Etiket arşivi: Atatürk

Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa

Bu yazıda Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa arasında geçen çok güzel bir anıyı aktaracağım. TBMM Üçüncü Toplanma Yılı (1 Mart 1922) Açış Konuşmasında Atatürk, “Köylü milletin efendisidir. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir?

Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten çok refah, saadet ve servete layık olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti, bu temel hedefi gerçekleştirmektir.”  demiştir.

Sunacağım bu anıda Atatürk’ün; çiftçilere nasıl değer verdiğini, emeklerini nasıl taktir ettiğini ve onları nasıl koruduğunu göreceksiniz.

Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa

Atatürk köşkten sıkılır ve Nuri Conker’ e “Gel yardım et bana Nuri. Kaçalım köşkten.” Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı. “Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım.” Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü ‘ nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten kaçtılar.
Altlarında, Nuri Conker’ in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ ye doğru gidiyorlardı. Birden Atatürk’ ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.
Atatürk şoföre durmasını söyledi.
İndiler. Köylüye  :
— Kolay gelsin ağa, der.
— Sağolasın bey! Hoşgeldin.
— Hoşbulduk ağa. Yoldan geçerken dikkatimi çekti. Öküzün yanına merkep koşmuşsun. Hiç öküzün yanına merkep koşulur mu? Bunlar denk değil.
Köylünün canı sıkkındır. Biraz da alınmıştır. Bezgin bir Ses tonuyla,
— Merkeple öküzün yan yana koşulmayacağını bilmiyom mu anıyon bey. Sen bunu bana mı söylüyon?
— Kime söylemeliyim ağa?
— Sen bunu git vergi memuruna söyle.
— Vergi memuruna mı?
— He ya! Bu sene ürünüm kıt oldu. Vergi borcumu ödeyemedim. Dört gün önce vergi memurları öküzün eşini “Vergi borcunu karşılar” diyerek alıp götürdüler. Sattılar. Benim öküzün eşi sizin gibi beylerin sofrasına et, sucuk oldu bey.
Atatürk, çok sinirlenmiştir. Alışkanlığı gereği kızdığı zaman kaşlarını çatmaktadır. Onun bu halini gören köylü,
— Bana niye kaş çatıyon bey. Yalan söylediğimi mi sanıyon? Sana ne söylediysem hepsi doğru. Ben Küçükçekmece köyündenim.Muhtara sor İstersen.
Atatürk,
— Neden Kaymakam Bey’e gidip durumu anlatmadın ağa?
— Gittim bey.
Köylü duraksamıştır. Bunu anlayan Atatürk, devam eder.
— Kaymakam ne dedi?
— Git borcunu öde, dedi.
— Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin.
Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer. Atatürk, konuşmadan dinlemektedir. Köylü konuşmaya devam eder.
— Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin bey. Halından belli oluyor.
— Halimden belli mi oluyor?
— He ya! Hem gitseydin bilirdin.
— Neyi bilirdim?
— Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, bey.
Atatürk,
— Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?, diye sorar.
Köylü gülümseyerek,
— İnsanı güldürme bey. Başvekilin kulağı sağır, duymaz diyola, der.
Atatürk, kızmıştır.
— Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?,diye sorar.
— O’nunda bir gözü kör, görmez diyola. Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var. Bunları heç duymadın mı?
Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır.
— Bunu kabul et ağa. Öküzün yanına bir eş alırsın, der.
Elleri titreyen köylünün, elini sıkar. Yanından ayrılır. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür. Florya köşküne döner. Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker.
—“ Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel.”

Çiftçi Halil Ağa Florya Köşkünde

Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır. Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü “Eyvah ben ne yaptım” diye için için dövünmektedir. Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle “ beni takip edin efendim” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler. Salon kalabalıktır. Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır. Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir. Tanıdık bir ses duyar.
— Hoşgeldin ağa. Gel yerin burada.
Diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir. Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur. Durumunu anlayan Atatürk,
— Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok.
— Sağol bey! Sağol.
Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,
— Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa?
— Hayır bey, bilmiyom.
— Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum. Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum. Haydi başla, seni dinliyoruz.
Köylü başından geçenleri bir bir anlatır. Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar. Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler. Sonra ayağa kalkar. Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle;
— Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz.
Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır.
“İcra İflas Kanunu Madde 82/4.: Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez.”
Yazının tamamını okuyun : Atatürk ve Halil Ağa

KAYNAK :
Köylü Milletin Efendisidir

TEŞEKKÜR : Anının bir bölümünü bana elektronik postayla (e-posta) ileten sayın dostum Abdullah Us.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Atatürk’ün doğumunun 100. yılını kutlama programı çerçevesinde, TBMM olarak kullanılan bina, 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı  tarafından yapılan restorasyon sonucu  Kurtuluş Savaşı Müzesi adıyla yeniden ziyarete

açılmıştır.
Anılan müze geniş bir koleksiyon sahibidir. Yalnızca doğal olarak yapının eski halinden aldığı eserler de sergilenmekte iken aynı zamanda kongrelerin hatıratı da yapı içerisinde teşhir edilmektedir. Tamamını Okuyun

Şimdi sizlere bu muhteşem müzenin fotoğraflarından örnekler sunacağım…

Kurtuluş Savaşı Müzesi

1- Müze Tanıtım Levhası2- Atatürk Cephede
3- Atatürk’ün Özel Eşyaları4- Meclis Başkanı Odası
5- Meclis Başkanı Çalışma Masası
6- Meclis Genel Kurul Salonu
7- Meclis Oturumu8- Haberleşme Cihazları9- Atatürk Meclis Başkanı

Kurtuluş Savaşı Müzesi Videosu


KAYNAK : Atatürk’e ait özel eşyalar

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Asırları Aşmış Lider

Atatürk tarihte oynadığı önemli rolden dolayı pek çok yazar ve tarihçi tarafından incelenmiş ve hakkında 379 eser yazılmıştır. Bu yönüyle hakkında en çok eser yazılan ilk 100 kişi arasında yer almaktadır. Asırları aşmış lider

ayrıca; “Dünya’da ilk kez ve tek örnek olmak üzere, Birleşmiş Milletler’in UNESCO örgütü tarafından, kendisinin 100. doğum yılı olması sebebiyle ve tüm ülkelerin oy birliğiyle 1981 yılı ‘Atatürk Yılı’ olarak kabul edilmiştir.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk‘ün hayatı hakkında bir çok kaynakta bilgi yer almaktadır. Biri de bu kaynaktadır : http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=164

Bugün sosyal medya sitelerinde paylaştığım örnekleri sunacağım…

Bir Liderden Daha Fazlası :
“57 yıllık yaşama; 11 savaş, 24 madalya, 7 nişan,13 kitap, 1 ülke ve milyonlarca özgür insan! Seni unutmayacağız ve #ÖzlüyoruzAtam
ataturk-cumhuriyetin-kurucusu
1981 – 1938 (09.05) Saygı ve özlemle anıyoruz
Unutmayın! “Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.”
Atam Sen Rahat Uyu
ataturk-onu-aniyoruz
#Atatürk :
“Asırları aşma başarısını göstermiş, ayrıca önderliğiyle; ‘yüzyıllarca milletinin tarihinde, aklında ve kalbinde hüküm sürecek’ liderdir.”
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi
ataturk-10-kasim-aniyorum
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, vefatının 78. yılında şükran ve özlemle anıyorum…
ataturku-anma-gunu-10-kasim
Bugün 10 Kasım
atam-izindeyim
Hep aklımızdasın…
ataturk-seni-unutmayacagiz
10 Kasım’ı silemezler
Fazla söze gerek yok. Bu resimler her şeyi anlatıyor…
atamizi-ananlar-1
atamizi-ananlar-2
atamizi-ananlar-3
atam-unutmadim


Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Atatürk ve Kurtdereli Mehmet Pehlivan

atatürk ve kurtdereli mehmet pehlivan1931’de Ankara’da, Mustafa Kemal Atatürk, yurt dışında Türkiyeyi iyi temsil ettiğini duyduğu Kurtdereli Mehmet pehlivan ile tanışıyor ve o günün gece yarısı kendisine bir mektup yazıyor. Mektubunda: “Çoluk çocuğun için sana

ufak bir armağan gönderiyorum. O, bu mektubumla beraberdir. Pehlivan, ömrünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim.” diyor.

Gece yarısı bu mektubu, Salih Bozok’u görevlendirerek, Zafer Oteli’nde kalmakta olan Kurtdereli pehlivana yolluyor. Mektubun içinde de 1000 Lira’lık bir İş Bankası çek’i koyuyor; çekin üzerini de imzalayarak ve “Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a 1000 TL. Lira veriniz. Bu para, Aralık ayı aylığımdan faiziyle kesilecektir.” diye yazarak.

Kurtdereli, kısa bir süre sonra, bankaya gidip çek’i veriyor, 1000 Liralık ödül kendisine ödeniyor. Ama Kurtdereli bankadan gitmiyor.
Niçin beklediğini soruyorlar; “Çeki vermenizi bekliyorum” diyor.
“Parayı aldın, çek bizde kalacak. Bu işlerin usulü böyledir.” diyor banka müdürü.
Kurtdereli de “O halde alın bu 1000 lira’yı, benim çekimi geri verin” diyor..!
Şaşıran banka müdürü: “Neden?” diye sorunca Kurtdereli; “Orada Mustafa Kemal’in resmi ve altında da imzası vardır.” diyor.

Atatürk’ün kendi maaşından keserek uygun gördüğü ödülü, Atatürk’ün el yazısı ve imzası bulunan o çek’i ömür boyu saklayabilmek için reddediyor yani.

Kurtdereli, bir demecinde bu olayı şöyle yorumluyor :
“Sultan II. Abdülhamit’in saltanat döneminde Avrupa’ya gitmek için vapura bindiğim zaman, saray’dan bir mabeyinci gelip dedi ki:
“Zat-i Şahane’nin selamları var, Avrupa’da güreşirken benim taç ve tahtımın şerefini koruyarak güreş yapsın, buyurdular.”
Ben de kendisine dedim ki:
“Zat-ı Şahane’nin taç ve tahtının olduğu kadar, benim sırtımın da şerefi vardır!”
Mabeyinci bir şey demeden gitti.

“Kendisine söylediğimi aynen padişaha söylemiş olacak ki, Avrupa’dan dönen pehlivanlara hediyeler ihsan verilmek adet olduğu halde, dönüşümde bana hiçbir şey verilmedi, fakat şu feleğin işine akıl sır erer mi?
Bana dünyanın en büyük adamı, işte ömrümün son mükafatını verdi…”
Selçuk Maruflu
19. Dönem İstanbul Milletvekili

Teşekkür : Bu muhteşem anı metnini ileten Sayın Taner Vidinligil.

Kurtdereli Mehmet pehlivan kimdir?
Mehmet Pehlivanı diğer pehlivanlardan ayıran ve kendisine Atatürk tarafından 1931 yılında 1.000.-  Lira ödül verilmesine sebep olan, onun;
“Güreşirken bütün Türk milletini arkamda hisseder ve onun şerefini korumak için her şeyi yapardım. Ve sanki bütün Türk milletinin kuvvetinin arkamdan dayandığını hissederdim!” sözleridir…
Kurtdereli Mehmet Pehlivan hakkında daha detaylı bilgi için buraya tıklayın.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Cumhuriyet’in İlk Operası

atatürk opera özsoy Cumhuriyetimizin kuruluş döneminde; tiyatro, opera, bale ve çok sesli müzik gibi sanat alanları çağdaş uygarlığın göstergeleri olarak belirlenmiştir. Bu alanlarda elde edilecek gelişmelerin, genç cumhuriyetin toplumsal

dönüşüm konusundaki gayretlerinin temel göstergeleri olacağı kabul edilmiştir.
Bu hedefe yönelik olarak; tiyatro, opera, bale ve çok sesli müzik alanlarında toplumun ince beğenisini geliştirerek kültürel gelişimine katkıda bulunmak suretiyle eğitim görevi yapmak üzere, Devletin idari ve mali desteğini alan yeni kurumların oluşturulması için yasalar çıkarılmıştır.

Cumhuriyet’in ilk döneminin bestecilerinden ve Türkiye’nin ilk devlet sanatçısı Ahmet Adnan Saygun, 75 bestesi, 14 kitabı, 7 çevirisiyle çok sesli müzik tarihimizin temelini oluşturan ve sözcüğün hak edilmiş anlamıyla, “Devrimci” ünvanını alan öncü bir sanatçımızdır.
Atatürk’ün isteği üzerine, bir ay gibi kısa bir sürede Özsoy adlı operayı besteleyen sanatçı, gece ve gündüz çalışarak tamamladığı bu çalışmasıyla “İlk Türk operasını besteleyen sanatçı” ünvanının da sahibi olmuştur.

Cumhuriyet’in İlk  Operası Özsoy‘un hikayesi şöyledir…

BU BİR DEVRİMDİR

1934 yılı, Haziran ayı… Ankara, önemli bir konuğu ağırlamaya hazırlanıyor.

İran Şahı Rıza Pehlevi gelecek ve Atatürk devrimlerini inceleyecek…
Atatürk, yakın arkadaşlarını Çankaya Köşkü’nde topluyor.
“Şah için nasıl bir program yapalım?” diye soruyor.
Kimi Orman Çiftliği’ne götürmeyi öneriyor, kimi “Merinos’u gezdirelim” diyor.

Beğenmiyor bu önerileri Atatürk…
“Bütün bunlar İran’da da var. Onlarda olmayan bir şey yapmalı, farkımızı ortaya koymalıyız” diyor.

Aklında bir fikir olduğu besbelli… Sofradakiler merakla bekleşirken kararını açıklıyor:

“Opera yapacağız!“

İşte ilk Türk operası Özsoy’un doğuş sahnesi bu… Atatürk operanın konusunu da kendisi belirliyor.
İran’lıların Şeyhnamesi’nden esinlenmiş bir destan planlıyor:
Öykü, Hakan Feridun’un ikiz oğulları Tur ile Irac üzerine kurulu…

İkizler doğduğunda şeytanın gazabı onları birbirinden ayırıyor…

Ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Ama yüzyıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlıyorlar.

Tıpkı “ayrı yollara giden ikizler” Türkiye ve İran gibi…

Bu konuyu işlemesi için Münir Hayri Egeli’ye veriyorlar. Libretto’yu [*] Egeli yazıyor.

Sonra besteci arayışına girişiliyor ve Adnan Saygun akıllarına geliyor.

Saygun, devlet bursuyla gonderildiği Paris’ten yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebi’nde hocalık yapıyor. Henüz 27 yaşında…

Libretto’yu okutuyorlar kendisine…
“Şah geliyor, bundan bir opera yazacaksın” diyorlar.
Seviniyor Saygun… Daha önce hiç operası yok Türkiye’nin…

Soruyor:
“Solist var mı?“
“Yok!”
“Koro var mı?”
“Yok!”
“Orkestra var mı?”
“Yok!”
“Ne kadar vaktimiz var?”
“Bir ay!”

Mucizevi bir öyküdür bu…

1 ayda, 27 yaşındaki o adam, hem de Riyaset-i Cumhur Orkestrası Şefi’nin engelleme çabalarına rağmen solistleri bulur, orkestrayı ve koroyu oluşturur, eseri besteler ve Türkiye’nin ilk opera eserini yaratır.

Saygun, o uykusuz geceler için sonradan şöyle yazacaktır:

“Ah bu çalışma… Zaman kısa, imkanlar son derece sınırlı… Ama içimiz coşkun.
Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşlarımın içi şevkle kaynıyor.

Acaba o atılım üstüne atılım yıllarında içimizde duyduğumuz dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlardır”.

Atatürk, gelişmeleri uzaktan takip eder.

Bir ara Sovyet Sefiri Karahan’a “Sen anlarsın, git bir bak” deyip provalara yollar.

Olumlu haber alınca kendisi de gidip izler bir provayı…

Ve Özsoy, 19 Haziran 1934 gecesi, iki devlet adamının huzurunda sahnelenir.
Atatürk, bu mucizenin yaratıcılarını gece Çankaya Köşkü’nde ağırlar, kutlar.

Ve engellemeye çalışanlara der ki:
“Bu, bir devrim hareketidir!“

7 Eylül’de Adnan Saygun’un 100. doğum yıldönümü kutlandı.

Saygun’u ya da Özsoy’u anımsayan kaç kişi var bugün?

Ya da, daha anlamlı bir soru:

“O devrim yıllarının dinmek bilmez heyecanını, sönmek bilmez ateşini” şimdikiler nasıl duyuyorlar?

[*] Libretto, opera, operet, oratoryo, bale, muzikal gibi sahne eserlerinin yazılı söz metinleridir.

Teşekkür : Bu bir devrimdir metnini ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bilgi Kaynakları :
Ahmet Adnan Saygun 
Münir Hayri Egeli 
Özsoy Operası Videoları  
Bir Devrim Hareketi “Özsoy” Operası 

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog