Kategori arşivi: Yaşam

Tabut Hücresi Gibi Evler

Yaklaşık 7,5 milyonluk bir nüfusa sahip olan ve az gelişmiş arazisi bulunan Hong Kong, en uygun fiyatlı konut piyasası haline gelmiş. Hong Kong’da adeta tabut hücresi gibi evler inşa edip satıyorlarmış. Birleşmiş Milletler bu

kabus gibi kafes apartmanlarını “insan onuruna hakaret” olarak kınamasına rağmen, yaklaşık 200.000 kişi hala tek alternatif olarak bu evlerde oturuyormuş. Fotoğrafları çeken National Geografik görevlisi ağlayarak; “buralarda oturanlar her gün bizlere hizmet eden; ahçı, garson, şoför vb. mesleklerdeki insanlar” demiş.

Konu hakkında daha fazla laf etmeden anılan tabut hücresi gibi ev örneklerini sunuyorum…

Tabut Hücresi Gibi Evler


KAYNAK : Bored Panda sitesindeki İngilizce yazıyı buradan okuyabilirsiniz

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Çalışan Kadınla Erkeğin Evrimi

Gelişmiş toplumlarda çalışan kadının hayatını kolaylaştıracak pek çok destekler vardır. Gelişememiş toplumlarda ise kadının çalışma hayatı kolay değildir. 80’li yıllardan itibaren çalışan kadınla erkeğin evrimi birbirinden

farklı gelişim göstermiştir.
Geçmişte kadın olmak daha kolaydı deniyordu, haklıydılar çünkü eskiden kadınlar çalışmıyordu. Modern yaşamın gelişmesiyle birlikte hem ev işlerine yetişmeye çalışan hem de iş hayatında kariyer hedefleyen kadınlar bu tempoda çocuk sahibi olmayı da ertelemek istemiyorlardı.  Artık evli kadınlar; “Çocuk da yaparım kariyer de” diyorlardı…

Şimdi sizlere bir dostun ilettiği yazıyı sunacağım…

Çalışan Kadınla Erkeğin Evrimi

Eskiden Kadın Olmak Daha Kolaydı

Eskiden kadın olmak daha kolaydı. Kadınlar sadece evde olur, yemek yapar, çocuk bakardı. Sadece eşinin geliri düşükse kadın çalışırdı, çalışan kadına acınırdı. Kadın çalışıyorsa, evine bakamayacağı düşünülürdü, zaten kadın bekarken çalışsa bile evlenince evinin kadını olurdu.
90 lı yıllara gelindiğinde kadın sadece evde olmak istemedi, artık çalışmak ekonomik olarak özgürleşmek istiyordu. Bütün kadınlar önce üniversite okumaya, sonra çalışmaya başladı. Bu kadının hoşuna gitmişti çalışıyor, istediği gibi harcıyor, geziyordu. Artık çalışan kadın evli olmak değil bekar olup gününü gün etmek istiyordu. Yaşasın özgürlük…
Çalışan kadın artık işkolik olmuştu, çalışıyor ve yüksekliyordu, zirveye ulaşmıştı. Birçok şirkette önce orta kademe, sonra üst kademe yönetciler kadın oldu. Fakat doksanların sonuna gelindiğinde şirketler yalnız ve işkolik 30 lu yaşlarında kadınlarla doluydu…
Bu çalışan kadına yetmedi, çıtayı biraz daha yükseltti. Artık evli ve başarılı çalışan kadın olmalıydı. Çalışan kadın etrafına bakındı, başarılı, paralı adaylar gözden geçirildi, adaylardan kel, şişman ve kısa olanlar hemen elendi, ince ruhlu, şaraptan anlayan, 14 Şubatda müthiş süprizler yapan, kimsenin bilmediği yerlerde baş başa tatillere götüren, yaşamayı seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapışıldı. Yurt dışından tasarımcı gelinlikleri getirtildi, otellerde muhteşem düğünler yapılıp, Maldivlere ya da Baliye balayına gidildi…
Balayından sonra çalışan kadın hızla iş başı yaptı artık, gündüz toplantıdan toplantıya koştururken, artık akşam yemeğini de düşünmeye başlamıştı. Akşam ne yenmeli, nereye gidilmeli,eşinin gömlekleri, pantolanları ütülümü, kıyafetleri kuru temizlemeciye gitti mi geldi mi, marketten alınacakların listesini çıkar, iş çıkışı git al, eve gel hızlıca akşam yemeğini hazırla…
Çalışan kadın artık mutluydu,gece yatağı sıcacıktı ,üzülünce derdini paylaşan,hastalanınca ona bakan,ağlayınca destek olacak bir omuza, göz yaşlarını silecek şevkatli ellere sahipti. 15 saat koşturmak ona vız geliyordu. Etraf bu şekilde koşuşturan ev ve iş arası çift vardiya çalışan kadınla doluydu.
Zaman geçiyordu . Çalışan kadın 35 ine yaklaşıyordu, biyolojik saati “be –bek, be- bek” diye uyarı vermeye başladı. Evet çalışan kadın hemen çığlık atmaya başladı “kariyer de yaparım bebek de”. Çalışan kadınlar hemen sosyetik kadın doğumcuların randevularını doldurdular. Çalışan kadınlar ajandalarına ve işlerinin temposuna uygun zamanı seçip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya başladı. Kimi tek, kimi ikiz , kimi üçüz istedi. 1-2 ay sonra güzel haberler sırayla gelmeye başladı, çalışan kadınlar hamileydi. Ama çalışan kadın hem hamile, hem güzel olmak istedi, hemen diyetisyenlere koşulup, özel hamile diyetleri alındı, bol bol kivi yenmeye başlandı. Eskisi gibi tatlı, börek aşerilmiyordu, karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarısı eşlerden…
Çalışan kadın çocuğunu eski usul büyütmeyecekti, hemen onlarca hamilelik, bebek büyütme kitapları alındı, bir çok internet sitesine üye olundu. Yoga ve anne–baba kurslarına yazıldı . Çalışan kadın artık gün gün takip ediyordu bebeğini. Bugün 43. gün bebeğim üzüm tanesi gibi, 59. gün parmakları oluştu, 89. gün bu gün ilk defa hıçkırdı. 210. günden sonra artık bebeğin matematik zekasının artması için Mozart dinletilecek. Sonunda mutlu gün geldi çalışan kadın artık anneydi, 3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde iş başı yapmıştı. Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve anne olarak 24 saat çalışıyordu.
Sonunda mutlu gün geldi çalışan kadın artık anneydi, 3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde iş başı yapmıştı. Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve anne olarak 24 saat çalışıyordu. Bebek büyüdükçe, sosyalleşmesi için çalışan kadın cumartesilerini çocuğuna ayırdı, artık tüm anneler topluca etkinliklere katılmaya başladılar, yaş günü partileri, tiyatrolar, piyano dersleri, basketbol, tenis ve yüzme kurslarının biri bitiyor biri başlıyordu.
Çalışan kadına bu da yetmedi artık herkes çalışıyor, iyi bir eş ve annelik yapıyordu, çalışan kadın çıtayı bir kez daha yükseltti. O artık evinde katkısız, sağlıklı ekmekler, kahvaltı için ev yapımı reçel yapmalı, organik gıdalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazırlamalı, çocuğuna ve eşine özel günlerde ev yapımı pastalar yapabilmeli, bu pastaları çok güzel süsleyebilmeliydi.
Evet bütün çalışan kadınlar yemek yapma kurslarına koşmaya başladılar, evlerine ekmek yapma makineleri aldılar. Şimdi çalışan kadınlar toplantı aralarında bir birlerine ekmek tarifleri vermeye başladılar; “Dün nefis bir çavdarlı ekmek yaptım, istersen tarifini vereyim.” “Bende hafta sonu harika bir pasta yaptım, evdekiler bayıldı. Bir akşam gelinde size de yapayım.”

Bakalım çalışan kadın bundan sonra çıtasını nereye yükseltecek?

Geçen Sürede Erkeğin Evrimi

Bu süreç içerisinde çalışan erkek ise çıtasını hiç yükseltmedi.
80 lerde, 90 larda ve 2000 lerde hep aynı kaldı.
TV izliyor, yatıyor ve maça gidiyordu…


TEŞEKKÜR : Yukarıdaki yazıdan ben haberdar eden sayın Taner Vidinligil.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Bugün Özel Bir Gün

Onu ilk kez 1971 yılında gördüm. Bir parkta arkadaşlarıyla oturuyordu. Göz göze geldik, ona gülümsedim, o da mukabele etti. Evet, bugün özel bir gün. Aynı sene okul bahçesinde karşılaşıp, onunla tanıştım. Şansıma aynı sınıfa

düştük ve arkalı önlü sıralarda oturmaya başladık.
1972 yılında arkadaşlığımız başladı. 1973 yılı 7 Şubat günü onunla bir restorana gittik. Yemeğimiz bitince ona evlilik teklif ettim, yüzüme mutlulukla baktı ve evet dedi.

1974 yılı Eylül ayında nişanlandık ve 42 yıl önce bugün; 2 Temmuz 1975 tarihinde evlendik.
Onu ilk kez görmem ve bugünlere gelmemizin üzerinden tam 46 yıl geçmiş.

İki oğlumuz oldu. Bugün biri 41 yaşında diplomat, diğeri 37 yaşında bir akademisyen.
Büyük oğlumuz 2001 yılında evlendi, böylece bir de kızımız oldu.
Onlar da bize; Lara ve Arda adında iki torun hediye etti.

Eşim olduğundan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum.
Çünkü sen başıma gelen en güzel şey olarak hayatımda yerini aldın.
Yeryüzündeki en büyük mutluluk huzurlu bir evliliktir.
Seninle huzurluyum ve inan ki çok mutluyum.
Gün geldi tartıştık, gün oldu küstük. Ama hiçbiri bir günü geçmedi ve hemen barıştık.

Sana geçmişte senin için yazdığım yazılardan bazı bölümleri aktaracağım…

Bugün Evlilik Yıldönümü
1- Sana çok şey borçluyum. Çok iyi bildiğin bir sözümü tekrar edeceğim:
Seni ilk gün sevmiş ve hala sevmeye devam ediyorum. Yıllar içinde bizlere verdiğin sevgi ve mutluluğu gördükçe, bu sevgim sürekli katmerleşmekte. Hakkını ödememin kolay olmadığını biliyorum. Evlatlarım da bunu çok iyi biliyor. Hakkını helal et aşkımız…

2- Dünyanın en şanslı insanlarından biriyim. Evlatlarım, torunlarım da öyle. Çünkü hayatımızda sen varsın. Yaşamda istediğin her şey, bütün hayallerin, umutların el ele ve birlikte gerçek olsun.

3- Sen benim hayat ışığım, can yoldaşım, hayat arkadaşım, biricik sevgilim, mutluluğum, hayatımın en güzel varlığısın. Yüzünden sana çok yakışan gülümsemen hiç eksik olmasın.

Çok Özel Gün Bugün
Canım sevgilim; sen benim can nefesimsin, tek sevgilim ve biricik hayat arkadaşımsın. Geride bıraktığımız onca yılda her daim yanımda yer alarak hayatımı güzelleştirdiğin ve desteğini hiçbir zaman eksik etmediğin için sana minnettarım. Beni ömrüne kattığın için de sana minnettarım.

Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun canım karım, sevgilim ve hayatımdaki en değerli varlığım…

İlgili Yazı : Nice Doğum Günlerin Olsun

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Yine Ayrılık Başladı

Fedakarlık; bir amaç uğruna ve gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için, kişinin çıkarlarından vazgeçmesidir. Bu sabah sevgili eşimi yurt dışına uğurladım ve yine ayrılık başladı. İyi insanlar sevdikleri için karşılıksız

fedakarlık yapar. Son 10 yıldır sevgili torunlarımız için eşimle her sene uzun süreler ayrı kalıyoruz.

Dün gece Facebook’da bu konuda bir paylaşım yaptım.
Ayrılık : “Yarından itibaren; 3 Kıta (Avrupa, Afrika-Orta Doğu ile Asya) ve 4 ülkede olacağız. Canlarım (eşim, evlatlarım) ve canlarımın canları (sevgili torunlarım) yanımda olmayacak. Yarın bu konuda bir yazı (blog) yazmayı planlıyorum.
Ayrılık yazıları daima zor oluyor. İnsan duygusallaşıyor ve kelimeler adeta yüreği dağlıyor. Son 10 yıldır; ben ve eşim senenin yarısından fazlasını böyle yaşıyoruz.
Zor ama canların hatırına katlanıyoruz…”

Bendeniz bu satırları yazarken sevgili eşim uçakla seyahat halinde.
Aylardır Skype’de yaptığımız canlı görüşmelerde torunlarımız; “Babaanne seni çok özledik gel artık, babaanneciğim senin ponpon pastaların rüyalarıma giriyor, lütfen gel de bana onlardan yap, Hasan dedeciğim lütfen babaannemi bize gönder” benzeri sözlere muhatap oluyoruz…
Canların canlarının bu isteklerine dayanmak, karşı koymak ya da kabul etmemek mümkün değil. En sonunda pes ediyoruz ve mecburi ayrılık başlıyor.

Bir şeyin değerini; ayrılıkların yokluğunda ya da kaybettiğimiz zaman çok daha iyi anlarız.

Sevgiyle kalınız dostlar…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Bugün Çok Duygusalım Dostlar

Hayatımda hiçbir yıl doğum günümü ailem dışında kimseye duyurmadım ve de sosyal ağlarda paylaşıp kutlamadım. Ancak; bugün çok duygusalım dostlar. Bir yıl önce, yurt dışındaki küçük oğlum Dr. Barın Kayaoğlu

Facebook sayfasında doğum günüm hakkında Türkçe ve İngilizce iki yazı yayımladı.
Bu yazıları prensibim olmadığı halde çok beğenmiş ve ben de Facebook zaman tünelimde paylaşmıştım.

Bugün benim doğum günüm. Sabah yurt dışındaki büyük oğlum, gelinim kızım ve torunlarım Lara ile Arda telefonla arayarak doğum günümü kutladı. Küçük oğlum Barın’da Skype konuşmamızda kutlamada bulundu. Kız kardeşim, akrabalarım, yakın dost ve arkadaşlarım aradılar…

Peki, yıllardır sosyal mecralarda kutlamadığım doğum günümü bugün neden kutluyorum?
Açıklayayım…
2015 yılında sağ gözümde makula dejenerasyonu (halk dilinde sarı leke olarak bilinen rahatsızlık) başlamıştı. 2 yıldır bazı aylar bir, bazı aylar 2 kez sağ gözüme ameliyathanede göz iğnesi yapılıyordu. Geçen haftaki göz ameliyatımdan önce yapılan Oct taramasında (bir nevi emar) sağ gözümün merceğinin öne doğru çıkıntı yaptığı ve bu sebeple acilen katarakt ameliyatı olmam gerektiği belirtildi.
Dün katarak ameliyatım yapıldı.
Bugün kontrole gittim ve gözümün durumunun iyi olduğu ve 4 hafta verilen damlaların kullanımı sonrası, gözlük reçetemin verileceği belirtildi.

Eve dönüş yolunda aldı beni bir düşünce. Aklıma oğlum Barın’ın bir yıl önceki doğum günüm yazıları geldi. Bunu sadece Facebook da paylaşmıştım. Ölümlü Dünya’da bu güzel yazıların artık daha geniş platformlarda yayımlanması gerektiğine karar verdim.

Şimdi bu yazıları sunuyorum…

“Bugün çok duygusalım. Oğlumun hakkımdaki yazısından (altta) etkilendim.
Sevgili oğlum..! Bugün yurt dışında olan; anneniz, abin ve ailesi (hele torunlarım) ve senin yokluğunda doğum günümü kutlamaya hazırlanırken, bu yazını gördüm. Malumun bugüne kadar doğum günümü sosyal medyada asla paylaşmamıştım. Bu ilk kez oluyor. Ne yapalım, evlat babası için böyle güzel şeyler yazmışsa, olsun varsın. Canım oğlum, beni yıllar öncesindeki günlerime götürdün. Hakkımdaki sözlerin ve teveccühlerine teşekkür ederim…”

Barın Kayaoğlu 12 Ocak 2016

“Bugün babam Hasan Sabri Kayaoğlu’nun 70. inci doğum günü. Söylenecek çok şey var ancak ben babamı gerçekten hak ettiği bir ünvanla saygılarımı sunmak istiyorum — Dünya’nın HAKİKİ en ilginç adamı.

Evet, aktör Jonathan Goldsmith Dos Equis biraları için 2006’da “dünyanın en ilginç adamı” karakterini oynamaya başlamadan yıllaaaar evvel, benim babam zaten dünyanın en ilginç adamı olmuştu.

Üç kardeşin en büyüğü ve Prusya ekolünden gelen bir subayla bir o kadar disiplinli İstanbullu bir hanımın oğlu olarak büyüyen babam altı yaşındayken kendisini kardeşlerinden ve mahallenin çocuklarından oluşan ‘bölüğün’ çavuşu olarak buldu. En önemli görevi miniklerin bir şeyleri kırmasını, yok etmesini ya da yakmasını sağlamaktı. Her ne kadar kendisi dahiyane bir şekilde karışıklık çıkarma konusunda uzman olsa da kendine özgü askeri disiplinini – özellikle insanları sert bir bakış atarak ya da sesini yükselterek ikna (!) etme yeteneğini – bu dönemde geliştirdi.

Tabi babam çocukluğunda koca bir haylazdı aslında ve numaraları yaygındı. Birçok çocukluk hikayesi dedemin Ordu’ya ait olan atlarına ‘izinsiz alarak binmesiyle’ (!) başlar. Her ne kadar bu durumlar kendisine sık sık sille olarak dönmüş olsa da babamı yeni belalara girmekten alıkoyamamıştı.

(Yani kendisinin iddia ettiğinin aksine bendeniz de kaosa olan yatkınlığımı *sadece* annem Ayla Kayaoğlu’ndan almadım. Anneciğim de ayrı bir karakterdir ama onu başka bir hikayeye bırakalım.)

Dedemin kariyeri babamı Türkiye’nin farklı bölgelerine estirirken bir ara ailecek kendilerini iki yıllığına Washington, D.C.’de buluverirler. O zamanlar ortaokul olan Benjamin Banneker’daki ilk gününde bir grup çocuktan dayak yiyerek Amerika’daki okul hayatına merhaba diyen babam, ilerleyen günlerde o çocukları bularak kendilerine teketek…dostluğun erdemlerini öğretir. Daha sonra ilerideki diplomatik kariyerini öngörürcesine o çocuklarla gerçekten de dost olur.

Dünyanın en ilginç çocuğu, Amerika’da geçirdiği yıllarda kendisini müziğe de kaptırır. O kadar ki, 1958’de Türkiye’ye döndükten birkaç sene sonra, sevgili babam liseyi terk ederek profesyonel müzisyen olarak kariyer hayatına atılır. 1960’lı yıllarda Şerif Yüzbaşıoğlu, Cemil Başargan ve Orhan Sezener gibi büyük şeflerin yönetiminde Türkiye’nin en büyük pop-rock-jazz orkestralarında başsolistlik yapar.

Şöhret, babamı hem para hem de garip tecrübelerle tanıştırır. Oğlunun şarkı söylemesini pek de tasvip etmeyen dedem bir gece babamın çalıştığı gece klübü-restoranlardan birine bir gece denk gelir. 30 küsür yıllık hizmeti olan kıdemli kamu görevlisi dedeciğimin bir ayda kazandığı maaşı doğru dürüst 20 yaşında bile olmayan oğlunun bir gecede kazandığını öğrenmesi küçük çaplı bir şok geçirmesine sebep olur. C’est la vie.

Unvan ve servet güzel olsa da 1960’lar olarak bilinen çılgınlığın sona ermesiyle dünyanın en ilginç genç adamı kendisinden daha büyük bir amacın parçası olmak ister. İronik bir şekilde babası gibi devlet memuru olur.

Devlet memuru olduktan sonra tahsil yapmadan hayatta pek de ileri gidemeyeceğini kavrayan babam Ankara’da gece lisesine yazılır, burada da Ayla isimli bir kızla tanışır. 1975 yılında evlenen Hasan ve Ayla 1970’lerin ikinci yarısını abimi ve beni dünyaya getirmekle geçirirler.

Aynı anda hem iş, hem eş ve hem de iki çocukla boğuşmayı çok da gözünde büyütmeye kahramanımız bu arada üniversiteyi de bitirir.

Bu arada devlet memurluğunda yükselen dünyanın en ilginç diplomatı ilk kalıcı yurtdışı tayini uyarınca 1985’te Bağdat’taki Türk büyükelçiliğine giderken İran-Irak Savaşı’nın ortasında yanına bizi de katar. Irak başkentinde geçirdiğimiz üç yıl boyunca ‘yemişim savaşını’ Kayaoğlu klanının yarı-resmi sloganı olur.

Bağdat’ta geçen üç yıl, sonra Türkiye’de geçirdiğimiz beş yıl, Beyrut-Lübnan’da geçirilen bir üç yıldan sonra dünyanın en ilginç adamı 1996 yılında Ankara’ya dönüş yapar. Dünyanın en ilginç bürokratı olarak 2004’te emekli olmadan önce kendisinin gördüklerinden, duyduklarından ve yaptıklarından bahsetmeyi hiç de sevmediğini (evet, biz Kayaoğulları o işlerde gerçekten kötüyüz aslında, değil mi?) fark eden amirleri kendisini Türk devletinin çeşitli kurum ve kuruluşlarına ders vermek üzere görevlendirir. Genç ve orta kademe memurlara verdiği dersler o kadar farklı kişiyi etkilemiştir ki bugün bile yabancı bir ülkede bir Türk temsilciliğine gitsem ya da memlekette bir devlet dairesine gitsem ‘Hasan Kayaoğlu babanız mı?’ sorusunu duyarım zaman zaman.

Memuriyetten emekli olduktan sonra babam yurtdışında bulunduğumuz için abimle ve benimle görüşebilmek için kendine dizüstü bilgisayar alır. ‘Bir daha gösterin, açma-kapama hangi düğme?’ sorusuyla bilgisayar kullanmaya başlayan dünyanın en ilginç adamı birkaç sene içinde bir sürü çevrimiçi platformda onbinlerce takipçisi olan bir İnternet gurusuna dönüşür. (Bir ara Silikon Vadisi’nde çalışan bir arkadaşım bana babamın İnternet’te ‘kim kimdir’ türü meşhur insanlar tarafından takip edildiğini bilip bilmediğimi sormuştu. Bilmiyordum. Artık biliyorum.)

İnsanlar şarkıcı, devlet memuru, diplomat, beynelmilel gizem adamı, öğretim üyesi ve İnternet fenomeni olmayı hayal eder. Babam 70 yılda bunların her birini çok kolaymış gibi yapmakla kalmadı, bütün bu işlerde başarılı oldu.

Ki işin en iyi tarafı o bile değil. Dostlarına ve ailesine sadakati, müthiş espri anlayışı, Ortadoğu’da 1980’lerde ve 1990’larda insanlığın en alçak taraflarına şahit olmasına rağmen ruhunu yitirmemesi babamın sadece dünyanın en ilginç adamı değil aslında çok iyi bir insan olmasını sağlayan özelliklerinden sadece bazıları.

Tabi ki hayatı hiçbir zaman mükemmel olmadı. Kendisi de hiç mükemmel değildi.

Hatalarının bedelini fazlasıyla ödedi ancak başarısız olmaktan da asla korkmadı. Tutkulu olduğu şeyleri sonuna kadar kovaladı ve başkalarının onayını aramadı. Son tahlilde çalışkanlılığı ve azmi sayesinde büyük mükafatlar elde etti ve kendisine burun kıvıranların bile takdirini kazandı. Hala da kazanıyor.

70.inci doğum günün kutlu olsun, ey dünyanın en ilginç adamı! Oğlun olmaktan gurur duyuyorum ve hayatımın o kısmıyla ilgili tek bir şeyi değiştirmem. Seni çok seviyorum.”
UMMAH!

“Today marks the 70th birthday of my father, Hasan Sabri Kayaoğlu. There is a lot to be said, but I cannot think of a better way to honor my dad than by calling him what he really is – the REAL most interesting man in the world.
Yes, decades before the actor Jonathan Goldsmith assumed that persona for Dos Equis in 2006, my father was already the most interesting man in the world.
As the eldest of three siblings, the son of a Turkish army officer raised in the Prussian system and an Istanbul lady who was just as strict as her husband, my father found himself as the chief sergeant of a small ‘company’ of siblings and neighborhood kids when he was about 6. His most important duty was to make sure that none of the little ones broke, destroyed, or burned down anything. Despite his personal inclinations for brilliant mayhem, he developed his own version of martial discipline – an uncanny ability to persuade people just by raising his voice or glaring at them.
To be sure, my father was a big rascal as a kid and his mischiefs went far and wide. Many of his childhood stories started with his ‘borrowing’ (!) and riding my grandfather’s Army-owned horses without permission. While such episodes frequently awarded him some spanking, dad always concocted another devious trouble-making scheme.
(So, despite his claims to the contrary, I didn’t get my taste for chaos *just* from my mother, Ayla Kayaoğlu. Yes, she’s also a character but that’s for another story!)
My grandfather’s career took my dad to different parts of Turkey and then to a two-year stint in Washington, D.C. On his first day at Benjamin Banneker (then a junior high), he got beaten up by a bunch of kids. He soon tracked them down and taught them the merits of one-on-one…friendship. Later on, the good diplomat-would-be actually befriended those kids.
During his days in America, the most interesting boy in the world caught the music bug. A few years after he came back to Turkey in 1958, my father quit high school and started his career as a professional musician. In the 1960s, he was the lead vocalist for Turkey’s grandest pop-rock-jazz bands, led by such maestros as Şerif Yüzbaşıoğlu, Cemil Başargan, and Orhan Sezener.
Fame brought fortune and awkward moments. One night, my grandfather, who did not approve of his son’s singing, happened upon a nightclub-restaurant where his son was singing. It was an unpleasant shock to my grandpa that his barely-20-year-old son could make in one night what he, a senior public servant with over 30 years under his belt, made in a month. C’est la vie.
Fame and fortune were good but as the craziness known as the 1960s drew to a close, the most interesting young man in the world sought a purpose greater than himself. Ironically, he found his calling in his father’s footsteps – in the Turkish civil service.
My father then realized that, without education, he won’t get far in life. He started attending night classes at a local high school in Ankara, he met his future wife, a very interesting young gal by the name of Ayla. They got married in 1975 and spent the rest of the decade bringing my big brother and me into the world.
Unsatisfied with the challenge of finishing high school while having a very demanding job, a wife, and two kids, our hero also finished college in the meantime.
As he rose through the ranks of the civil service, the most interesting diplomat in the world took us to his first permanent foreign posting at the Turkish embassy in Baghdad in 1985…during the Iran-Iraq War. During our three years in the Iraqi capital, ‘war? schwar!’ became the semi-official motto of the Kayaoğlu clan.
After three years in Baghdad, five years back in Turkey, and three years in Beirut, Lebanon, the most interesting man in the world came back to Ankara in 1996. Before his retirement as the most interesting bureaucrat in the world in 2004, his superiors realized how he much he disliked (!!!) talking about the things he’s seen, heard, and done (yeah, we Kayaoğlus are pretty bad with that, aren’t we?) and tasked him to deliver lectures to different agencies of the Turkish government. His lectures touched so many junior and mid-level bureaucrats in the civil service that I have learned to expect the ‘is your father Hasan Kayaoğlu?’ question when I visit a Turkish embassy somewhere or a government office back home in Turkey.
After retiring from the civil service, my father decided to use a laptop to keep in touch with me and my brother (by that point we were both living abroad). Within a few years, the most interesting man in the world turned from ‘once again, which of these buttons turns this thing on?’ into an Internet guru who is super-active on many online platforms, with tens of thousands of followers. (A friend who worked in Silicon Valley at the time once told me whether I knew that my father is followed by most of the Internet’s ‘who’s whos?’ I didn’t then. I do now.)
People dream about being a singer, a civil servant, a diplomat, an international man of mystery, a lecturer, an Internet phenomenon. Not only has my father managed to cram these jobs into his 70 years like they were nothing, he succeeded in all of them.
And that’s not even the best part of it! My father’s loyalty to his friends and family, his amazing sense of humor, and his ability to preserve his soul even while witnessing some of the worst sides of humanity in the Middle East in the 1980s and 1990s, are only some of the reasons why my father is actually a very good person – not just the most interesting man in the world.
Of course, his life was never perfect. He was never perfect.
He paid dearly for his mistakes, though he never feared failure. He pursued his passions all the way without caring for outside validation. In the end, he reaped big rewards for his hard-work and determination and earned the admiration of his detractors. He still does.
So, happy 70th birthday, the most interesting man in the world! I am proud of being your son and I would not change a thing about that part of my life. I love you very much.”
MWAH!

Barın Kayaoğlu’nun sosyal medya faaliyetleri :
Twitter | Facebook | Google Plus | Linkedin
Al-Monitor’daki yazıları  | The National Interest’deki yazıları

İlgili yazı : Bir Zamanlar Böyleydik 

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Yeni Yılınız Kutlu Olsun

Bir yılı daha geride bıraktığımız anlar itibarıyla, 2017 yılının; “ülkemin aziz insanları ile tüm Dünya insanları için, ‘sağlıklı, huzurlu, mutlu, barış ve kardeşlik’ içinde geçmesini, ayrıca yeni yılın (2017), giden (2016) yılındaki

terör olaylarının sebep olduğu acıları tekrar yaşatmamasını diliyorum…”
Yeni yıl ve daha sonraki yıllar için de aynı temennimi tekrarlıyorum.

Yazanın Notu :
2017 yılını aile ile sevdiklerinizle sağlık, barış ve kardeşlik içinde geçirmenizi dilerim…
Nerede yaşam varsa orada umut da vardır.
Yeni yılda tüm umutlar ve başarılar sizlerle olsun…  🙂

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


İki Güzel Hikaye

iki-guzel-hikayeBu yazıda sizlere iki güzel hikaye sunacağım. Birinci hikayede iki komşu yan yana evlerde oturmaktadır. Komşunun biri diğerine cep telefonundan iki kısa mesaj (SMS) gönderir. Kısa mesajlar onarılması imkansız gelişmelere yol

açar.

Kısa Mesajlar

İlk Mesaj:

Merhaba Fred ben yan komşun Alan’ım sana bir itirafta bulunmak istiyorum. Geçtiğimiz birkaç aydan beri kendimi suçlu hissediyorum ve sana söylemek için cesaretimi toplamaya çalışıyorum. Sana söyleyemediğim için de kendimi kötü hissediyorum ve bunu bu kısa mesajla anlatmak istiyorum.

Gerçek şu ki, son zamanlarda karını paylaşıyorum, belki de senden fazla kullanıyorum. Bu günlerde eve gelemedim ama bu mazeret değil. Biliyorum günahım çok fazla kendimi çok suçlu hissediyorum. Samimi özürlerimi kabul edeceğini umuyorum. Bu bir daha olmayacak. Lütfen kullanma bedelini belirle ve ben ödeyeyim…
Saygılar,
Alan

Hareket:

Fred aldatıldığını ve hakarete uğradığını düşünerek, silahını kapar ve komşusunun evine girerek Alan’ı öldürür. Evine döner kendisine sert bir içki koyar, kanepeye oturup düşünmeye başlar. Sonra telefonunu alır ve komşusundan gelen ikinci mesajı görür.

İkinci Mesaj:

Merhaba Fred, tekrar Alan, Son mesajımdaki yazım hatası için özür dilerim. Umarım senin de dikkatini çekmiştir. Bu Allah’ın belası otomatik düzeltme Wi-Fi (kablosuz internet) yazdığım halde onu Wife (kadın eş) yapmış. Teknoloji işte!
Saygılar,
Alan

Kıssadan Hisse:

Her kısa mesajda yazılanı doğru kabul edip öfkelenmeyin.
Her öfkelenme sonucunda ise adam vurmayın.

İkinci Hikaye (altı kısa öykü)

– Kuraklık sebebiyle yağmur duasına çıkan köylüler, köy meydanında toplanır. Az sonra elinde şemsiye taşıyan bir genç aralarına katılır. Gencin bu yaptığına, İnanç denir.
– Bir bebeği kavrar ve havaya atarsanız, güler. Çünkü bebek onu tekrar yakalayacağınızı bilir. Buna Güven denir.
– Her gece ertesi sabah uyanacağımızı bilmediğimiz halde, sabah erken kalkmak için saati kurarız. Buna Umut denir.
– Gelecekte neler olacağı hakkında hiçbir fikrimiz, bilgimiz olmasa da, daima bir sonrası için büyük planlar yaparız. Buna Özgüven denir.
– Bir çok mutsuzluk örnekleri görmemize rağmen evlenir ve çocuk(lar) yaparız. Buna Aşk denir.
– Yaşlı bir adam gömleğine; “ben 91 yaşında değilim, 75 yıllık tecrübeye sahip 16 yaşında bir delikanlıyım” yazmış. Buna Yaşama Tutkusu denir.

Teşekkür : İki kısa mesaj hikayesini ileten sayın Taner Vidinligil.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Mutlu Yaşamanın Sırları

mutlulugun-sirlariMutluluk nedir? Mutluluk; “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık” anlamına* gelmektedir. Peki, mutlu yaşamanın sırları nelerdir?

Kimileri mutluluğu maddi alanda, kimileri manevi alanda, kimileri ise hem maddi hem manevi alanda edinilebilecek bir ruhsal hal olarak ele almışlardır. Örneğin, mutluluğun manevi alanda edinilebilecek bir hal olduğunu düşünen eski Grek düşünürleri, mutluluğu erdemin ödülü olarak değerlendirmişlerdir.
Vücutta melatonin, serotonin ve endorfin hormonlarının salgılamasının mutluluk üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden kış aylarında daha az salgılanan hormonlar nedeniyle mutluluk oranı sıcak aylara göre daha düşüktür. Kuzey kesimdeki ülkelerde intihar sayısının Ekvatoral kesimlerden fazla olmasının nedeni de budur. İklim değişiklikleri mutluluğu etkileyen faktörlerdendir.

Mutluluk için; çok zengin olmak, şatafatlı yaşamak, her şeyin para ile elde edilebileceğini sanmak, yanlıştır. Yaşamın içinde yer alan basit detayları görmezden gelmek de o derece hatalıdır. Unutmamalıyız ki; bilimsel olarak belirlendiği üzere, “başarının sırları küçük detaylarda gizlidir.” Aynı şekilde, mutluluğun sırları da detaylardadır. Bu detayları görebilir ve onları kullanabilirsek, mutlu olma yolunda başarıya ulaşabiliriz.

Mutlu Yaşamanın Sırları…

Bir Amaç Uğruna Yaşayın ve Ona Bağlı Kalın

Kuzey Karolina Üniversitesi’nin işbirliği ile gerçekleştirilen bir araştırmada; güzel bir pasta yemek, iyi bir tatil yapmak, güzel elbiseler giymek ya da lüks bir arabaya binmek, insanları yalnız o an için mutlu edebiliyormuş.” Bilim adamları bu hissi, mutluluk değil, “anlık tatmin” olarak yorumluyor.
Aç bir kimseye yardım etmek, ihtiyacı olana yardımda bulunmak, hayır işleri yapmak ise; uzun vadede hücrelerimiz üzerinde son derece pozitif bir etkiye sahip.
Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırma ekibinin lideri Barbara L. Fredrickson, elde ettikleri sonuç hakkında şöyle diyor:
“Günlük aktiviteler kısa süreli hazlar sağlasa da; uzun vadede negatif fiziksel sonuçlar doğuruyor. Hücresel düzeyde bakarsak, vücudumuzun tepki verdiği tek bir mutluluk türü var; o da bir amaç uğruna yaşamak ve o amaca bağlı olmak.”

Kendinizi İyi Yönetin

Zeka ile başarının doğrudan bir ilişkisi yoktur. Çok zeki olmanız gerekmiyor, ancak kendinizi iyi yönetebilirseniz çok başarılı olmanız pekala mümkündür. Bunu da yapabilmek için duygularınız ve davranışlarınızla iyi bir ilişki geliştirmeniz yeterli olacaktır. Geçmişte; 50 yaşlarında bir bayan, kendini çok iyi yöneterek ve çok çalışarak, Dünya’da sadece erkek mühendislerin sahip olabildiği bir ödülü ilk defa alabilmiştir.

Bardağın Boş Değil Dolu Tarafına Bakın

Bardağın dolu yarısını görün. Şikayet etmeyi bırakın, pozitif duygulara yoğunlaşın. Bunu yaptığınızda; Amerikalı psikolog Martin Seligman’ın ‘öğrenilmiş çaresizlik’ dediği ‘kabullenme’ tuzağına düşmezsiniz.
Olumlu yönlerinizin belirleyin. Zenginliklerinizi, potansiyelinizi ve gücünüzü fark edin. ABD Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre; “mutluluğumuzun ve huzurumuzun yüzde 40’ı tercihlerimizin ve hayata bakışımızın sonucunda oluşuyor.”

İhtiyacı Olanlara Yardım Edin

Başka insanlar, hayvanlar, çevre ve diğer etkinliklerde yer almak, ihtiyacı olanlar para yardımı yapmak, kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.
En mutlu insanların, en büyük vericiler olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre; bağış yaparak ve başkalarına para vererek mutluluğu yakalayabilirsiniz.

Kendinize Hedefler Koyun

“Kendilerine kısa veya uzun vadeli hedefler koyanlar, koymayanlara göre daha mutlu oluyor.”
Psikolog Jonathan Freedman
“Bir amaç doğrultusunda çalışmak, olumlu duyguları devreye sokuyor.”
ABD Wisconsin Üniversitesi’nden Richard Davidson

Tarafsız Olun

“Mutlu olmak ve aydınlanmak için tarafsız olmak gerekiyor. Eğer kendi bakış açınızı savunmayı bırakırsanız, enerjinizin yüzde 99’unu tasarruf edersiniz ve çok daha mutlu olursunuz.”
Dr. Deepak Chopra

En Az 10 İyi Dostunuz Arkadaşınız Olsun

“En az 10 iyi arkadaşa sahip olduğunu söyleyen yetişkinlerin, beş veya daha az yakın arkadaşa sahip olanlardan daha mutlu olduğu belirlenmiş. Araştırmaya göre; daha mutlu hissetmek için, dost ve arkadaş çevremizi genişletmemiz gerekiyormuş.”
İngiltere Nottingham Üniversitesi’nin yaptığı araştırma

Her Fırsatta Gülümseyin

Birçok araştırmaya göre; “gülümsemek ve mutluymuş gibi davranmak, gerçekten üzgün olduğunuzda kendinizi daha iyi hissetmenize ve mutlu olmanız neden oluyormuş.”

* TDK Sözlüğü

Yazanın Notu :
En az 6-7 saat uyuyun. İngiltere’de yapılan bir çalışma; günde en az 6 saat 15 dakika kesintisiz uyumanın, insanları mutlu ettiğini gözler önüne sermiş.
Doğayı keşfedin. Her fırsatta yürüyün, egzersiz yapın. Özellikle kuş seslerini dinleyin, sokak hayvanlarını izleyin.
Unutmayalım, mutlu yaşamanın sırları; “önce kendimizi iyi tanımaktan, sonra hayatın içindeki küçük detayları fark etmemizden geçiyor…”

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Tarihin Unutulmayacak Anları

İnsanlık tarihinin başından geçenleri; “kısa, açık ve sözün bittiği anlarda, binlerce kelime ile anlatmak mümkün değildir.” Aradan yıllar geçse bile, insanlık tarihinde hafızalara kazınan, unutulmaları mümkün olmayan çeşitli

olay, kişi, durum ve anlar vardır.
Bu anları; binlerce kelimeyle anlatmak yerine, tek bir fotoğrafla anlatmak mümkündür.

İşte tarihin unutulmayacak anları‘nın fotoğrafları…

1-suriyedeki-acilar

2-gaz-gecirmeyen-bebek-arabasi

3-yol

4-sudanli-kiz

5-isvecte-trafik

6-beyrut-filistin-kampi

7-utanan-anne

8-omayra-sanchez

9-vietnamli-polis-sefi

10-ingiltere-ve-avusturyada-cocuklar

11-neil-armstrong-ayak-izi

12-kalkisma

aylan-kurdi2 Eylül 2015’te ailesi ile birlikte Muğla’nın Bodrum ilçesinden Yunanistan’ın İstanköy (Kos) adasına şişme botla geçmeye çalışırken annesi ve kardeşi ile birlikte boğularak hayatını kaybeden üç yaşındaki Aylan Kurdi.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Yaşlıların Mutsuzluk Sebepleri Nedir?

mutsuz yaşlılarÜlkemizde 60 yaşın üzerinde yaklaşık 8 milyon kişi yaşıyor. Yaşlıların mutsuzluk sebepleri nedir hususunu açıklamadan önce yaşlılığın ne olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Yaşlılık; “fiziksel ve ruhsal güçlerin bir daha

yerine gelmeyecek şekilde kaybedilmesine bağlı olarak, organizmanın iç ve dış etmenler arasında denge kurma potansiyelinin azalması, kişinin fiziksel ve ruhsal yönden gerilemesi” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’deki araştırmalara göre, maalesef yaşlıların büyük çoğunluğunun mutsuz olduğu görülüyor.

Bu mutsuzluk sebebinin ne olduğu hakkında fikir verebilecek bir derleme :

“Dünya genelinde yaşlı nüfusun genel nüfus içindeki oranının artması nedeniyle, demografik yapı giderek değişmekte, yaşlı nüfusun karşılaştığı sorunlar daha belirgin bir biçimde hissedilir hale gelmektedir.
Gelişmiş ülkeler bu süreci daha önceden görerek, sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanlarında almış olduğu tedbirlerle, yaşlı bireylerin sosyal refah standardını koruyabilmekteyken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de demografik alandaki yaşlanma hızına paralel olarak gerekli plan, politika ve uygulamalar hayata geçirilememektedir. Bu ise, demografik değişim süreci açısından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin durumlarının farklılaştığı, gelişmiş ülkelerin nüfusları henüz yaşlanmadan zenginleştikleri, gelişmekte olan ülkelerin ise zenginleşmeden yaşlanma trendine girmeleri nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerde yaşlı nüfusun ekonomik açıdan yoksulluk, sosyal açıdan ise yalnızlık soruları ile daha ağır bir biçimde yüz yüze gelmesi anlamına gelmektedir.” Tamamını okuyun 

Mutsuzluk hakkında uzmanlar ve bazı tanınmış kişilerin görüşleri şöyle :

Beklentiler mutsuzluğa yol açıyor

“Bizde beklenti düzeyleri birbirinden farklı. Biz bir taraftan modern çekirdek aile biçimini benimseyen bir çevreye, bir sosyalleşme sürecine etki eden faktörlerle, diğer taraftan geleneksel değerleri öne çıkaran bir dinamikle karşı karşıyayız. Yaşlıların bence beklentileri doğal olarak geleneksele yakın. Hiç kimse kendisini, yaşlısına geleneksel dönemde olduğu gibi bakmak zorunda hissetmiyor, hiç ‘Of’ dememek şartıyla bu hizmeti görmek gibi bir düşünce oluşmuyor. Ama belli bir beklenti de var. Bence bu beklentiler mutsuzluğa yol açıyor. Kurumsallaşmış, kabul gören bir yaşlı bakım hizmet alanı değil henüz. Kurumlar ve değerler arası senkronizasyon sorunu var.” Prof. Dr. Mazhar Bağlı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde Öğretim Üyesi

Avrupalılar dünyayı gezer, bizimkiler geleni gideni gözler

“Dünyadaki tüm yaşlıların mutlu ya da mutsuz olmaları temelde iki şeye bağlı. Birincisi yaşlıların gençliğini, yetişkinlik hayatını nasıl yaşadıkları, ikincisi yaşlıların yaşadığı ülkenin şartları. Yetişkinlik döneminde insanlar çok fazla hayal kurmadan yaşıyorlar, sadece ‘Bir yuva kurayım, kiramı ödeyeyim’ şeklinde düşünüyor. Yetiştirdikleri evlatlar mutsuz ve problemli oluyor. Bunlar da gelecekte hayırlı evlat olmuyor, onlara bakmıyor. Ülkenin yaşlılara verdiği haklar da devreye geriyor. Yaşlılarımız çok yalnız. Avrupadaki yaşlılar emekli olunca dünyayı gezer, bizim yaşlılarımız eve kapanıp geleni gideni gözlerler. Gençlik ve yetişkinlik döneminde yaşlılarımız hiçbir hobi edinmemişler. Tek dertleri yeme, içme, barınma olmuş. O yüzden mutsuzlar.” Davranış Bilimleri Uzmanı Aşkım Kapışmak 

Ben 99 yaşındayım ve mutluyum

“Ben 99 yaşındayım ve mutluyum Allah’a Şükür. Mutluyum, çünkü sağlığım bugüne kadar fena değildi. İkincisi devamlı meşgulüm. Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında kitap yazıyorum, söyleşilere katılıyorum, televizyon programı yapıyorum, çok meşgulüm.” Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ (Sümerolog)

Dünyadan elini ayağını çeken mutsuz oluyor

“Toplumumuzda çocuklar anne babalarına sahip çıkıyorlar. Aile yapısı bizde ‘güçlü’ diye övünüyoruz. Aslına bakılırsa bu klasik aile yapısı giderek bozuluyor. İkincisi, yaşlıya sürekli yaşlı olduğunu hatırlatıyoruz. Kişiler bunu olumsuz yönde algılıyorlar. Yaşam ümitlerini, yaşam amaçlarını son derece olumsuz etkiliyor. Kimse yaşlanmak istemez. Dolayısıyla yaşlanan insan fizik ve zihinsel aktivitesiyle dünyadan elini ayağını çektiği için mutsuz olur. Dünya zevklerinden, yaşam enerjisinden kopmuş muamele görür, kendini ibadete verir. Bu durumda mutsuz olmaları çok doğal.”
Prof. Dr. Arif Verimli (Psikiyatr)
Yazının tamamını okuyun : HaberTürk

Şimdi sizlere internette çok paylaşılmış, harika bir fedakarlık örneği olan hikaye sunacağım…

Kulaksız Çocuk

“Bebeğimi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta dili tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor, hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin bu durumdan etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşılmıştı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı.
Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu… Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak:
“Büyük bir çocuk bana canavar dedi…”
Küçük çocuk bu üzüntüyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona: “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu.
Ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.
Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu hakkında görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor: “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.
Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası: “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan olmuştu. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım…”
Babası: “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi. “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil…”
Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
Babası : “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu. Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”

Yazanın Notu :

İki gün önce yazlık evimizde büyük torunum Lara ile aramızdaki konuşma :
“- Dedeciğim ailemizin en büyüğü kim?
+ En büyüğü benim.
– Yani bu evde senin sözün mü geçer?
+ Sadece benim değil, babaannen ile ikimizin sözü geçer.
– Benim ve kardeşim Arda için ikinizin mi sözünüz geçer?
+ Evet, siz burada olduğunuzda bizim sözümüz geçer.”

Bu konuşmamızı iki gün düşündüm. Sonunda Lara ile bir kez daha konuşmaya karar verdim.
+ Lara’cığım; iki gün önce sorduğun soruya, bir cevap ekleyeceğim :
Annen ve baban (yurt dışındalar) burada olduklarında, sen ve kardeşin hakkında mutlaka onların sözü geçer. Ancak; şu anda onlar yurt dışındalar ve ikinizi bize emanet ettiler. Sizin nasıl yaşamanız gerektiği, neler yapmanızı istediklerini, ben ve babaannen çok iyi biliyoruz. ‘Yiyecekleriniz, kitap okumanız, oyun oynamanız, yatış saatleriniz, denize girmeniz, gezmeye gitmeniz’ gibi konularda ben ve babaannen, annen ile babanın isteklerini yapmanıza aracı oluyoruz.”
Söylediklerimi anlayabildin mi?

– Evet, şimdi her şeyi çok daha iyi anladım…

Torunumla olan bu konuşmamızı sunmamın sebebini açıklıyorum…
Torun sahibi olanların :
Torunların bakımı/terbiyesinde, bu konular ile ilgili sözlerinde ve komutlarında çok dikkatli olmaları gerekir. Torunlarından  birinci derece sorumlu olanların anneleri ve babaları olduğunu asla unutmamalı, anne ve babanın istemediği konularda tavizler verme, olayları saklama, onların almadıklarını alma vs. tutum içerisine de girmemelidirler.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Page 1 of 40
1 2 3 4 5 40