Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi tarafından yazılmış tüm yazılar

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi hakkında

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Emekli öğretim üyesi. Sadelik, tevazu ve basitce paylaşmayı seviyor - Retired Lecturer/ Instructer. Likes simplicity, enjoys humility, and simply sharing life with people. Devamını Oku-Read More

Yağcılık Ve Yalakalık Sanatı

Tereyağı, zeytinyağı, fındık yağı, çiçek yağı, margarin yağı vs. üreten ve satanlara yağcı denir. Anılan üreticiler alın teri ile iş yapar ve saygı görürler. Yağcılık ve yalakalık sanatı icra edenler ise saygı gösterilmeyen, toplum

tarafından sevilmeyen yağcılardır.
Yağlar insanlar için çok değerli bir besin kaynağıdır.
Bir de sanal yağlar vardır. Bunlar; yağcı, yalaka, dalkavuk vs. sıfatlarla anılan bir sanatın meslek erbabıdır. Bu meslek erbabını; köylerde, şehirlerde, okullarda, şirketlerde, evlerde, kahvehanelerde velhasılı kelam hemen her yerde görebilirsiniz.

E-Psikiyatri Com sitesinde yalakalık (yağcılık) konusundaki bir yazının girişi şöyleydi :
“İş hayatında her zaman yalakalara yer vardır. Bu kişiler bir yerlere gelebilmek veya işlerini koruyabilmek için yalakalığı bir yol olarak görürler. Patronlar da narsist kişilik özelliklerinden dolayı, kendilerini sürekli pohpohlayan bu kişilere itibar eder ve onları sürekli yanlarında isterler. Ne yazık ki yalakalık çoğu zaman, bir üst pozisyona gelmek veya bir çıkar elde etmek için işe yarıyor.” Yazının tamamını okuyun

Yağcılık Ve Yalakalık Sanatı

Yağcılık ve yalakalığın ırkı, dini, dili ya da mezhebi yoktur.
Şimdi sizlere patlıcanı çok seven bir padişah ile dalkavuğunun hikayesini sunuyorum…

Ben patlıcanın değil, padişahın yalakasıyım

Padişah´ın yardımcısı patlıcan yemeği hazırlatır, padişahın önüne koyar…
Padişah : “Bu patlıcan yemeğini kim yaptıysa çok güzel olmuş.”
Yalakası : “Padişahım, patlıcan çok faydalı, çok güzel bir nimettir.”
Başka bir gün yine patlıcan yemeği ikram edilir…
Padişah yedikten sonra yüzünü ekşitir : “Bu patlıcan yemeği çok kötü! der ve tabağı fırlatır .”
Yalakası : “Evet padişahım bu patlıcan öyle zararlı, öyle kötü bir şeydir ki , sofraya konulması bile yanlıştır.”
Bu esnada olayların şahidi olan kişi : “Daha dün patlıcanı övüyordun, bugün yeriyorsun”
Yalakası :  “Ben patlıcanın değil, padişah´ın yalakasıyım.”

Yağcılık, Yalakalık Ve Dalkavukluk Sözleri

Dalkavuklar ne kadar yükselseler, kendilerini yükselten tekme izlerini arkalarından silemezler. Cenap Şehabettin
Yağcılık, her türlü sosyal ilişkinin merhemidir. Neyzen Tevfik
Evcil hayvanların en vahşisi, dalkavuklardır.  Pittacus
Her dalkavuk, kendisini dinleyenin yardımıyla geçinir. R.Halid Karay
Yalaka koyun, kasabın keskin bıçağını övermiş. Atasözü
Öküzün yalakası kasabın bıçağını yalarmış. Atasözü
Yalaka olanlar aynı ağzında bal olan arı gibidirler. Ağzında bal kuyruğunda iğne.
Yalakanın mantığı herkese yalakalık yap biri tutmazsa biri tutar. Herkese gül biri gülmezse diğeri güler.
Eğer düşmanlarınızı gülünç gösterip mahvetmek isterseniz, etrafını yalakalarla doldurun. Edmond JaIoux
Yalaka ve dalkavuklar şöyle düşünürler. Yeterince el öpersen sonunda yararlı bir tane yakalarsın. Atakan Korkmaz
Yalakalardan sakınınız. Çünkü onlar insanları boş kaşıkla besler.
Casino De Gregrio
Her yalaka bir alığın sırtından geçinir. Jean de La Fontaine
Yalakanın dostluğu, kurdun kuzuya dostluğu gibidir. Arif Nihat Asya
Devir devir şekil değiştiren iki mahluk vardır; ipek böceği ile dalkavuk.  İ.H.Danişmend

Dalkavukluk Nedir?

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Vahşi Doğadan Fantastik Fotoğraflar

Doğada sınırsız kaynak ve fotoğrafı çekilmek istenen nice varlık bulunmaktadır. Genellikle vahşi doğadan fantastik fotoğraflar çekebilmek saatlerce bir şeyin olmasını beklemek suretiyle gerçekleşir. Vahşi doğadaki

hayvanların fotoğraflarını çekmek, oldukça sabır gerektiren bir iştir.
Bir hayvan yuvası görürsünüz ve onun çıkmasını uzun saatler beklersiniz, ama çıkmaz. Siz beklemekten sıkılıp oradan ayrıldıktan az sonra ortaya çıkabilir.
Vahşi hayvanların fantastik fotoğrafları; bu konuda büyük tecrübesi olan ve fotoğrafını çekeceği hayvanın davranışlarını çok iyi bilen profesyonel vahşi doğa fotoğrafçılarınca çekilmektedir…

Şimdi sizlere fantastik vahşi hayvan fotoğraflarını sunuyorum…

Vahşi Doğadan Fantastik Fotoğraflar



TEŞEKKÜR : Fotoğrafları ileten sayın Taner Vidinligil.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa

Bu yazıda Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa arasında geçen çok güzel bir anıyı aktaracağım. TBMM Üçüncü Toplanma Yılı (1 Mart 1922) Açış Konuşmasında Atatürk, “Köylü milletin efendisidir. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir?

Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten çok refah, saadet ve servete layık olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti, bu temel hedefi gerçekleştirmektir.”  demiştir.

Sunacağım bu anıda Atatürk’ün; çiftçilere nasıl değer verdiğini, emeklerini nasıl taktir ettiğini ve onları nasıl koruduğunu göreceksiniz.

Atatürk ve Çiftçi Halil Ağa

Atatürk köşkten sıkılır ve Nuri Conker’ e “Gel yardım et bana Nuri. Kaçalım köşkten.” Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı. “Tamam, sen planı hazırla, ben uygulamasını yaparım.” Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü ‘ nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten kaçtılar.
Altlarında, Nuri Conker’ in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece’ ye doğru gidiyorlardı. Birden Atatürk’ ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. Fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.
Atatürk şoföre durmasını söyledi.
İndiler. Köylüye  :
— Kolay gelsin ağa, der.
— Sağolasın bey! Hoşgeldin.
— Hoşbulduk ağa. Yoldan geçerken dikkatimi çekti. Öküzün yanına merkep koşmuşsun. Hiç öküzün yanına merkep koşulur mu? Bunlar denk değil.
Köylünün canı sıkkındır. Biraz da alınmıştır. Bezgin bir Ses tonuyla,
— Merkeple öküzün yan yana koşulmayacağını bilmiyom mu anıyon bey. Sen bunu bana mı söylüyon?
— Kime söylemeliyim ağa?
— Sen bunu git vergi memuruna söyle.
— Vergi memuruna mı?
— He ya! Bu sene ürünüm kıt oldu. Vergi borcumu ödeyemedim. Dört gün önce vergi memurları öküzün eşini “Vergi borcunu karşılar” diyerek alıp götürdüler. Sattılar. Benim öküzün eşi sizin gibi beylerin sofrasına et, sucuk oldu bey.
Atatürk, çok sinirlenmiştir. Alışkanlığı gereği kızdığı zaman kaşlarını çatmaktadır. Onun bu halini gören köylü,
— Bana niye kaş çatıyon bey. Yalan söylediğimi mi sanıyon? Sana ne söylediysem hepsi doğru. Ben Küçükçekmece köyündenim.Muhtara sor İstersen.
Atatürk,
— Neden Kaymakam Bey’e gidip durumu anlatmadın ağa?
— Gittim bey.
Köylü duraksamıştır. Bunu anlayan Atatürk, devam eder.
— Kaymakam ne dedi?
— Git borcunu öde, dedi.
— Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin.
Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer. Atatürk, konuşmadan dinlemektedir. Köylü konuşmaya devam eder.
— Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin bey. Halından belli oluyor.
— Halimden belli mi oluyor?
— He ya! Hem gitseydin bilirdin.
— Neyi bilirdim?
— Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, bey.
Atatürk,
— Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?, diye sorar.
Köylü gülümseyerek,
— İnsanı güldürme bey. Başvekilin kulağı sağır, duymaz diyola, der.
Atatürk, kızmıştır.
— Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?,diye sorar.
— O’nunda bir gözü kör, görmez diyola. Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var. Bunları heç duymadın mı?
Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır.
— Bunu kabul et ağa. Öküzün yanına bir eş alırsın, der.
Elleri titreyen köylünün, elini sıkar. Yanından ayrılır. Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür. Florya köşküne döner. Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker.
—“ Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel.”

Çiftçi Halil Ağa Florya Köşkünde

Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır. Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü “Eyvah ben ne yaptım” diye için için dövünmektedir. Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle “ beni takip edin efendim” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler. Salon kalabalıktır. Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır. Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir. Tanıdık bir ses duyar.
— Hoşgeldin ağa. Gel yerin burada.
Diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir. Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur. Durumunu anlayan Atatürk,
— Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok.
— Sağol bey! Sağol.
Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,
— Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa?
— Hayır bey, bilmiyom.
— Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum. Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum. Haydi başla, seni dinliyoruz.
Köylü başından geçenleri bir bir anlatır. Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar. Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler. Sonra ayağa kalkar. Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle;
— Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz.
Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır.
“İcra İflas Kanunu Madde 82/4.: Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez.”
Yazının tamamını okuyun : Atatürk ve Halil Ağa

KAYNAK :
Köylü Milletin Efendisidir

TEŞEKKÜR : Anının bir bölümünü bana elektronik postayla (e-posta) ileten sayın dostum Abdullah Us.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Sanal Alemde Yeni Bir Kapı

Uzun yıllardır internet ve web faaliyetleri sürdürüyorum. Bu süreçte çeşitli blog ve siteler oluşturdum. 10 gün önce sanal alemde yeni bir kapı açarak Kayaoğlu.Org sitesini kurdum. Bu siteyi; geçmişten günümüze kadar, neler

yaptığımı, yapabildiğimi toplu halde aktarmak amacıyla kurdum.
Şimdi sadede gelip anılan sitenin 10 günlük serüveninden kısa kesitler sunacağım…

Sanal Alemde Yeni Bir Kapı

Kayaoğlu Org’un Amacı ve Yayım Politikası

Merhaba sevgili okurlar. Bu sitenin amacı; sizlere son 12 yıl içinde “Kayaoğlu ailesi” fertlerinin, internet adlı sanal alemdeki yolculuğundan kesitler sunmaktır. Bu işe ilk soyunan, ailenin en kıdemli vatandaşı, Hasan Sabri Kayaoğlu, namı diğer Dedegi olmuştur. Daha sonra da küçük oğlu Barın Kayaoğlu devreye girmiştir.
Devamını Okuyun

Yayınlanan Yazılar :

Merhaba Dünya

Bugüne kadar kurduğum tüm site ve blogda önceliğim, mutlaka sosyal sorumluluk projesi ilkesine sadık kalmak olmuştur. Yeni kurduğum bu sitede aynı ilkeye sadık kalacağım. Kişisel blogumda belirttiğim üzere, Kayaoğlu.Org sitesinde; reklamsız… Devamını Okuyun

Sanal Alemde Geçen Yıllar

Bu yazıda sanal alemde geçen yıllar hakkında bilgiler sunacağım. Kayaoğlu.Org sitesi iki gün önce devreye girdi. Sitenin temelini, daha doğrusu omurgasını teşkil eden bazı programlar ile uygulamaları oluşturdum ve yenilerini de yeri ve zamanı gelince ekleyeceğim.
Devamını Okuyun

Mobil Uyumluluk Nedir?

Google 21 Nisan 2015’te yaptığı güncelleme ile mobil arayüzü olmayan sitelerin üst sıralarda çıkmasını engelleyeceğini duyurdu. Mobil uyumluluk nedir konusunu biraz açalım. Google mobil uyumluluk hassasiyetini web sitelere, web site sahiplerine mail göndererek Devamını Okuyun

Dünya’da İnternet Kullanıcı Sayısı

İnternet kullanımı mobil cihazların giderek artması sonucunda, günümüzde Dünya’da internet kullanıcı sayısı 3.6 milyara ulaşmıştır. We Are Social tarafından yayınlanan yeni bir infografik, sosyal medya kullanımının ne durumda olduğunu çok açık olarak gösteriyor. İnternet Devamını Okuyun

İlk Mutant Karınca Yaratıldı

ABD New York Üniversitesi ve Rockefeller Üniversitesi’ndeki iki bağımsız araştırma ekibi, iki değişik karıncayı genetik olarak değiştirdiklerini açıkladılar. İlk mutant karınca yaratıldı açıklaması bilim Dünyasın’da büyük bir merak uyandırdı. 1950’lili yıllarda canavar filmlerinde gördüğümüz mutant karıncaları yetiştirmenin çok zor olduğu Devamını Okuyun

Hong Kong’daki Çevre Faciası

Hong Kong hükümeti; çarşamba günü (9.08.2017) Çin’de gerçekleşen bir deniz kazası sonucu, kendi denizine yayılan palmiye yağının zehirsiz ve zararsız olduğunu açıkladı. Ayrıca hükümet, Hong Kong’daki çevre faciası sonucu plajlarda büyük miktarda palmiye yağı birikmesi ve
Devamını Okuyun

Tıptaki Muhteşem Gelişmeler

Son dönemlerde; tıptaki muhteşem gelişmeler sayesinde, ölümcül olan bir çok hastalığın tedavi edilmesi mümkün olabilecek. Organ nakli çalışmalarında Amerikan bilim insanları, domuzdan insana organ nakli ve kalp hastalıkları konusunda genetik olarak aile bireyleri arasında aktarılan bozuk bir geni Devamını Okuyun

Cengiz Han’ın Şahini

Bugünkü yazımda Korea Blog‘da yer alan Cengiz Han’ın Şahini adlı hikayeyi sunacağım. Hikaye Kazakistan’da geçiyor. Orayı ziyaret eden bir kişi, silah olarak şahinleri kullanan avcıları yakından izleme fırsatı buluyor. Bir kaç gün şahin avına katılan kişiye, bir öğle yemeği sırasında; çok güzel ve efsanevi Cengiz Han ve Şahini Hikayesi anlatılıyor. Hikayeyi çok beğenen kişi paylaşmaya Devamını Okuyun



Kayaoğlu.Org Ana Sayfa

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Geleceğin Aynası Bedavadır

Aynaların müthiş güçleri var ve geleceğin aynası bedavadır. Bu konuda bakın Osho ne demiş. “Bir gün, sadece bir aynanın önünde durarak küçük bir deney yap.  Aynaya bakıyorsun, aynada kendi yüzün, aynada kendi

gözlerin. Sonra bir an için bütün işlemi tersine çevir. Aynadaki yansımanın sana baktığını hissetmeye başla, sen yansımaya bakmıyorsun, yansıma sana bakıyor.”

Şimdi sizlere aynalar hakkındaki bir hikayeyi sunacağım…

Geleceğin Aynası Bedavadır

Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir
dükkana girerek;
– Hatıra eşya almak istiyorum, demiş. Ne tavsiye edersiniz?
Dükkan sahibi yaşlı zat,adamı tepeden tırnağa süzüp:
– Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya
güç ister.
Adam, hiç düşünmeden:
– Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için
para önemli değil.
İhtiyar, dudak büküp:
– İnşallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları.
Adam, ses tonunu iyice yükselterek:
– Benim elde edemeyeceğim şey yoktur! diye direnmiş. Fiyatları ne
kadar?
İhtiyar adam:
– Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal
fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır. Hele hele antikalara
gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek
beğenmezsin.
Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş.
Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna
girip, dükkanın arka bölümüne geçmiş.
Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek:
– Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş. Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır.
Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş.
Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra:
– Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane
var.
Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek:
– O halde bu aynaya bak! demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır. Fiyatı ise yüz kese altındır.
Adam:
– Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş. Böyle basit bir ayna, on altın bile etmez.
İhtiyar adam:
– Ben sana söylemiştim! diye kızmış. İsterseniz vazgeçin.
Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamak için kendini zor
zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun
yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran
beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin
çizgiler.
Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra faltaşı gibi açılmış. Çünkü
aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından, sevdikleri geçiyormuş
birer birer.
Büyük bir dehşet içinde:
– Aman Allah’ım! diye bağırmış. Bu geçen, kız kardeşim değil miydi?
Hemde henüz kanser olmadan önce. Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı
da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrek asır
önceki halleriyle.
Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan. İhtiyar, ona sokulup:
– Bu işten vazgeç!.demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı.
– Hayır! diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de.
– Peki! demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder.
Adam, oraya doğru ilerlerken, korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını
yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış.
Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü,
incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk.
– Aman Allah’ım! diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan
bile duruyor.
Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu
sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden.
Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca
yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, her zamanki
şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun.
Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış
ağlayarak.
Yaşlı adam:
– Gerçek aynalar böyledir evladım! demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz
onlara.
Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini.
Fakat tam çıkacakken:
– Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim.
İhtiyar adam:
– Ona hiç bakma evlat! diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin
dayanmaz.
– Mutlaka bakmalıyım! diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık
alıştım.
Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı
olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip:
– İşte bu da geleceğin aynası! demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır.
Ama onu hiç kimse almadı.
Adam:
– Geleceğin aynası ha! demiş.Üstelik de altından ve bedava…
İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış. Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru
ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğinde oracığa yığılıp kalıvermiş.
Yaşlı adam:
Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı
olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki…
İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun aynadaki
görüntüsüne bakmış. Kuru bir iskelet görünüyormuş…

HİÇ DURMAYIN, HEMEN AYNAYA BAKIN.
NE GÖRÜYORSUNUZ? HİÇBİR ŞEY Mİ?
O HALDE :
GEÇMİŞTE YAPTIKLARINIZI, ŞU ANDA YAPMAKTA OLDUKLARINIZI, KİMLERİ
KIRDIĞINIZI, ÜZDÜĞÜNÜZÜ, “KIRMADIKLARINIZ ZATEN DUA EDECEKTİR ONLARI ES GEÇİN” DAHA NE KADAR ÖMRÜNÜZÜN KALDIĞINI, İNSAN OLARAK HAYATA İMZA ATIP ATMADIĞINIZI, GERÇEKTEN BİR ŞEYLER YAPABİLMİŞ MİSİNİZ?
YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ? AYNAYA BAKIN GÖREBİLİYOR MUSUNUZ İNSAN OLMANIN ERDEMLİĞİNİ, GERÇEK KİMLİĞİNİZİ..? SIK SIK AYNAYA BAKIN, YUKARIDAKİLERE EKLEYECEK DAHA O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ…
EKLEYECEĞİNİZ ARTILARI KAYDEDİN BİR KENARA. SİZ KAYDETMESENİZ DE ZATEN BİRİLERİNİN KAYDETTİĞİNİ UNUTMAYINIZ…

TEŞEKKÜR : Bu hikayeyi ileten sayın Taner Vidinligil.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Tabut Hücresi Gibi Evler

Yaklaşık 7,5 milyonluk bir nüfusa sahip olan ve az gelişmiş arazisi bulunan Hong Kong, en uygun fiyatlı konut piyasası haline gelmiş. Hong Kong’da adeta tabut hücresi gibi evler inşa edip satıyorlarmış. Birleşmiş Milletler bu

kabus gibi kafes apartmanlarını “insan onuruna hakaret” olarak kınamasına rağmen, yaklaşık 200.000 kişi hala tek alternatif olarak bu evlerde oturuyormuş. Fotoğrafları çeken National Geografik görevlisi ağlayarak; “buralarda oturanlar her gün bizlere hizmet eden; ahçı, garson, şoför vb. mesleklerdeki insanlar” demiş.

Konu hakkında daha fazla laf etmeden anılan tabut hücresi gibi ev örneklerini sunuyorum…

Tabut Hücresi Gibi Evler


KAYNAK : Bored Panda sitesindeki İngilizce yazıyı buradan okuyabilirsiniz

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Çalışan Kadınla Erkeğin Evrimi

Gelişmiş toplumlarda çalışan kadının hayatını kolaylaştıracak pek çok destekler vardır. Gelişememiş toplumlarda ise kadının çalışma hayatı kolay değildir. 80’li yıllardan itibaren çalışan kadınla erkeğin evrimi birbirinden

farklı gelişim göstermiştir.
Geçmişte kadın olmak daha kolaydı deniyordu, haklıydılar çünkü eskiden kadınlar çalışmıyordu. Modern yaşamın gelişmesiyle birlikte hem ev işlerine yetişmeye çalışan hem de iş hayatında kariyer hedefleyen kadınlar bu tempoda çocuk sahibi olmayı da ertelemek istemiyorlardı.  Artık evli kadınlar; “Çocuk da yaparım kariyer de” diyorlardı…

Şimdi sizlere bir dostun ilettiği yazıyı sunacağım…

Çalışan Kadınla Erkeğin Evrimi

Eskiden Kadın Olmak Daha Kolaydı

Eskiden kadın olmak daha kolaydı. Kadınlar sadece evde olur, yemek yapar, çocuk bakardı. Sadece eşinin geliri düşükse kadın çalışırdı, çalışan kadına acınırdı. Kadın çalışıyorsa, evine bakamayacağı düşünülürdü, zaten kadın bekarken çalışsa bile evlenince evinin kadını olurdu.
90 lı yıllara gelindiğinde kadın sadece evde olmak istemedi, artık çalışmak ekonomik olarak özgürleşmek istiyordu. Bütün kadınlar önce üniversite okumaya, sonra çalışmaya başladı. Bu kadının hoşuna gitmişti çalışıyor, istediği gibi harcıyor, geziyordu. Artık çalışan kadın evli olmak değil bekar olup gününü gün etmek istiyordu. Yaşasın özgürlük…
Çalışan kadın artık işkolik olmuştu, çalışıyor ve yüksekliyordu, zirveye ulaşmıştı. Birçok şirkette önce orta kademe, sonra üst kademe yönetciler kadın oldu. Fakat doksanların sonuna gelindiğinde şirketler yalnız ve işkolik 30 lu yaşlarında kadınlarla doluydu…
Bu çalışan kadına yetmedi, çıtayı biraz daha yükseltti. Artık evli ve başarılı çalışan kadın olmalıydı. Çalışan kadın etrafına bakındı, başarılı, paralı adaylar gözden geçirildi, adaylardan kel, şişman ve kısa olanlar hemen elendi, ince ruhlu, şaraptan anlayan, 14 Şubatda müthiş süprizler yapan, kimsenin bilmediği yerlerde baş başa tatillere götüren, yaşamayı seven ve bol bol espiri yapanlar hemen kapışıldı. Yurt dışından tasarımcı gelinlikleri getirtildi, otellerde muhteşem düğünler yapılıp, Maldivlere ya da Baliye balayına gidildi…
Balayından sonra çalışan kadın hızla iş başı yaptı artık, gündüz toplantıdan toplantıya koştururken, artık akşam yemeğini de düşünmeye başlamıştı. Akşam ne yenmeli, nereye gidilmeli,eşinin gömlekleri, pantolanları ütülümü, kıyafetleri kuru temizlemeciye gitti mi geldi mi, marketten alınacakların listesini çıkar, iş çıkışı git al, eve gel hızlıca akşam yemeğini hazırla…
Çalışan kadın artık mutluydu,gece yatağı sıcacıktı ,üzülünce derdini paylaşan,hastalanınca ona bakan,ağlayınca destek olacak bir omuza, göz yaşlarını silecek şevkatli ellere sahipti. 15 saat koşturmak ona vız geliyordu. Etraf bu şekilde koşuşturan ev ve iş arası çift vardiya çalışan kadınla doluydu.
Zaman geçiyordu . Çalışan kadın 35 ine yaklaşıyordu, biyolojik saati “be –bek, be- bek” diye uyarı vermeye başladı. Evet çalışan kadın hemen çığlık atmaya başladı “kariyer de yaparım bebek de”. Çalışan kadınlar hemen sosyetik kadın doğumcuların randevularını doldurdular. Çalışan kadınlar ajandalarına ve işlerinin temposuna uygun zamanı seçip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya başladı. Kimi tek, kimi ikiz , kimi üçüz istedi. 1-2 ay sonra güzel haberler sırayla gelmeye başladı, çalışan kadınlar hamileydi. Ama çalışan kadın hem hamile, hem güzel olmak istedi, hemen diyetisyenlere koşulup, özel hamile diyetleri alındı, bol bol kivi yenmeye başlandı. Eskisi gibi tatlı, börek aşerilmiyordu, karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarısı eşlerden…
Çalışan kadın çocuğunu eski usul büyütmeyecekti, hemen onlarca hamilelik, bebek büyütme kitapları alındı, bir çok internet sitesine üye olundu. Yoga ve anne–baba kurslarına yazıldı . Çalışan kadın artık gün gün takip ediyordu bebeğini. Bugün 43. gün bebeğim üzüm tanesi gibi, 59. gün parmakları oluştu, 89. gün bu gün ilk defa hıçkırdı. 210. günden sonra artık bebeğin matematik zekasının artması için Mozart dinletilecek. Sonunda mutlu gün geldi çalışan kadın artık anneydi, 3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde iş başı yapmıştı. Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve anne olarak 24 saat çalışıyordu.
Sonunda mutlu gün geldi çalışan kadın artık anneydi, 3-4 aylık izinden sonra çalışan kadın öldürücü diyetlerle zayıflayarak incecik bir şekilde iş başı yapmıştı. Artık başarılı bir yönetici, iyi bir eş ve anne olarak 24 saat çalışıyordu. Bebek büyüdükçe, sosyalleşmesi için çalışan kadın cumartesilerini çocuğuna ayırdı, artık tüm anneler topluca etkinliklere katılmaya başladılar, yaş günü partileri, tiyatrolar, piyano dersleri, basketbol, tenis ve yüzme kurslarının biri bitiyor biri başlıyordu.
Çalışan kadına bu da yetmedi artık herkes çalışıyor, iyi bir eş ve annelik yapıyordu, çalışan kadın çıtayı bir kez daha yükseltti. O artık evinde katkısız, sağlıklı ekmekler, kahvaltı için ev yapımı reçel yapmalı, organik gıdalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazırlamalı, çocuğuna ve eşine özel günlerde ev yapımı pastalar yapabilmeli, bu pastaları çok güzel süsleyebilmeliydi.
Evet bütün çalışan kadınlar yemek yapma kurslarına koşmaya başladılar, evlerine ekmek yapma makineleri aldılar. Şimdi çalışan kadınlar toplantı aralarında bir birlerine ekmek tarifleri vermeye başladılar; “Dün nefis bir çavdarlı ekmek yaptım, istersen tarifini vereyim.” “Bende hafta sonu harika bir pasta yaptım, evdekiler bayıldı. Bir akşam gelinde size de yapayım.”

Bakalım çalışan kadın bundan sonra çıtasını nereye yükseltecek?

Geçen Sürede Erkeğin Evrimi

Bu süreç içerisinde çalışan erkek ise çıtasını hiç yükseltmedi.
80 lerde, 90 larda ve 2000 lerde hep aynı kaldı.
TV izliyor, yatıyor ve maça gidiyordu…


TEŞEKKÜR : Yukarıdaki yazıdan ben haberdar eden sayın Taner Vidinligil.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Dilin Değil Gözlerin Anlattığı

İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli farklardan biri de anlatma ve anlama özelliğidir. Öyle anlar olur, öyle şeylerle karşılaşılır ki, dilin değil gözlerin anlattığı öne çıkar. Geçmişte yaşananların aktarılmasında

anlatmanın yetersiz kaldığı durumlarda devreye foto röportaj veya foto anlatım girmektedir.

Sevgi, masumiyet, ayrılık, saygı, yardım, dostluk, sabır, umut, dokunuş, arkadaş ve kurtuluş gibi kavramların dille (sözle) cümle veya cümlelerle aktarımı kolay değildir. Hem yazı çok uzun olur hem de anlatımında zorluklar çekilir.
Bu gibi durumlarda en ideal olan foto röportaj (foto anlatım) ile konuyu aktarmaktır.

İşte bu düşünce ile şimdi sizleri geçmişte çekilen ve nostaljik fotoğrafların da yer aldığı görsellerle baş başa bırakıyorum…

Dilin Değil Gözlerin Anlattığı







TEŞEKKÜR : Fotoğrafları ileten sayın Taner Vidinligil.
DİPNOT : Fotoğraflarda gerekli düzeltmeler yapılmıştır.

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Sosyal Medyada İngilizce Kısaltmalar

Sosyal medyada kelime kısaltmaları profesyonel kullanıcılar ile amatör kullanıcılar tarafından mutlaka bilinmesi gereken bir konudur. Özellikle sosyal medyada İngilizce kısaltmalar yurt dışıyla iş yapmayı planlayanlar,

eğitim amacıyla dış ülkelere gitmek isteyenler vb. için hayati öneme sahiptir.
Sosyal medya platformlarında kısa ve çabuk iletişim zaman kazandırdığından, kullanılan kısaltılmış kelimelerin bilinmelerinin sonsuz yararları bulunmaktadır. Bilhassa internet aleminde pazarlama veya satış işleri yapanların, işlerinde en iyi olmak için, en sık kullanılan tüm İngilizce kısaltmaları da bilmeleri gereklidir.

Şimdi farklı uygulamalardaki İngilizce kısaltmaların listesine bakalım…

Sosyal Medyada İngilizce Kısaltmalar

Sosyal Ağlara Özgü Kısaltmalar

FB: Facebook , TW: Twitter, G+: Google+, IG: Instagram, LI: LinkedIn, YT: YouTube, DM: Direct Message (direkt mesaj), MT: Modified Tweet (değiştirilmiş tweet), PM: Private Message (özel mesaj), RT: Retweet (bir tweeti tekrar paylaşmak).

İş Aleminde Kullanılan Kısaltmalar

B2B: Business 2(to) Business  (“İşten İşe” şirketler arasındaki satış)
B2C: Business 2(to) Consumer (“İşten müşteriye” şirketten müşteriye satış)
CMGR: Abbreviation for community manager (“topluluk yöneticisinin” kısaltmasıdır)
CMS:  A “content management system” is the tool you use for editing, scheduling and publishing any written material for the web (“Bir içerik yönetim sistemi” web için herhangi bir yazılı materyali düzenlemek, planlamak ve yayınlamak için kullandığınız araçtır)
CPC: The “cost per click” is the dollar amount an advertiser pays for every person who clicks on an ad (“Tıklama başına maliyet”, bir reklam verenin reklamını tıklayan her kullanıcı için ödediği dolar miktarıdır)
CPM:  “Cost per thousand” measures an ad’s impressions rather than its clicks As in CPC (“Bin başına maliyet”, bir reklamın tıklamaları yerine gösterimlerini ölçer, CPC’de olduğu gibi)
CR:  The “conversion rate” (“dönüşüm oranı”)
CTA:  A “call to action” is a statement that asks the reader to do something (Bir “eylem çağrısı”, okuyucunun bir şeyler yapmasını isteyen bir ifadedir. Genellikle, şirketin sosyal varlığını oluşturmak veya bir pazarlama baskısına katılmakla ilgili belirli bir işlemdir)
CTR: The “clickthrough rate” is a particular type of conversion rate where the action in question is clicking on a link (“Tıklama oranı”, söz konusu işlemin bir bağlantıyı tıkladığı belirli bir dönüşüm oranı türüdür)
KPI:  A “key performance indicator” is a metric your team or business uses to measure success in achieving goals (“Temel performans göstergesi”, ekibinizin veya işletmenizin başarıya ulaşma hedeflerini ölçmek için kullandığı bir metriktir.
PPC: “Pay per click” is a metric for advertising costs that’s the same as CPC (“Tıklama başı ödeme”, reklam maliyetleri için CPC ile aynı olan bir metriktir)
PV: This stands for “page views” (Bu, “sayfa görüntülemeleri” anlamına gelmektedir)
ROI:  “Return on investment”, measures the money you make in relation to the money you spent to make it (“Yatırımın geri dönüşü”, yapmak için harcanan parayla ilişkili olarak yatırdığınız paranın geri dönüşünü ölçer)
UGC:  The term “user generated content” encompasses any written or visual material that the individuals using a platform create, from comments or blog posts, to photos or video clips (“Kullanıcı tarafından oluşturulan içerik” terimi, bir platformu kullanan kişilerin yorumları veya blog yayınlarından fotoğraflara veya video kliplere kadar oluşturduğu yazılı veya görsel materyali kapsar)

Sosyal Medyada Kullanılan İngilizce Kısaltmalar

Bu bölümdeki kısaltmaların birçoğu, mesajlaşma veya forumlarda kullanılan çevrim içi  kısaltmalar olup, oralardan sosyal medyaya geçmiştir.
AFAIK:  “As far as I know”, bildiğim kadarıyla.
AMA:  “Ask me anything”, bana istediğini sor.
BAE: “Before anyone else,” başkasından önce.
BFF:  “Best friends forever,” sonsuza kadar en iyi arkadaş(lar).
BRB: “Be right back,” hemen geri dönecek (döneceğim).
BTW:  “By the way,” bu arada.
FBO:  “Facebook official,” Facebook yetkilisi.
FF: The “Follow Friday #FF,” Twitter’da, diğer kullanıcıları cuma günü takip et.
FOMO: “Fear of missing out,” kayıp (kaybolmak) korkusu.
FTW:  “For the win,” kazanmak için.
FYI:  “For your information,” bilginize (bilgilerinize).
GTG: “Got to go,” gitmem lazım (gitmeliyim).
Bu kısaltma, bir görüşmeyi sonlandırabilir.
ICYMI: “In case you missed it,” gözünden kaçmış olabilir (gözünden kaçmışsa).
IDC:  “I don’t care,” umurumda değil.
IDK: “I don’t know,” bilmiyorum.
ILY: “I love you,” seni seviyorum.
IMHO:  “In my humble opinion,” mütevazi düşünceme göre.
IMO:  “In my opinion,” düşünceme göre (bana göre, bence).
IRL: “In real life,” gerçek hayatta.
IYM: “If you missed” gözünden kaçırdıysan
JK: “Just kidding,” şaka yapıyorum (sadece şaka yapıyorum).
LMK: “Let me know,” bana haber (bilgi) ver.
LOL:  “Laughing out loud,” yüksek sesle gülmek (gülüyorum).
ROFL: “Rolling on the floor laughing,” yerde yuvarlanarak gülüyorum.
NBD: “No big deal,” önemli değil.
NM:  “Not much,” fazla değil.
NVM:  “Never mind,” boşver.
NSFW: “Not safe for work,” iş için güvenli değil.
OH: “Overheard,” kulak misafiri.
OMG: “Oh my gosh,” Aman Allahım.
OMW: “On my way,” yolumun üzerinde.
PODT: “Photo of the day,” günün fotoğrafı.
PPL:  “People,” insanlar.
QOTD: “Quote of the day,” günün sözü.
SMH:  “Shaking my head,” başımı sallıyorum.
Şok veya dehşeti ifade etmek için sıklıkla kullanılır.
TBH:  “To be honest,” dürüst olmak gerekirse.
TBT: “Throwback Thursday,” perşembeyi hatırlamak.
TIL: “Today I learned,” bugün öğrendim.
TL;DR: “Too long; didn’t read,” çok uzun; okumadım.
YOLO: “You only live once,” sadece bir kez yaşarsın.

İlgili Yazı : Sosyal Ağlardaki Kelime Kısaltmaları

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Atatürk’ün doğumunun 100. yılını kutlama programı çerçevesinde, TBMM olarak kullanılan bina, 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı  tarafından yapılan restorasyon sonucu  Kurtuluş Savaşı Müzesi adıyla yeniden ziyarete

açılmıştır.
Anılan müze geniş bir koleksiyon sahibidir. Yalnızca doğal olarak yapının eski halinden aldığı eserler de sergilenmekte iken aynı zamanda kongrelerin hatıratı da yapı içerisinde teşhir edilmektedir. Tamamını Okuyun

Şimdi sizlere bu muhteşem müzenin fotoğraflarından örnekler sunacağım…

Kurtuluş Savaşı Müzesi

1- Müze Tanıtım Levhası2- Atatürk Cephede
3- Atatürk’ün Özel Eşyaları4- Meclis Başkanı Odası
5- Meclis Başkanı Çalışma Masası
6- Meclis Genel Kurul Salonu
7- Meclis Oturumu8- Haberleşme Cihazları9- Atatürk Meclis Başkanı

Kurtuluş Savaşı Müzesi Videosu


KAYNAK : Atatürk’e ait özel eşyalar

Lütfen blogda gördüğünüz hataları bildirin
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Page 1 of 73
1 2 3 4 5 73