Etiket arşivi: Yaşam

Yaşamda Bunlar da Var

Ülkemizde ekonomik, sosyal, siyasal ve daha birçok alanda önemli gelişmeler olmaktadır. Buna rağmen, kitap, dergi, gazete, internet medyasındaki yazıları vb.ni okuma ve önemi konusunda hala

problemlerimiz de devam etmektedir.
Bu sorunu çözecek olan kişiler sadece ve sadece okuma alışkanlığını kazanan gençlerimiz olacaktır. Yaşamın içinde sadece gündemi izlemek, diğer gelişmeleri ıskalamak, ya da fazla önemsememek de yanlış bir davranıştır.

Bu doğrultuda, önemli gündem konuları yanı sıra, yaşamlarımızda yer alan, çoğunlukla da gözden kaçan diğer konular da zaman zaman paylaşılacaktır.

Bu paylaşımlar için, “Bunu Oku-Read This” adlı özel bir kategori başlığı oluşturulmuştur.

İlk yazıyı gündem dışındaki diğer hususlara ayırdım. Tabii ki yeri geldiğinde gündemde yer alan önemli konulardaki yazılar da paylaşılacaktır…

Yaşamda bunlar da Var

İşte bugünkü “oku bunu” tavsiyeleri :

Her Sinirlendiğinde Bunu Oku

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.
Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış.
Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş.
Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış.
Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm”. demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş:
“Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?”
Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş…

Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın.
Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün.
Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz.
İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder.
Harekete geçmeden önce durun ve düşünün.
Sabırlı olun.
Anlayış gösterin ve sevin…
Teşekkür :  ForumTr Com

Tuvaletin mi geldi? Önce bunu oku!

Bu yazı tuvalet ile ilgili meselelerden bahsedecek. Ama eminim eğleneceksiniz.

Bizde anlamı malum gerçi ama yine de hatırlatayım; bahsedeceğim tuvalet o bildiğimiz tuvalet. Yani hela, memişhane, yüz numara, kenef ayak yolu, WC, abdesthane gibi birçok farklı isimle andığımız mekan. Yoksa tuvalet aynı zamanda -bizim genelde abiye dediğimiz- gece kıyafetleri ya da vücut temizliği için kullanılan maddeler için de kullanılıyor. Bir kelimenin bunca farklı anlama sirayet etmesi ilginç.

Öncelikle aklımızda bulunması gereken, (çok büyük bir sağlık sorunu yoksa) hepimizin büyük ve küçük tuvaletini yapıyor olduğu. Daha açık bir tabirle hepimiz işeyip, s…yoruz. Üstelik hepimizinki çok fena kokuyor ve bu süreçte aynı derecede garip, komik sesler çıkartıyoruz. Cumhurbaşkanları da pop yıldızları da siz de ben de; hepimiz bu yolun yolcusuyuz. Devamını M.Serdar Kuzuloğlu ‘nda oku…

Sen şimdi bunu oku özetini gel bana anlat (imla aynen aktarılmaktadır)

1. sözlüğün ihtiyaç duyduğu yeni bir özelliktir yani bazen o entrylerin o kadar uzun olması sıkıcı olması sözlük yazarlarının uykusunu getirmesi hasebiyle bazı görevliler entryleri okuyup isteyenlere özetini yollamalılar. (bkz: sözlükten bir yenilik daha)

2. olması gereken hizmettir. ve hatta bunu da isteriz
(bkz: tezimizi yazacak moderatör)

3. çocuğu baştan savmak için etkili bir yoldur hele bir de ödül koyarsanız 5-10 tane özet bile anlatır.

4. sözlükte okumayı sevmeyen adamların işine yarayabilecek bir uygulama.
‘ama okumak istemiyorsan sözlükte ne işin var be kardeşim?’ diye arkandan konuşabilir birileri.
ilkokulda başımı çok ağrıtan bir hoca ödeviydi ayrıca bu. ama şimdi o kısımı anlatamam, hepiniz o reziliiği yaşadınız zaten. tekrar yüzünüze vurmayayım

5. okumaktan bu kadar uzak olan genc nesilden beklenen harekettir. şiddetle karsı cıkıyorumdur.

6. ders çalıştırsın diye görevlendirilen abi/ablanın, küçük kardeşten kurtulmak, ebeveynlerinin de gözünü boyamak adına kullandıkları kalıp
Teşekkür : Uludağ Sözlük

Evli Olmasan da Mutlaka Bunu Oku

Bu akşam eve geldiğimde Eşim Akşam yemeğini servis ediyordu. Elini tuttum ve ona söyleyeceğim şeyler olduğunu söyledim. Masaya oturdu ve sessizce yemeği yemeye başladı. Ve yine Gözlerinde o korkuyu gördüm.

Bir an da kasıldım ağzımı açamıyo… rdum ama düşüncelerimi söylemem lazımdı. Ben boşanmak istiyorum. Sinirlenmedi Sözlerime karşılık vermedi sadece sebebini sordu.

Bir cevap veremedim ve buna çok sinirlendi elinde ki Çatal Bıçakları fırlattı. Bana bağırdı ve Adam olmadığımı söyledi. Bu akşam tek kelime konuşmadık. Eşim bütün Gece ağladı. Farkındaydım Evliliğimiz ne olacağını merak ediyordu ama onu tatmin edecek bir şey söyleyemeyecektim. Ben Jane’e aşık oldum eşimi sevmiyorum artık.

Bu vicdan azabıyla bir Evlilik sözleşmesi hazırladım Evi Arabayı ve Şirkettin 30% ona verecektim. Sözleşmeye kısa bir süre baktı ve yırttı. 10 yıl hayatımı paylaştığım bu Kadın bana yabancı olmuştu. Onun harcadığı zamana ve enerjiye üzülüyordum ama geri dönemezdim Jane’e çok aşık olmuştum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı bu benim beklediğim bir tepkiydi. Onun ağlaması benim hafiflememe sebep olmuştu. Bir süredir aklımdan geçiriyordum boşanmayı bu fikir bende saplantı haline gelmişti ve şimdi bu duyguyu daha da güçlü hissediyordum ve doğru karardı.

Bir sonra ki akşam eve geç gelmiştim ve Eşimi Masada yazı yazarken gördüm. Çok uykum vardı ve Akşam yemeğini yemeden uyumaya gittim. Jane ile geçirdiğim o kadar saat beni yormuştu. Bir ara uyandım ve onu hala yazı yazarken gördüm Masa da. Ama bu benim Umurumda değildi ve başımı çevirip uyumaya devam ettim. .

Ertesi sabah bana Şartlarını yazı halinde sundu. Benden hiç bir şey istemiyordu sadece boşanmamızı ilan etmek için 1 ay müsaade istedi ve bu zamanda normal bir Aile gibi davranmamızı istedi. Bunun sebebi Oğlumuzun 1 ay sonra Sınavların olması ve bu dönemde ona bu yükü bindirmemekti. Bu kabul edilebilinir. Bir şey daha vardı benden onu Evlilik Gecesinde onu kapıdan içeriye nasıl taşıdığımı hatırlamaktı ve 1 ay boyunca her sabah onu Yatak odasında Kapıya kadar taşımamı istedi. Kafayı yediğini düşündüm ama son günlerimizin iyi geçmesi acısından kabul ettim.

Sonra bu şartlardan Jane bahsettim yüksek ses ile gülüp bunun çok saçma olduğunu ve eninde sonunda Boşanmayı kabul etmek zorunda kalacağını söyledi.

Eşimle boşanma konusunu açtığımdan beri Fiziksel temasta bulunmadık. Bu sebepten ilk gün onu kucağıma alıp kapıya götürdüğümde tuhaf bir duygu yaşadım. Oğlumuz arkamızda duruyordu ve alkış yapmaya başladı ‘Babam Annemi kucağında taşıyor’ bu onu çok sevindirmişti Sözleri canımı acıtmıştı… Yatak odasından Evin Kapısına kadar 10 metre taşıdım. Eşim gözlerini kapattı ve kulağıma’ Oğlumuza boşanmamızdan bahsetme’ diye fısıldadı. Bende başımı öne eğerek tamam dedim ve içime bir üzüntü çöktü. Kapı önünde onu bıraktım Eşim Otobüs durağına gitti ve onu İşe götürecek olan Otobüsü bekledi. Bende tek başıma Ofise gittim.

2. Gün bu oyunu oynamak bize daha kolay gelmişti. Eşim başını Göğsüme yasladı ve onun kokusunu duydum. Birden Eşime uzun süredir bakmadığımı anladım. Ve onun Evlendiğim zaman ki kadar Genç olmadığını fark ettim. Yüzünde hafif çizgiler oluşmuş saçlarına ak düşmüştü. Gecen yıllar öylesine yanından geçmemişti O an kendime ona bununla neler yaptığımı sordum.

4. Gün onu kucağıma aldığımda… Devamını Donanım Haber Com ‘da oku

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Uzun Yaşamak Çok mu Zor?

uzun-yaşam-sırlarıKimse genç ölmeyi istemez. İstisnasız herkes uzun yaşamak ister. Peki, sağlıklı ve uzun yaşamak için neler yapmalı? Tıp alanındaki bilim insanları, ortalama olarak 70-75 yıl yaşayacağımızı söylüyor. Öte yandan, bilimde ve

teknolojide sağlanan gelişmeler sayesinde ortalama insan ömrünün de her geçen yıl giderek arttığı görülüyor. Şayet, sağlıklı olarak 100-120 yıl (daha da fazla) yaşama imkanımız varsa, neden yaşamayalım ki?

Uzun yaşama konusunda Moskova Sağlık Bilimleri Merkezi’nin başkanlığını yapan Profesör Mikhail Tombak, “150 yıl yaşayabiliriz” adlı kitabında :

“Ortalama yaşam süresinin 60-70 yıl olduğunu dikkate alırsak, 150 yıl yaşamak bir hayal gibi gelebilir. Oysa gerçekten mümkündür ve 150 sayısı da rasgele söylenmiyor.

İnsan bedeni büyük bir enerji sistemidir ve bu enerji sürekli olarak değişip, dönüşür. Bedenimizdeki tam bir enerji değişimi döngüsü yedi yıl sürüyor ve bu arada hücrelerimiz de yenileniyor. Yaşamımızda böyle yirmi iki döngü bulunuyor ki, biriken enerjiye bakıldığında 150 yıl yaşayabileceğimiz ortaya çıkıyor. Ancak, öncelikle zihnimizden başlayarak, kendi kendimize yaşam süremizi sınırlıyor dolayısıyla doğanın bize sunduğu kapasiteyi tam olarak kullanamıyoruz” diyor.

Profesör Tombak ayrıca, mucizevi diyetler veya ilaçları değil; sağlığımızı koruma ve sürdürmeye yarayacak temel ilkelere vurgu yaparken, sağlığımız, beslenmemiz, nefes almamız, fiziksel/ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılama biçimimiz arasındaki ilişkilere de değinerek, kolaylıkla uygulanabilecek önerilerde de bulunuyor :

“• Uzun yaşamın ilk sırrı doğru nefes almaktır.
• Her gün ardışık olarak sıcak-soğuk duş alın; kan dolaşımınız düzelecek, bağışıklığınız güçlenecektir.
• Bedeninizin dış temizliği yanısıra iç temizliğini de yapar, kalın bağırsağınızı, karaciğerinizi temizlerseniz, gençleşirsiniz.
• Erimiş buzdan elde edilen su, hücrelerimizdeki suyla aynıdır; bu suyu için.
• Boğazınız ağrımaya başladığında bir dilim limon emerseniz bakteriler yok olacaktır.
• İki kaşık sıvı yağı ağzınızda yarım saat tutarsanız kanınızın yarısını temizlersiniz”.

Fransız yazar ve filozof Voltaire’in, uzun yaşamasıyla ilgili çok meşhur bir yazısı vardır. Bu yazı, uzun ve sağlıklı yaşama ipuçları hakkında sizlere değişik bir bakıştan ve muhtemelen daha iyi fikir verecektir.

Voltaire’in Yaşam Sırları…

‘O kadar mutluyum ki, utanıyorum’ Voltaire

“Fransız düşünürü Voltaire, neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası.

41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta ‘gene’ hastalandığından şikâyet etti ve ‘Birkaç yıllık ömrüm kaldı’ dedi.

Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü.

Her Allah’ın günü bir şeyin kanser yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi.

Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır.

Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.

Voltaire’in uzun ömrünün sırrı ne olabilir?

Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longcahmps, Voltaire’in hep

‘İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir’ dediğini yazdı.

‘Bunun üç temel ayağı var derdi: ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter.

İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir.

Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm.’

Uzun ömrün sırrı

Bunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir.

Bence Voltaire’in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir.

Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu.

Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı.

Ölmeye vakti yoktu.

Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı.

Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı.

‘Ben Avrupa’nın hancı başıyım’ dedirtecek kadar.

Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu.

İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için, tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü.

İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti.

Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti.

Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde

‘Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil’ dedi.

Bence, Voltaire’in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı.

‘O kadar mutluyum ki utanıyorum’ diye itiraf etti bir arkadaşına.

‘Ben neredeysem dünya cenneti oradadır’ dedi.

Son bir şey daha var.

Hiç evlenmedi…”

Kaynaklar :
– Kimdir : Profesör Mikhail Tombak 
– François Marie Arouet (21 Kasım 1694 – 30 Mayıs 1778), Fransız yazar ve filozoftur. Daha çok mahlas‘ı [ * ] Voltaire olarak tanınmıştır. Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur.
– Voltaire hakkında detaylı bilgi: Wikipedia
Açıklama…
– [ * ] Mahla : Edebiyatta yazarların kendi isimleri yerine kullandıkları takma adlardır. Yazarlar bazen cinsiyetlerini veya kendilerine dair diğer bilgileri saklamak istediklerinden, bazen de yazılarına karşılık istemediklerinden kalem adı kullanırlar. Yazarın adı bazen sadece yayımcı tarafından bilinebilir, fakat herkes tarafından bilinen kalem adları da mevcuttur.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Kül Olsam

Ateş ve KülSanmayın sabah olmaz,
Gecelerin ardındadır aradığım.
Mutlu dileklerim insanoğluna,
Taptığım o sevgili Rahim Tanrım.

Sormayın sema nasıl konuşur,
Gündüz ve gecelerin sahibi kimdir?
Ney’den gönül nasıl sarhoş olur,
Sevdiğim o sevgili Rahim Tanrım.

Sana bükük boynumuz ey sevgili,
O alemine götür bizi de ne olur,
Göğe açık ellerimizi gör artık,
Taptığım sevgili Rahim Tanrım.

Rastladım ona günlerden Cuma,
Geldi kulaklarıma tatlı bir nida.
Bu bir dost sesiydi,
Bir yoldaş sesi.

Bana hadi dedi.
Gider misin benim sevdiklerime?
Yürüdük sessiz yan yana.
Geldik eski bir konağa.

Açıldı bir kapı inlercesine.
Çıkıyorduk eski merdivenlerden çiğnercesine.
Titredim, birden yıldırım çarpmışçasına.
Allah’ım bu ne manzaradır ki böyle?

Secdeye kapanmış insanlar orada.
Orada Allah’ı zikrederek ağlayanlar gördüm.
Aşk ile yananlar, hıçkıranlar gördüm.
Ney’in ulvi sesiyle dönenler gördüm.

Yarab ne kadar mutluydum o an.
Yok olmuştu birden içimdeki buhran.
Diz çöktüm, oturdum, şaşkın perişan.
Sonra da secdeye vardım o an.

Sardıkça sardı beni bu mekânın havası,
Öğle, ikindi, akşam, yatsı, namazı.
Kalkmasam hiç bu minder köşesinden,
Unutsam kendimi, yok olsam, ayrılsam etten kemikten.

Kül olup yansam,
Kavrulsam ben.
Yüce Tanrım alsa beni,
Ben, ben olsam birden.

Attila BozoğluKonuk Yazar Attila Bozoğlu: Twitter : Attila Bozoğlu Facebook Attila Bozoğlu

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler Sosyal Medyada En Fazla Paylaşılan Yazılar
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+
Zaman ayırarak bu yazıyı okuduğunuz ve Hasaka Blogu ziyaretiniz için çok teşekkür ederim…

Kıskançlık

KıskançlıkSana yazıp, yazıp ta yırttığım kim bilir kaçıncı mektup bu.
Biliyorum kızgınsın.
Benden uzun müddettir bir haber alamadın.
Hastaydım.
Kızma, alınma bana.

Düşündüm durdum, karar veremedim bir türlü.
Kimsin; nesin; nasıl davranmam gerek sana.
Bir an, beni okşayan ellerin geldi aklıma.
Saçlarımda sonbahar rüzgârları gibi gezinen.
Bir an, o parfümsüz saf kadın kokun burnumda tüttü.
Özledim seni.
Özledim göğsüme yaslanan başını,
Yalvaran bebek bakışlı gözlerini.
Yağmurlu, sim siyah bir gecede sırılsıklam olana dek yürüyüşümüzü.
Toprak kokusuna karışan nefesini,
Yağmurla beraber düşen gözyaşlarını düşündüm hep.
Sonra;
sonra başına duvaklar oturttum beyaz, beyaz.
Kollarına bilezikler taktım altından dizi, dizi.
Birde öyle baktım sana.
O kadar güzeldin ki.
Sonra aklıma geldi o değişen bakışların.
Bende sanki başkasını gören sarılışların.
Düşünüyorum hep.
Benzer miyim acep ilk sevdiğine?

Yeşil miydi onunda gözleri?
Buruk muydu bıyıkları?
Avuçları nasırlımıydı onunda benimki gibi?
Ve de ondan sonraki?
Anlatmıştın; severmiş mum ışığında yemek yemeyi.
Isırır mıydı benim gibi dudaklarını öperken?
Kıskanır mıydı seni?
Sızlar mıydı burnu?
Dolar mıydı gözleri sana bakarken?
Uyanıp ta gece, seyreder miydi seni sabahlara kadar, sen uyurken?
Sarılmış mıydın ona da bana sarıldığın gibi?
Öpmüş müydün beni öptüğün gibi?
Seni seviyorum demiş miydin bebek bakışlarla?
Görmüş müydü yuvarlak omuzlarını, çocuksu göğüslerini?
Onun muydu bir tanesi de benim gibi?

Anlayacağın, ters kalktım dünyaya bu sabah.
Kafam kazan gibi.
Gözlerim ağrıyor.
Dün geceden olacak herhalde.
Karıştırdım gene içkiyi Maltepe’deki Baba’nın meyhanesinde.

Balgat’a, fabrikaya yollandım erkenden.
Şef inşallah bozuk çalmaz kaç gündür neredesin diye.
Atölye’ye girdim.
Özlemişim tezgâh seslerini, yağ, çinko, kokularını, asit buharını.
Apal, kokumu almış.

Geldi koştura koştura.
Bir iki kokladı tulumumu, dayadı ayaklarını göğsüme.
Bir güzelde burnumu yaladı.
Vefakâr Apal.
Anlaşılan, o da özlemiş beni.

Gecekonduların arkasındaki tarlaya, bu yılda buğday ekmişler.
Hafiften filiz vermiş uçları.
Tornacı Mahmut kızını evermiş.
Oğlu Bilali de demir harmanına vermişler.
Geçinememiş mekaniğin şefiyle.
Kaynakçı Sait Almanya’ya gitmiş.
Daha mektup gelmemiş.
Hasan Koç artık frezede.
Keyfine diyecek yok.
Şefin karısı hamile imiş.
Barakalar tüm temizlenmiş.
Ha, birde yeni tezgâhlar gelmiş İtalya’dan.
Bir hidrolik presle birde üniversal matkap.

Geçtim tezgâhımın başına.
Bir demir köşebent aldım elime.
İmalat kartına baktım.
Üç delik sağ kanat.
İki delik sol.
Birde kenar kesme, 150 adet.
Koydum demiri tezgâhın bankosuna, ittim zımbanın altına.

Sana sarılanları düşündüm, çektim kolu.
Sağa bir delik.
Okşayanları düşündüm, çektim kolu.
Koklayanları düşündüm, çektim kolu.
Öpenleri düşündüm, çektim kolu.
Çektim, çektim, çektim, çektim, çektim, çektim.
Önümde demir delik deşik.
Bir yorgunluk benliğimde.
Kendimi düşündüm;
Bastım pedalına makasın; demiri ortadan, ikiye biçtim.
Attila BozoğluKonuk Yazar Attila Bozoğlu: Twitter : Attila Bozoğlu SayfasıFacebook Attila Bozoğlu

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler Sosyal Medyada En Fazla Paylaşılan Yazılar
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+
Zaman ayırarak bu yazıyı okuduğunuz ve Hasaka Blogu ziyaretiniz için çok teşekkür ederim…

Yaşamda Unutulmayacak 5 Kural

yaşamda asla unutulmayacak 5 kuralBir arkadaştan gelen İngilizce metindeki tavsiyeler, çok hoşuma gitti. Bu kısa metni tercüme ederek yayımlamaya karar verdim. Bu kuralların unutulmaması gerektiğine ilişkin bir uyarı da vardı metinde! Bu metnin

tercümesini sunayım, unutulur mu, unutulmaz mı, kararı sizler verin…

1. Para mutluluğu satın almaz! Ancak, Mercedes arabada ağlamak, bisiklet üzerinde ağlamaktan çok daha konforlu ve rahatlatıcıdır,

2. Düşmanını bağışla! Ama o pis herifin adını asla unutma,

3. Şayet başı belada olan birine yardım edersen, bilmelisin ki, başı tekrar belaya girdiğinde hatırlayacağı ilk kişi yine sen olacaksın,

4. Birçok insan, vurulmaları yasa dışı olduğundan hala yaşamaktadır,

5. Alkol hiçbir sorunu çözemez, ancak, süt de çözemez…

Teşekkür: İngilizce metni bana ileten arkadaşım Sayın Okan Kiper.


Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Muhteşem Bir Yaşam Hikayesi

alice her sommerHitler döneminde toplama kamplarında küçük oğluyla birlikte kalan yahudi bir bayan müzisyen (piyanist) hakkında bir dosttan gelen e-postada, aşağıdaki ifadeler yer almaktaydı. Aynen aktarıyorum… “Geçmişte, küçük

yaşta müzikle uğraşanları hayretle izledik. Bu kez, 108 yaşında bir hanımdan kısa bir hayat dersi alalım. Nazi toplama kampından sağ kurtulmuş birisinden.
Alice Herz Sommer’den…
Kötülüklerin, pisliklerin, zulmün, acıların, cinayetlerin, işkencelerin, açlığın, sefaletin tillahına şahit olmuş, amma velakin hala, ‘ben bir optimistim’ diyebiliyor.
Ben ise, sadece dinlediğim kadarına bile yalnızca ‘pes’ dedim.
Kusura bakmayın ama, ‘pesimist’ kısmını diyemedim…

Şu sözü de o demiş:
‘Nefret; kin besleyenin ruhunu yer, nefret edilen kişinin değil…’

Ayrıca videonun girişinde, MÖ: 471-400 yılları arasında yaşamış olan
Tukidides’in muhteşem bir tespiti var:
MUTLULUĞUN SIRRI ÖZGÜRLÜKTÜR VE ÖZGÜRLÜĞÜN SIRRI DA CESARETTİR…”
Taner Vidinligil

Video: Cesaretin ve Umudun Muhteşem Hikayesi (Türkçe alt yazılıdır)

Teşekkür: Metni ileten Sayın Taner Vidinligil

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Yaşam ve Evrene Neden Hayran Olmalıyız

Yaşam nedir? Yaşamın temel yapı taşları nelerdir? Yaşamın ortaya çıkması için atmosfer ve su ne denli gereklidir? Yaşamın en önemli yapı taşı olan Karbon’un yararı nedir? Yaşamın yapı taşlarından biri enerji midir? Yaşam

ya da hayat; biyolojik açıdan, kimyasal reaksiyonlar veya bir dönüşümle sonuçlanan başka olaylar gibi bazı biyolojik süreçler gösteren organizmaların bir özelliğidir.
Yaşam bir başka tanımla, canlılık niteliği taşıyan varlıkların yaşadıkları süre boyunca kazandıkları deneyimler ve yaşayımların bütünüdür.
Evren veya kainat, sonsuz uzamda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Yani “evren” astronominin, astrofiziğin konu edindiği şeylerin tümüdür. İçinde “her şey” olan bu dev çorba, sonsuzluk veya hiçlik olarak tanımlanabilecek uzayın içinde yer alır. Daha doğrusu, uzaya fon olan siyah hiçliğin içindeki her şeydir evren.
Evrendeki Yaşam hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayın

Yaşam ve Evren’e neden hayran olmalıyız hakkındaki cevaplar 


Teşekkür: Fotoğrafları maille ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler Sosyal Medyada En Fazla Paylaşılan Yazılar

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

İnsanların Gezegeni-Planet of The People

İnsanların Gezegen’i, huşu uyandıran, ağzımızı açık bırakacak, kalpleri durduracak kadar harika bir yer. Adına Dünya dediğimiz bu yerdeki insanların, doğa ile ilişkileri de bir o kadar inanılmaz. İnsanoğlu, benzersiz

hayvanlar aleminde her türlü ortama uyum sağlamayı ve gelişmeyi başarmıştır. Her hikaye, bizleri gezegenimizin en aşırı uçlarında olabilen kutuplar, dağlar, okyanuslar, ormanlar, meralar, çöller, akarsular, göller ve hatta kentsel ormanlara götürebilmektedir.

İnsanların Gezegeni’ni seyredince, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır…


Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+