrenin yapısının ve davranışlarının birtakım yöntemler (deney, düşünce ve/veya gözlemler) aracılığıyla sistematik bir şekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik çalışmalar bütünüdür.
Bilim; neden, merak ve amaç besleyen bir olgu olarak günümüze kadar birçok alt dala bölünmüş, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olmuştur.
Tüm bilim dalları evrenin bir bölümünü kendine konu olarak seçer, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışır.
Bilim; temelleri sanat tarafından atılmış, her aşamada sanat ve yaratıcılıkla beslenerek insanların hayat koşullarını iyileştirmek için yapılan çalışmaların bütünüdür. Einstein bilimi, her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabası, Bertrand Russell ise gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabası olarak tanımlar.

Yüzyıllardır insanoğlunun yeryüzündeki yaşama ortamına duyduğu merak, yaşam standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye başladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri
safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar. Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hâlâ yeni formüller, sistemler, kuramlar geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Bilimsel yasalar bilimin vazgeçilmez öğeleri olsa da, hâlen birçok bilimsel yasanın doğruluğu tartışılır düzeydedir.
Bilim deneye çok önem verir ve bilimsel yöntem deneye dayanır. Bu evre, işlenen konuyu daha inandırıcı kılmanın yanında belirli bir çerçeveye oturtur. Sadece kâğıt üzerinde birer kuramken yasalaşabilir ve temel taş niteliğine bürünebilir.
Bilimin sonsuz bir süreç içinde değişimi yadsınamaz bir durumdur. Zaman içinde alt dallara bölünen bilim sayısal ve sosyal alanlarda ayrı konulara bürünmüş; fakat nitelik açısından aynı amaca hizmet etmeyi sürdürmüştür.

Evrim :

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanma sürecidir.
Bazen dünyanın evrimi, evrenin evrimi gibi kavramlardan ayırmak amacıyla organik evrim ya da biyolojik evrim olarak da adlandırılır.
Evrim, modern biyolojinin temel taşıdır. Bu teoriye göre hayvanlar, bitkiler ve Dünya’daki diğer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaşamış türlere dayanır ve ayırdedilebilir farklılıklar, başarılı nesillerde meydana gelmiş genetik değişikliklerin bir sonucudur.

Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun rastgele mutasyonlar yoluyla zamanla değişmesi anlamına gelir.
Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin (varyasyonların) ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir.
Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.

Dünya’daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir.
Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır.

Tanımlamalar :

Din kavramı Encyclopedia.com’da şöyle tanımlanır:
“Din üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir”

Türk Dil Kurumu sözlüğünde:
“Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet” ve “Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen” şeklinde tanımlanır.

Farklı din tanımlamaların ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden doğan deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.

Genel olarak din, doğaüstü bir nitelik taşır, mukaddestir, değişmezdir (dogmatik) ve gönülden bağlanmayı yani teslimiyeti gerektirir.
Pek tabii ki din tanımı, özellikle dini bir bakış açısından, her farklı dini grup ve dinde çeşitlilik gösterir. Dinin taşıdığı nitelik ve öğeler de farklı dinlerde büyük bir değişiklik ve çeşitlilik göstermektedir.

Din kavram, anlayış ve türlerinin gelişimi tam olarak bilinemediği gibi tam olarak belirlenememektedir de. Bunun en büyük nedeni, açıkça ayrıştırılabilecek devrelere sahip olmamasıdır.
Yine de, özellikle 1800’ler sonrası yapılan arkeolojik kazılar ve dünyanın geri kalanından izole edilmiş kültürlerin antropolojik ve tarihi yapılarına dair elde edilen bilgi ve gözlemler sayesinde, bir kronoloji elde edilememiş olsa da bir tipoloji geliştirilebilmiştir.

Bugün eldeki bulgular ve var olan kültürel çeşitlilik sayesinde, gerek eski gerek yeni farklı din tipleri, formları ve anlayışları tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar akademisyenler arasında çeşitlilik gösterse de belli bir oranda benzeşmektedir.

Din ve Bilim :

Dini bilgi, çoğu dindar insana göre, dini önderler, kutsal metinler ve/veya şahsi ilham ile kazanılır.
Bazı dinlere göre bu tür bir bilgi sınırsız bir mahiyettedir ve her türlü soru ve soruna cevap niteliği taşır.
Bazı dinlere göre ise dini bilgi hayata özellikle dini ve pratik anlamda etki eder ve gözlem ile elde edilen bilgiyi tamamlayıcı niteliğe sahiptir.
Bazı dinler ve dindar grup ve bireylere göre ise bahsedilen yollardan elde edilen dini bilgi kesin, şüphesiz ve asla yanılmaz türdendir.
Dini bilginin tanımı, idrak ve tahlil ediliş biçimleri çoğu zaman dinden dine, mezhepten mezhebe ve bireyden bireye değişiklik gösterir.

Bilimsel bilgi ve metod ise, tam tersi biçimde, dünya ile birebir temasa dayanır ve sadece fiziksel evren ile ilgili kozmolojik soru ve sorunlara cevap verebilir, cevap arar. Tüm bilimsel bilgi şüphe ihtimali barındırır ve daha sağlam delillere dayanacak gelişim ve değişime açıktır.

Sosyal Bilimler :

Sosyal bilimler dünyanın ve yaşamın insanî ve toplumsal yönlerini inceleyen bir akademik disiplinler grubuna verilen addır.
Türkiye’de zaman zaman sözel bilimler olarak da anılırlar.
Sosyal bilimler sanat ve beşeri bilimlerden insanlığı incelerken, nitel ve nicel metotlar dahil olmak üzere daha ziyade bilimsel metotların kullanımını içermesidir.
Sosyal bilimler ayrıca din-bilim ekseninde; insanın yaşamı, insan ile toplumların din ve bilimle olan ilişkileri ve bunların yaşamlarına yansımalarıyla da ilgilenmektedir.
Disiplinlerarası dalların çoğalmasıyla ve sosyal bilimler ile sosyal bilimler dışındaki bilimler arasındaki sınırlar büyük oranda muğlaklaşmıştır; nöropsikoloji dalı buna örnek teşkil edebilir.

Yazanın Yorumu :

Bana göre, sürekli gündemde olan, din-bilim çatışması ile Allah var-yok tartışması sonuçsuzdur. Kazananı da olamaz.

Şöyle ki :

Din (inanç); kişi ile inancı arasındaki bire bir ilişki olup, onun özeli ve kutsalı olan sistemdir.
Bu sistemde inanç ve inanılan; vazgeçilemez, tartışılamaz ve değişemezdir.
Örneklemeleri veya kanıtlamalarının dayanağı; o inanışlara ait kutsal kitaplardaki metinler ile, yine o dinin kutsal elçileri (Peygamberler) tarafından dile getirilmiş sözlerdir.

Bilim ise, inançlardan bağımsız olarak; evren ile canlıların yapısını, gelişimi ve farklılıklarını vs. deneylerle araştıran, sonuçlarını ortaya koyan sistemdir.
Bu sistemde sonuçlar; asla vazgeçilemez, tartışılamaz ve değişmez değildirler.
Her yeni araştırma ve sonuç, bilinenin bilinenlerini değiştirebilmektedir.
Örneklemeleri ve kanıtlamalarının dayanağı da; gözlemleri, ölçüp biçtiği, kıyasladığı, tarttığı vs. elle tutulur, gözle görülür bilgileridir.

İnancın birinci kuralı inanmak, yani iman etmektir. Bilimin birinci kuralı ise şüphe duymaktır.

Bundan öte, “evrim teorisi” diye yekpare bir düşünce biçimi de yoktur.

İnsanın kökleri üzerine ortaya atılan birbirinden oldukça farklı görüşler vardır (örneğin Homo Sapiens’ler Neanderthal’lerle ve diğer türlerle çiftleşti mi çiftleşmedi mi). “Çiftleşti” diyen de evrim teorisini kabul eder, “çiftleşmedi” diyen de.

Bilimin sana göresi bana göresi yoktur. Bilgiye erişmenin yolları Rene Descartes’dan beri çoğunlukla aynı kalmıştır.

Birinci kural da herşeyden şüphe edeceksin ve her zaman bugüne kadar bildiğin şeylerin çürütülebilir olduğunu kabul edeceksin.

Öte yandan, tevhid ne ispatlanabilir ne de çürütülebilir. İnananla inanılanın arasındadır.

Zaten dinin de tasavvufun da temeli bu: İnsanın kendisini yarattığına inandığı ilahi güçle bütünleşmeye çalışması şahsi bir meseledir.

Bu iki farklı sistemin, kendi disiplin anlayışları içerisinde birbirleri hakkındaki argümanları, kim haklı, kim haksız vb. söylemleri de yanlıştır.

Herkesin; inancı, fikri, algısı, bilgisi ve doğruları vs. farklıdır.
Bir farklının, diğer farklıyı kendi farklısına inandırma, ikna, onu kendi tarafına çekme çabası da başka, ama yanlış bir farklılıktır.
Çünkü bu farklılıklar, kültürel zenginliklerimizdir.
Farklı inanış, düşüncelerin müzakeresi ise yararlıdır.
Diğer taraftan, sosyal medyada öğrenmenin en etkili yollarının başında yorumlar gelmektedir.
Ama doğru, kuralına uygun, saygıyla ve edep-adabıyla yapılabildiği sürece…

Bu cümleden olarak; din-bilim ekseninde sürekli tartışmalar, hangisi üstün, hangisi değil gibi argümanların kesintisiz dile getirilmesi de doğru değildir.

Zira, inançla bilim aynı düşünce kalıplarına tekabül etmiyor.

Yani din ve bilim, farklı düşünce kalıplarındadırlar…

Özetle; inanan da inanmayan da diğerine saygı gösterebilmelidir.

Kaynaklar :
Bilimde Mutlak Tek Şey Hiçbir Şeyin Mutlak Olmadığıdır
İslam Felsefesi Mantığı Nedir?
– Kendi arşiv bilgilerim ve diğer bir çok yayın…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Farklı Kişilikler Nedir?

kisilikKişilik, psikolojide kapsamı en geniş olan kavramlardan biridir. Kişilik Nedir? Bir kişinin süreklliği olan düşünüş, hissediş (duyu), davranış ve insanlarla iletişim ile ilişki kurma özelliklerinin tümüdür. Kişilik, doğuştan getirilen bazı

eğilimleri de içermekle birlikte, çoğunlukla bebeklikten itibaren kişinin çevresindeki insanlarla kurduğu etkileşimler ve bu etkileşimler sonucu yaşadıkları ile şekillenir.

Ruh bilimcilere göre kişilik, bireyin kendine özgü ve ayırıcı davranışlarının bütünü olarak tanımlanır. Batı dillerinde, kişilik sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan sözcükler (personality, personalité, persönlichkeit), Latincede tiyatro oyuncularının rollerine uygun olarak yüzlerine taktıkları “maske” anlamına gelen “persona” sözcüğünden türetilmiştir.

Kişiliğin bir yanı, insanın öteki kişilerle ilişkilerinde aldığı tavır, gösterdiği davranış, yani taktığı maskedir. İnsan, çevresiyle sürekli ilişki içindedir ve çoğu kez duygularına, düşüncelerine, tutum ve davranışlarına, olduklarından daha değişik bir biçim vermeye çalışır. Kimi insanda bu durum süreklidir; kimisi ise yerine göre değişik görünmek ister. Böylece insan, sürekli ya da zaman zaman takılan bir maskenin arkasına sığınarak, kendisini istediği ya da istendiği gibi göstermeye çalışır.

O halde kişilik kavramı, bireyin başkalarıyla kurduğu ilişkilerdeki tepkiyi ve kendisini gösterme biçimini de içermektedir.

Bana göre, her insan üç farklı kişilikle yaşamaktadır.

– Birincisi, kişinin kendi gerçek kişiliği.

– İkincisi, hayalllerinde yer alan kişilikle sürekli empati halindeki kişiliği.

– Üçüncüsü, iş alanında veya yasa dışı faaliyetlerde kullanılan, düzmece bir hayat hikayesine dayalı kişiliği. Burada, gerçek kişiliğini (kimliğini de) saklayabilmek için kişinin, “kendisine uygun ve uygulanabilirliği” olan bir ”maske (sahte) hayat hikayesi” ne ihtiyacı bulunmaktadır.

Kişiliklerle ilgili diğer kaynaklar:
Kişilik Bölünmesi Nedir
Kişisel kimlik
Beş Büyük faktör kuramı

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Beş Yahudi ve Beş Farklı Görüş

yahudilerin simgeleriYahudiler kökeni Antik Yakın Doğu’da yaşamış olan İsrail Oğulları veya İbranilere dayanan bir dinsel etnik grup olan Yahudi halkının üyelerine verilen isimdir. Yahudilik dini ile arasında güçlü bir ilişki bulunan Yahudi

halkı binlerce yıl boyunca Yahudiliğe geçenleri de kendi içine dahil etmiştir. Yahudiler, antik çağdaki ulusal toprakları olan İsrail Diyarı’nda iki defa siyasi otonomiye sahip olmuşlardır.
Daha fazlası için Bkz: Vikipedi

Şimdi Dünyaca ünlü beş yahudi ne demiş, ona bakalım:

1-Yahudi Hz. MUSA İnsanlara;
“Sizin aklınız var. Neden köleliği kabul ediyorsunuz? “Aklınızı kullanın” demiş.

2-Yahudi Hz. İSA İnsanlara; “Aklınız var, ama bunun yanında kalbiniz de var,
duygularınıza da önem verin” demiş.

3. Yahudi MARKS; “Aklınız var, yüreğinizin sesini de dinliyorsunuz, ama karnınız açsa neye yarar” demiş.

4. Yahudi FREUD; “Aklınız var, yüreğinizin sesini de dinliyorsunuz, karnınız da tok, ama seks hayatınız sakatsa neye yarar” demiş.

5. Yahudi EINSTEIN ise; “Yukarıda söylenenlerin hepsi İZAFİDİR ” demiş…

Ansiklopedik Bilgi: Yahudilik nedir?

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog