Terörle İslamofobi Arasındaki Bağlantı

islamafobiİslamofobi, kelime anlamı olarak “İslam korkusu” demektir. Paris’te bir mizah dergisi basılarak karikatüristlerin, yazarların, çizerlerin, toplam 12 insanın katledildiği bir terör eylemi gerçekleştirildi. Eylemden hemen sonra

Dünya’da (başta AB ülkelerinde) İslamofobi tekrar patladı.
Bazı ülkelerde ise ayrımcı faşist gruplar bundan olabildiğince yararlananıp İslam (özellikle de müslümanlar) aleyhinde gösteriler düzenlediler.

Bu konuda bir önceki yazımda diyeceklerimi detaylı olarak sunmuştum.
Bu yazıda herhangi bir şey söylemeyeceğim.
Ancak, sözleri olanlardan üç yazı paylaşacağım.
Bakalım onlar İslamofobi ve terör bağlantısı konusunda ne demişler…

Buyurun bu yazıları okuyun…

Dindarlıkta ilerleme yok tersine büyük gerileme var

ahmet hakan ali bardakoğluEski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, CNN Türk’deki Tarafsız Bölge programında Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın sorularını cevaplandırdı.
Sizce Türkiye dindarlaşıyor mu?
ALİ BARDAKOĞLU: Türkiye’nin giderek dindarlaştığı tezi doğru değil. Şekil ve sembolleri ölçü alırsak, bolca kullanılan dini kelime ve kavramları ölçü alırsak ilk bakışta dindarlaşma artıyor zannederiz. Ama dinin insandan beklediği özü ve samimiyeti ölçü alırsak, ahlakiliği esas alırsak, kendine ve çevresine barış ve huzur veren bir rahmet olmasını esas alırsak… Çok gerilere gittiğimizi söyleyebilirim.
Türkiye şeklen dindarlaşıyor, özünde dindarlaşmıyor diyorsunuz… O zaman olup biteni nasıl tanımlarsınız?
ALİ BARDAKOĞLU: Türkiye ve İslam ülkeleri hızlı bir şekilde dünyevileşiyor. Dini cemaat ve tarikatlar, bugün itibariyle dünyevi oluşumlardır. Din adına topladıklarıyla dünyaya yatırım yapıyorlar.
Peki neden böyle oluyor?
ALİ BARDAKOĞLU: İslami zihin, bugün Kuran’ın inşa ettiği süreci tersine döndürdü. Yani akide (inanç) ve ahlak sona, muamelat (uygulamalar) başa alındı. Neden? Çünkü dünya, dinin önüne geçti. Böyle olunca da kul ile Allah ilişkisi de bozuldu, insanın insan ile ilişkisi de.
İSLAMOFOBI’NIN GELIŞIMINDE İSLAM AYDINLARININ ROLÜ VAR…
İSLAMOFOBİ konusunda ne düşünüyorsunuz?
ALİ BARDAKOĞLU: İslamofobi’nin Müslümanlar aleyhinde gelişmesinde İslam adına fotoğraf verenlerin çok büyük rolü ve sorumluluğu var. Ama asıl sorun İslam entelektüellerinde.
İslamofobi’nin tek nedeni Müslümanlar mı?
ALİ BARDAKOĞLU: Suç ve sorumluluğu bir tarafa yığmak hakkaniyete uymaz. Ötekinden kaynaklanan sorunlar da elbette var. Ama bize düşen öncelikli olarak kendi sorumluluğumuzu yerine getirmektir.
Siyasi kavgalar din üzerinden veriliyor.
İDEOLOJİ VE DIN… SIYASET VE DIN…
– İdeoloji ile İslam’ı, siyaset ile İslam’ı özdeşleştiren ve bireyleri din konusunda yol ayrımına getiren bir dil benimsenmiş durumda. Bu dil, Kuran’da ve Peygamber’de olmayan, sonradan üretilmiş siyasal bir dildir, dini dil değildir.
– Dini söylem, ideolojik oldu… Din, ideolojilerle yarıştırıldı… Kavgalar din üzerinden verildi. Herkes dinden kendini meşrulaştıracak veya ötekini dışlayacak argümanlar seçme yarışına girdi.
-Bireye özgürlük alanı bırakmak şöyle dursun, kimi sevip kime karşı olması gerektiğine kadar inen “prototip Müslüman” modeli sunuldu.
– Oysa bizim kadim geleneğimiz böyle değildi. İslam hep sivil ve özgür ortamda gelişti.
– “Gerçek İslam” deniliyor. Kim belirleyecek gerçek İslam’ı? “Ulema” deniliyor. İyi ama zaten sorunların arkasında ulemanın zihin yapısı yok mu?
– Yapacak şey belli: Şablonlar ortaya koymak yerine, bireyi Kuran ve İslam’la zihinsel temas kuracak bir donanıma sahip kılmak. Böylece İslam’ı anlama ve yaşama tercihini ona bırakmak.
Müslümanlar kendilerini eleştirmiyorlar. Neden?
ALİ BARDAKOĞLU: Kendisine güvenen bir medeniyet, özeleştiri kültürünü geliştirir. İslam medeniyeti de tarihte böyleydi. Ama Müslümanlarda ciddi bir özgüven kaybı oldu. Tarihten devraldıklarını bir ayıklama yapmaksızın korumaya ve savunmaya başladılar. Ulemayı ve şeyhleri “eleştirilebilir”, “yanılabilir” kişiler değil de Allah’tan özel yetkiler almış ayrıcalıklı kimseler zannettiler. Oysa yanılmaz olan Kuran ve sünnetin bilgisidir.
DÜNYEVILEŞTILER AMA ALLAH DIYEREK DÖNÜYORLAR
– Günümüzde tarikatlar ve cemaatler, topluma maneviyat ve güzel ahlak vermek yerine, dünya nimetlerinden alabildiğince pay alma yarışına girmiş durumda.
– Bugün Türkiye’de dini cemaatler ve tarikatlar, dünyevi ve seküler oluşumlardır. Her biri ekonomik sektördür. Boğazlarına kadar dünyevileşme girdabında Allah diyerek döneduruyorlar. Dinden kazandıklarını dünyaya yatırmaktadırlar.
– Dini görünen cemaatlerin kolayca siyasi manevralara ve işbirliklerine girmesi, adeta kendi borsasını oluşturması da dünyevi karakterleri sebebiyledir. Türkiye’de son dönemde yaşananlar da bunu yansıtmıyor mu?
HAZRETİ Muhammed’le alay eden bir karikatür karşısında bir Müslüman’ın tavrı ne olmalıdır?
ALİ BARDAKOĞLU: Bir Müslüman’ın Peygamber Efendimize hakaret eden bir karikatür karşısında incinmemesi düşünülemez. Ona sessiz kalması beklenemez. Ancak gösterdiği tepkide hukukun içinde kalmak zorundadır. Şiddete başvurmak kabul edilemez. Bırakın şiddete başvurmayı… Karşı hakarete bile başvurulamaz.
NASIL OLUYOR DA İSLAM’DAN TERÖR ÇIKARABILIYORLAR?
ALİ BARDAKOĞLU:
-BİR: İslam tarihindeki olayları tarayıp kendi amaçlarına en uygun olanları seçiyorlar.
-İKİ: Bu olayları kendi şartlarından kopararak bugüne bir davranış kuralı ve modeli olarak taşıyorlar.
-ÜÇ: O günkü şartlarda üretilmiş kişisel görüşleri kutsallaştırıp dini bilgi ve talimat olarak bugün muhataplarına sunuyorlar.
Yazının tamamını okuyun : Ahmet Hakan

islamofobi-1Daha önce yazdım, söyledim, yeri geldiğinde altını çizdim ama şimdi biraz daha açayım. İslamofobi deyip duruyoruz ya…
Aslında yok artık öyle bir şey!
Bugün Batı’nın bazı ülkelerinde ve maalesef büyük şehirlerimizin bazı semtlerinde beslenip büyütülen canavar İslamofobi değildir.
Psikiyatri diliyle söyleyeyim:
Olay bir “ruh durumu bozukluğu”ndan çıkıp “psikoz”a doğru yol almaktadır.
İslamofobi kavramı makul ve mantıklı dayanaklardan yoksun bir korkuyu tanımlar.
Bu korku (phobia) nasıl dışa vurulur derseniz…
Temastan kaçınma, korkulan şeyin varlığından endişe duyma ve kimi zaman örtülü nefrete uzanan tepkilerle dışa vurulur.
Tıpkı zenofobi (yabancılardan korku ve nefret) ve benzerlerinde olduğu gibi.
İslamofobi demek zımnen
“Müslümanları tanımıyorlar da ondan, tanısalar severler!” demektir.
***
Bence bu teşhis artık geçerli değil.
İki açıdan…
Birincisi…
Modern Batı kendi saldırgan yüzünü “demokrasi misyonu” ve “evrensel değerler” kılıfı altında saklayarak İslam coğrafyasının üzerinden silindir gibi geçti; o da yetmedi, Müslümanları kültürel bakımdan çoraklaştırdı.
Sonunda bu toz toprak coğrafyasında El Kaide, IŞİD, Taliban gibi örgütler çıkmaya başlayınca…
Kırk yıllık İslamofobikler bıyık altından gülerek “bakın gördünüz mü, haklıymışız!” demeye başladılar.
Yani Batılıların “fobi”si giderek “hakiki bir korku”ya dönüşmeye başladı.
***
İkinci nokta daha önemli…  Yazının tamamını okuyun : Sabah

Dindar kesimin tecrübeli ismi İslam’ın geleceğini sorguluyor…
1990’lardan 2000’li yıllara kadar İslam’ın Türkiye’nin dertlerine derman olacağını savundu. Yazar, yayıncı, ve medya yöneticisi olarak İslamcı yoldaşlarının iktidar olmaları ve geçmişin yanlışlarını düzeltebilmeleri için çabaladı. Ancak bugün onlarla yolunu ayırmış durumda. Türkiye’nin geldiği noktadan ve din kardeşlerinin Kuran’da emredilen tevazu, dürüstlük, ve adalet kavramlarını ayaklar altına almalarından ötürü hayal kırıklığı yaşıyor.
Levent Gültekin’den bahsediyorum.
Kendisi son zamanlarda yazdıkları ve Al-Monitor’e verdiği mülakatla dünyayı saran İslamofobi’ye ve İslami aşırıcılığa karşı basit ama etkili fikirler ortaya koyuyor.

Gültekin, 28 Aralık 2014’te kaleme aldığı makaleyle Erdoğan-Gülen kavgasının ötesine geçerek çok daha temel bir soruna el atıyor: 1400 yıllık medeniyet tarihi olan Müslümanlar neden bu kadar zaman adil, zengin, ve barışçıl toplumlar tesis edemedi? Adı geçen yazıda, Taliban, El Kaide, IŞİD gibi aşırı gruplarla ilgili hep “gerçek İslam bu değil” bahanesini üreten Müslümanlar’ı düşünmeye zorluyor Gültekin.
“Peki hangisi gerçek İslam” sorusunu yönelttiği yazıda, son yıllarda “garip bir biçimde insanların dindarlığı arttıkça, [işledikleri] kabahatlerin de o oranda yükseldiği” tesbitini yapıyor.

Al-Monitor için Gültekin’le yaptığım mülakatta bu konuları açmasını istedim.
Kendisi Türkiye’de “dindar muktedirlerde” baş gösteren yolsuzlukların, iktidar sarhoşluğunun, ve bunların bazı din alimlerince savunulmasının dindar insanlarda geniş bir hüsran duygusu yarattığını ifade etti.
“Dindar mahalleye olan yakınlığımdan ve o insanlarla olan iletişimimden dolayı bende bu kanaat oluştu” diyor Gültekin.
Ona göre dindarlarda oluşan hayal kırıklığı dinin sosyal, siyasi, ve ekonomik sorunlara çözüm getirememesinden ileri geliyor.
“Dinlerin amacı toplumu bir inanç etrafında disipline etmektir; topluma ahlaki bir standart öğütler. Fakat İslam hiçbir dönemde bu misyonunu yerine getirmedi.”

İktidar olmak İslamcı hareketi kirletti diyebilir miyiz?” diye soruyorum.
Gültekin beni hemen düzeltiyor: “İktidar olmak, İslamcı hareketi kirletmekle kalmadı, hareketi çökertti. Artık İslamcılığın toplumda bir karşılığı olmaz çünkü [İslamcıların] söyleyecek sözleri kalmadı.”
Gültekin’in soruna çözüm reçetesi…
Barın Kayaoğlu

Dr. Barın Kayaoğlu’nun yazısının tamamını okuyun : Al-Monitor 
Barın Kayaoğlu’nun sosyal medya faaliyetleri :
Twitter | Facebook | Google Plus | Linkedin
Al-Monitor’daki yazıları  | The National Interest’deki yazıları

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Terörle İslamofobi Arasındaki Bağlantı” üzerine 2 yorum

  1. “İslamofobi”yi kimse dert etmemelidir. Robot üreten hiper-kapitalistler, kendilerine mesela istihdam gibi “sosyal sorumlulukları” hatırlatıldığında, işin içinden “Universal basic income will make work irrelevant” diye çıkıyorlarmış. Yani Suudi Arabistan, BAE, … modeline gönderme yapıyorlarmış. Oysa “mülteci”, “misafir işçi”, “yabancı düşmanlığı” sorunlarını Hristiyan Avrupa BiLiM ile çözebilmiş değildir. Sizi temin derim: kapitalist-üst-akıl İslam dininin kadrini, kıymetini çoğu Müslüman’dan daha iyi bilmektedir.

  2. 13 ocak Salı gün Barın Kayaoğlu’nun yazısını dikkatlice okumuştum. Levent Gültekin’in “garip bir biçimde insanların dindarlığı arttıkça, [işledikleri] kabahatlerin de o oranda yükseldiği” tezi bence yanlış. Dinin siyasetin içine girdiği oranda kabahatlerin artığı tezi daha güncel olur. Bu gözle Ortadoğu coğrafyasına bakacak olursak iktidar uğruna akan kanda ”ölüm kalım mücadelesinde” atılan her adımın mübah olarak değerlendiriyorum. Sol görüşlü laik kesimin önemli bir yanılışı daha var, ılıman İslamcı sağ kesimin İnsanlarını bir çıkar etrafında toplandığını ve iyiliğin bedelini hesap ettiklerini zannediyorlar. Bu doğru değil! Camiler. siyasi partiler, sendikalar, milletler; hepsi, insanların bir ülkü dürtüsü ile, inançla katıldığı ortaklaşa hareketlerden oluşur. Meseleyi doğru analiz edersek seküler toplum olma yolunda çözüme daha kısa sürede yaklaşırız. Saygılarımla iyi çalışmalar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

AlphaOmega Captcha Classica  –  Enter Security Code