Etiket arşivi: İnsan

İnsanlığın Terörle Sınavı

terörTürkiye’de bombaların katlettiği masum insanlar ile Paris’teki bombalamalarda hayatını kaybedenler arasında hiçbir fark yoktur. Zira; terörün tehdidi altında olan ülkeler değil, tehdit altında olan insanlıktır. O

silahsız insanları hedef alan şiddet ne iğrenç ve korkakça bir harekettir.
Sadece Paris’teki insanlar için değil, vicdanı olan Dünyadaki her insan için ne kadar üzücü harekettir.

İnsanlar ve insanlık; dilleri, dinleri, mezhepleri, ırkları, renkleri, siyasi tercihleri vb. sebeplerle arası(ları)na örülmek istenen nefretle karşı karşıyadır. VE yine insan ve insanlık, terörün bu nefret duvarlarını yıkarak aşma sınavıyla da yüz yüzedir.

İnsanlar ve insanlık için terörün ülkesi, sebebi her ne olursa olsun sonuç hep; “yitip giden masum canlar, onlar için gözyaşı döken aileler, akrabalar ve arkadaşlar ” olmaktadır.

‘Terörü lanetliyoruz, teröre son, teröre hayır’ vb. söylemlerin; normalleşmesi, sıradanlaşması, insanlık açısından yazılmış en kötü senaryodur.
Çünkü bu senaryoda daima baş rol oyuncuları devletler, yardımcı rollerde ise insan ve insanlık olmaktadır.
Yine bu senaryoda rejisörler (devlet); filmlerinde algı söylemleri metinlerini fevkalade örtülü şekildeki sloganlarıyla dile getirerek, yardımcı roldekilere sunmaktadır.
Tarihte bunun bir çok örneği vardır.
Basit olarak, asırlardır izlettirilen bu filmler, sonuçta; “masum insanların akan kanlarını, ardındakilerin gözyaşlarını” asla durduramayacaktır.

O zaman yardımcı roldekiler ne yapmalıdır?
Bence terörün bir insanlık suçu olduğunu peşinen kabul etmelidir.
Daha sonra da kimler, hangi sebeple ve nerede terör eylemi yapmışsa, buna karşı kendilerine tanınmış anayasal ve yasal haklarını kullanıp, barışçı demeçler, yürüyüşlerle teröre karşı olduklarını haykırıp, sosyal medyada paylaşıp, topluca tavır koymalıdır.
Böylece birleşip seslerini daha güçlü şekilde duyurabileceklerdir.

Paris eylemlerinden hemen sonra, sosyal medyada bir çok insanımızın tepkisi başladı.
Kimileri :
– Ülkemizde 15 Ağustos 1984 tarihinde başlatılan terör eylemleri (Siirt’in Şemdinli, Eruh ilçelerine yapılan PKK saldırısı) sebebiyle, “ülkemizin katlanmak zorunda kaldığı sıkıntıları” dile getiriyor,
– Fransa ve diğer AB ülkeleri ile ABD’ne adeta, “oh olsun, görün bakın biz yıllardır neler çekiyoruz, şimdi terörün ne olduğunu anlarsınız artık,” diyor,
– Bazıları ise direkt olarak, “Dünyadaki terör eylemlerinin suçlusu olarak bazı ülkeleri” suçluyordu…

İnsanlarımızın bu tepkilerini anlayışla karşılıyorum. 40 bin insanımız terör örgütlerince öldürüldü. Onların ailelerinin gözyaşları yıllardır dinmiyor. Dinmesi de mümkün değil.

Bu arada batı ülkelerinde, İslam aleyhindeki bazı söylemler, yazılanlar-çizilenler, yapılanlara karşı, bazı aşırı fanatik terör örgütleri (El-Kaide, Hizbullah,Işid vs.) terör eylemleri yaparak mukabele ediyor. Bu eylemler sebebiyle de, o ülkelerin vatandaşları da tüm İslam Alemi’ni terörist olarak niteliyor.
Özetle, terör eylemleri yüzünden hemen her ülke, terörü gerçekleştirenlerin dini kimlikleri sebebiyle, diğer dinleri ve ülkeleri suçluyor.

Yapılması gerekenler :
– “Başroldekilerin iktidarları, rejimleri, dinleri-mezhepleri vs. değerleri ile menfaatlerinin devamı, korunması vb. sebeplerle kendi ve diğer ülke insanlarını etkilemeye yönelik algı operasyonları ile manipülasyonları kullanmaması,”
– “Yardımcı roldekilerin ise, barışçı her türlü yasal eylemde; tahrik edici, aşağılayıcı, dini, etnik vb. değerlere saldıran, kötüleyen, hakaret eden söylemler-sloganları kullanmaması,” olmalıdır.

Her ne kadar eylemin gerçekleştiği ülke yönetimlerine mesaj vermek de olsa, terörün esas hedefi o ülkedeki masum insanlar oluyor. Ülkelere mesajlarını, o masumları katlederek iletiyorlar.

Artık Dünya insanlarının, insanlık adına, teröre karşı birleşmeleri gerekmektedir.

VE insanlığın terörle sınavı zamanı gelmiştir.

Bugün olmazsa, bu sınav ne zaman olacaktır?

Terör hakkındaki bilgi kaynakları :
Terör ve terörizm nedir?
Terör Nedir, Ne Değildir?
Terörizm: Kavramsal bir çerçeve
İnsanlar neden terörist olmaz?

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Doğayla İnsan İlişkisi

doğa_insanDoğa; “kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar. İnsani faktörler etkin değildir. Madde ve enerji unsurlarından oluştuğu kabul edilir. İnsan

etkinliğinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç; canlı ve cansız maddelerden oluşan varlığın tümünü ifade eder.”
Çevre ise; “insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam ve içinde yaşadığımız doğal ortamdır.”
Ayrıca canlıların en geniş yaşam alanına da “doğa” denir.

Doğayla insanın ilişkisini anlamak için, doğanın değil, insanın doğadaki yerini tam olarak algılamak gerekir.
Özetle; doğa değil, bir canlı olarak insan doğanın parçasıdır.
Bunu da en iyi anlatan insanın doğada nasıl göründüğüdür…
Şimdi sizleri doğada insanın yerini gösteren görselleri izlemeye davet ediyorum…

Doğa ve İnsan…

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14
Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

İnsan Beyninin Özellikleri

beynin özellikleriBeyin (latince cerebrum) insan vücudundaki en karmaşık organdır. Normal bir insanda serebral korteksin (en geniş kısmı) 15-33 milyar nörondan ibaret olduğu tahmin edilmektedir. Her biri birkaç bin nöronla, adına sinaps

denen bağlantılar yardımıyla bağlıdır. Bu nöronlar birbirleriyle akson denen uzun protoplazmik lifler yardımıyla iletişim kurur.
Aksonlar bilgiyi beynin diğer kısımlarına yahut vücudun spesifik alıcı hücrelerine taşır.
Fizyolojik olarak, beynin fonksiyonu vücudun diğer organlarının merkezi kontrolünü sağlamaktır.
Hormon denen kimyasalların salgılanmasının işletimi ve kas aktivitesinin oluşumu vücudun diğer organları üzerindeki işlevlerindendir.
Bu merkezi kontrol çevredeki ufak değişimlere bile gayet süratli ve koordine bir tepki vermeyi sağlar.
Bazı temel tepkilerden olan refleksler, omuriliğin ve çevresel gangliyonların aracılığıyla gerçekleşebilir, fakat kompleks duyusal impulslara bağlı bilinçli yapılan komplike davranışlar ise beynin bilgileri bütünleme kabiliyetine ihtiyaç duyar. (Kaynak: Vikipedi)

“Yaşlanmanın Nörobiyolojisi” başlığıyla ABD’de yayımlanan araştırmaya göre; sağlıklı bir birey, 37 yaşına kadar hafızasını büyük ölçüde muhafaza ederken, uzmanlık alanı bilgileri, kelime hazinesi ya da genel kültür gibi alanlarda hafıza ortalama 60-75 yaşlarına kadar sağlıklı olarak korunabiliyor.

Şimdi sizlere beyin yaşınızı sınayabileceğiniz bazı test ve oyunlar sunacağım…

Fare tuzağı oyunu : Bu oyun, basit olarak göz/beyin koordinasyonunuz ile dikkatinizi kullanmanız gereken bir oyundur. Aşağıdaki resimde görülen yeşil noktaları tıklayarak, farenin alan dışına kaçmasını engelleyip, onu hapsedeceksiniz.
Oyuna giriş için bir alttaki mavi resme  tıklayıp bir süre bekleyin ve değişecek sayfadaki Start‘ a  tekrar tıklayarak oyuna başlayın.

fare tuzağı oyunufare tuzak oyunuYararlanabileceğiniz diğer oyun ve testlerin listeleri :

İngilizce oyunlar Listesi :


Yazanın Notu :

Beynimizi sağlıklı ve formda tutabilmek için yapılabilecekler

En önemli beyin egzersizi olan bilmece-bulmaca çözün.
İnternette, beynin; dikkatini, hafıza durumunu, göz/beyin koordinasyonunu vb. ölçen testler ve oyunlar oynayın.
VE beyin diyeti yapın.
Peki, beyin diyeti nedir?
Beyin diyetini şöyle açıklayabiliriz :
– “Beynimiz ‘garbage in garbage out (çöp içeri, çöp dişarı)’ ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden de çöp çıkacaktır.
– Beyninizi neyle beslediğinize, midenizi neyle beslediğiniz kadar hatta daha da fazla dikkat etmelisiniz.
– Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
– Çözümleri yerine, sorunların kendisine takılır kalırsanız, beyniniz yoğun sorunlarla meşgul edileceğinden, o da kendini korumak amacıyla bedeninizi bir süre sonra stress ortamına sokacaktır.
– Günde aklımızdan 60 ile 80 bin arası düşünce geçer. Yani beynimiz kendisinin nasıl çalıştığına bağlı bilgi ve inançlarına göre çalışır.
– Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda, beynimiz  yanlış çalışır”.
Buraya kadar anlatılanların en kısa özeti; “beynimize önem vermeli, onun ihtiyaçlarını karşılamalı, ihtiyacı olan egzersizleri muntazaman yapmalı, onu gereksiz bilgilerle (çöpler) doldurmamalı ve sağlıklı çalışmasını”
Sağlayabilmeliyiz…
Sağlıcakla ve sevgiyle kalınız dostlar… 🙂

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Kaliteli İnsan Olmanın Sırları

insan olmak kolayİnsanlar, özlerinde iyilik varken neden kötülük yaparlar? Neden özlerine ihanet ederler? Kaliteli insan olabilmek çok mu zordur? Öncelikle, insan olabilmenin ilk adımları ve eğitimi çocuklukta başlar. İyi insanlardan oluşan

aile, çevre (mahalle, arkadaş vb.) ile ortam (yaşanılan ülke, eğitim olanaklarının kalite ile seviyesi vs.) yetişmekte olan çocukların iyi insanlar olabilmelerini sağlayan temel unsurlardır. Bu unsurlar; ne kadar doğru, olması gereken ölçülerde sağlanır ve uygulanırsa, o çocuklara o kadar yarar sağlayacaktır. Tersi (özetle kötü örnekler) olduğunda, çocukların iyi insanlar olabilmeleri zorlaşacaktır.

Özellikle aileler çocuklarına; “çok çalış, sınavlarda başarılı ol, şu mesleği seç, başarılı olabilmek için daha az oyna vb.” sözleriyle, onları doğru yetiştirdiklerini zannederler. Yanlıştır. Bitmez tükenmez bu hatalı söylemler, o çocukların kendi istek ve arzularını, ihtiyaçlarını (arkadaşlarıyla birlikte olmak, oynamak vs.) asla karşılayamaz. Bu ihtiyaçlarını bastırmak zorunda kalan çocukların psikolojileri de kolayca bozulabilmektedir.

Aileler çocuklarına : “Evladım; ne olursan ol, önce insan olabilmelisin. Doğru, adil ve vicdan sahibi olmak her şeyden önemlidir. Diğer insanlarla birlikte yaşayacağını asla unutmamalısın. Onlarla hayatı paylaşmak zorundasın. Evde, sokakta, okulda, iş yerinde, yani her yerde insanlarla birlikte olacaksın. İyi insan olanları diğer insanlar da sever. Olmayanları ise kabullenmez. Özetle; önce iyi insan, sonra da ne istersen (tahsil, meslek, iş vs.) onu yapmalısın” demelidir.
Aynı söylemler eğitimciler tarafından öğretim sürecinde sürekli işlenmelidir. Belli bir süreden sonra, bu eğitimi almış olan çocuklar kendi yollarını kolayca bulacak, büyük olasılıkla da toplumlarına iyi insanlar olarak katılacaklardır.

Giordano Bruno’nun günümüze kadar gelen “İKİ ŞEY” (iyi, kötü, kaliteli ve kalitesiz insanlar) hakkındaki sözleri, değerlerinden hiçbir şey kaybetmemiştir!
Hatırlayalım…

Kaliteli İnsan Olmanın Sırları

“İKİ ŞEY…”

İki şey ‘Kalitesiz İnsan’ın özelliğidir: 1- Şikayetçilik 2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer: 1- Bakış açısını değiştirmek 2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey yanlış yapmanı engeller: 1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür: 1- Demagoji (Laf kalabalığı) 2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı ‘Nitelikli İnsan’ yapar: 1- İradeye hakim Olmak 2- Uyumlu Olmak

İki şey ‘Ekstra Değer’ katar: 1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak 2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.

İki şey geri bırakır: 1- Kararsızlık 2- Cesaretsizlik

İki şey kaşif yapar: 1- Nitelikli çevre 2- Biraz delilik

İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar: 1- Baskın yeteneği bulmak 2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır: 1- Ustalardan ustalığı öğrenmek 2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır: 1- Niyetin saf olması 2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır: 1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak 2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller: 1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat) 2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir: 1- Tebessüm (gülümseme) 2- Sükut (susmak)

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır: 1- Anne 2- Baba

İki şey geri alınmaz: 1- Geçen zaman 2- Söylenen söz

İki şey ulaşmaya değerdir: 1- Sevgi 2- Bilgi

İki şey “hayatta önemli olan her şey” içindir: 1- Nefes alabilmek 2- Nefes verebilmek

Kimdir?
Meşhur “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.” sözlerinin sahibi 16. asır Latin düşünürü Giordano Bruno, Aralık 1548 İtalya doğumlu bilim adamı, rahip, ve filozoftur.
Kilisenin dogmatik görüşlerine karşı bilimi savunduğu için (Kopernik’in “evren sonsuzdur” anlayışı) rahiplik mesleğinden ayrılmak zorunda kalmıştır. Rahiplik mesleğinden ayrılması sonrasında İtalya’dan da ayrılmak zorunda kalınca Avrupa’yı dolaşıp bazı üniversitelerde kürsülerin başına geçmiş, eğitim vermiştir.
Ama hem İtalya’daki geçmişi, hem de üniversitelerin bile onun görüşlerine hazır olmayışı sebebiyle belli bir yerde kalamamış, sonuçta tüm Avrupa’yı dolaşmak zorunda bırakılmıştır.
1592 de döndüğü İtalya’da bir soylunun suçlaması üzerine (İsa ya hakaret ettiğine ilişkin bir suçlama bu) engizisyon mahkemesince yargılanıp hapse atılmıştır.
Tam sekiz yıl boyunca engizisyon mahkemesi’nin türlü işkencelerine maruz kalmış, yine de görüşlerini ve kitaplarını reddederek engizisyonca bağışlanmayı kabul etmemiştir.
17 Şubat 1600 de Campo Dei Fiori de (çiçekler meydanı) önce dili kesilmiş, ardından da yakılarak öldürülmüştür.

Teşekkür : “İki Şey” metnini ileten Sayın Taner Vidinligil.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

21 nci Yüzyıla Hoş Geldiniz

hoşgeldiniz yirmibirinci yüzyılaÇocukluk arkadaşımdan, 21 nci yüzyılı kısaca özetleyen İngilizce bir mail geldi. Maildeki metinde; insanlar, tutum ve davranışları, hayata bakışları, kullandıkları teknoloji vb. hususlar kısaca, fakat çok güzel şekilde

özetlenmişti.

Bilgi ve teknoloji çağının nimetlerinden en geniş şekilde yararlanan insanın, yine bu nimetler sebebiyle yaşadığı olumsuzluklar da vurgulanmakta.

Bu kısa anlatımlarda; insanların teknoloji ile onu kullanımı suretiyle, geçmişte varolan ve insan ilişkilerinin yüz yüze gerçekleşmesini sağlayan bir çok yararlı gelenek, görenek ve yaşam ritüellerinden nasıl uzaklaştığı da hatırlatılmakta…

Artık sanal bir hayatın içindeyiz.
İlişkiler, kutlamalar, hatta bayram ziyaretleri fevkalade azalmış, hemen her şey  internet üzerinden gerçekleşmeye başlamış halde.
Anılan İngilizce metni  ( tarafımca Türçe’ye çevrilmiştir) aşağıda sunuyorum…

İşte 21 nci Yüzyıl…

Welcome To The 21St Century! – 21 nci Yüzyıla Hoş Geldiniz!

*Our Phones ~ Wireless = Telefonlarımız kablosuz,
*Cooking ~ Fireless = Pişirme  ateşsiz,
*Cars ~ Keyless = Arabalar anahtarsız,
*Food ~ Fatless = Gıda yağsız,
*Tires ~ Tubeless = Lastikler şamriyelsiz (iç lastiksiz),
*Dresses ~ Sleeveless = Elbiseler kolsuz,
*Youth ~ Jobless = Gençlik işsiz,
*Leaders ~ Shameless = Liderler utanmaz,
*Relationships ~ Meaningless = İlişkiler anlamsız,
*Attitude ~ Careless = Tutum (tavır) kayıtsız,
*Wives ~ Fearless = Kadın eşler korkusuz,
*Babies ~ Fatherless = Bebekler babasız,
*Feelings ~ Heartless = Duygular kalpsiz,
*Education ~ Valueless = Eğitim değersiz,
*Children ~ Mannerless = Çocuklar görgüsüz (terbiyesiz)…

Everything is becoming LESS but still our hopes are Endless = Her şey daha az hale geliyor ama umutlarımız hala sonsuz.
In fact I am Speechless = Aslında ben de suskunum (sözün bittiği yerdeyim).

Teşekkür : İngilizce metni ileten arkadaşım Sayın Ertan Balamir.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Kazlık: İnsanın Son Evresi

kazlıkİnsan yaşamının bir çok evresi vardır. Her evrenin de kendine has özellikleri. Bu konuda asırlardır araştırmalar yapılır. Bir çok bilim insanı, kendi alanlarında bu evreleri araştırmış, bulgularını dile getirmiştir. En iyisi bilim

disiplinlerinin, insan yaşamı evreleri (dönemleri) hakkında dediklerine bakmaktır. Biz de öyle yapacağız.

Tıp bilimindeki araştırmalar ve tedaviler insanı bir bütün olarak görüyor, insanın bedenini ve psikolojisini birbirinden ayırmıyor artık. Biyolojik ve takvim yaşı farklı olabiliyor, çeşitli metotlarla insanların biyolojik yaşı belirlenebiliyor. Orta Çağ’da da insan yaşamını çeşitli dönemlere bölme gereksinimi duyulmuş, açarak ne zaman, ne yapılması gerektiğini anlamak için bakılan bir yaşam rehberi gibi.

Başlarda sadece filozofik olan yaşam dönemleri anlayışı 13. Yüzyıl’da ampirik araştırmalarla zenginleşmeye başlamış. 18. Yüzyıl’da insanların doğal olarak gelişmesinin endüstrileşmeden etkilendiği tartışılmaya başlamış ve bu şekilde yaşam basamakları modelleri denilen model ortaya çıkmış. Bu modellere göre bir yaşam basamağı veya dönemi bir diğerini izliyor, bir sonraki basamağa gelebilmek için bir önceki yaş basamağının ödevlerinin ve deneyimlerinin tamamlanmış olması gerekiyor.

Yaşlanma ve yaşlanma ile bedenimizin görüntüsünün değişmesi, bedenin eskimesi, organların bazı işlevlerinin bozulmasının sonucu olarak bir organın cerrahi olarak çıkarılması ve fiziksel görüntüsünün bozulması, herkeste değişik psikolojik tepkilere neden oluşturur. Bu tepkilerin derecesi kişiden kişiye ve ortaya çıkan bozulmanın derecesine göre farklılık gösterir. İlk insandan bugüne, insan canlısı daha iyiye, daha güzele, sığlıktan zenginliğe doğru bir ilerleme içindedir. Freud bu ihtiyacımızı içgüdülerimizin belirlediğini söylerken, bunun öz benimizden gelen bir istek olduğunu belirtmiştir.

İşe bir de esprili tarafından bakacak olursak…

YAŞINA GÖRE KADIN

*15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir. Yarı keşfedilmiş, yarı bakir.

*25-35 arasında AMERİKA gibidir. Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.

*35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir. Çok ateşli, bilge ve güzel.

*45-55 arasında FRANSA gibidir. Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.

*55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir. Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.

*60-70 arasında kadın RUSYA gibidir. Geniş, sakin ama kimsenin gitmediği.

*70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir. Şanlı bir geçmiş ama gelecek?

YAŞINA GÖRE ERKEK

*20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.

*20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.

*30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.

*40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.

*50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.

İnsanların hayatlarında 4 ana bölüm…

Amerikalı erkek bir bilim adamının yaptığı araştırma, Kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş…

1. Her şeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları, söylenen her güzel lafa kolay kandıkları 17 – 25 yaş arasındaki KAZ Dönemi.

2. Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep kapris üstüne kapris yaptıkları 25 – 35 yaş arasındaki NAZ Dönemi.

3. Hayatı (erkekleri) tanıyıp gözlerinin açıldığı 35 – 45 yaş arasındaki KURNAZ Dönemi.

4. Mihrabın yıkıldığı, herşeyin bittiği 45 yaş sonrası ENKAZ Dönemi

Erkeklerin hayatı da 4 ana döneme ayrılır…

1. 17-30 yaş arası: KAZ Dönemi.

2. 30-40 yaş arası: KAZ Dönemi.

3. 40-60 yaş arası: KAZ Dönemi

4. 60 ve sonrası : ‘ENKAZ ya da EN KAZ‘ Dönemi…  🙂

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

İnsanın Ne Olduğu ve Nasıl Yaşadığı

insanİnsan (taksonomik adıyla Homo Sapiens Latince “akıllı insan” veya “bilen insan”), Homo cinsi içerisindeki yaşayan tek tür. Anatomik olarak 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına 50.000 yıl önce

kavuşmuştur.
Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyine, soyut düşünme yeteneğine, konuşma (dil kullanma) kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleri Dünya’daki diğer türlerden farklı olarak kullanış amacı geniş araç-gereç yapımına imkan sağlamıştır.
Kendisinin farkında olması, rasyonelliği ve zekası gibi üst düzey seviyede düşünmesini sağlayan özellikler, insanı “insan” yapan özellikler olarak sayılmaktadır… Kaynak : Vikipedi

İşte uzmanlardan ortalama bir hayat 

İnsan ömrünü ortalama 75 yıl olarak baz alan İngiliz bilim adamları bir ömrün bilançosunu çıkardı. Buna göre insan;  115 günü çekici bulduklarını gözetlemekle geçiriyor. Ve yalnızca 115 gün gülüyor. İngiliz uzmanlar ortalama bir insanın yaşamını nasıl geçirdiğini de araştırdı. İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre, ortalama 75 yıl (27 bin 375 gün) yaşayan bir insan, hayatının bir yılını işten ya da okuldan kaytararak geçiyor. Öte yandan gülümsemeye yalnızca 115 gün ayırıyor.

Diğer tespitler ise şöyle 

* Sıradan bir insan hayatının üçte birinden fazlasını yani 26 yılını uykuda geçiriyor. Diğer yandan 7 yılını da uykuya dalmaya çalışarak harcıyor.

* Kadınlar hayatları boyunca 3 yıl bulaşık yıkıyor

* Temizlik süpürme cam silme toz alma ve evi toparlama gibi faaliyetler genellikle kadınların ömründen 5.5 yıl çalıyor.

* Tam 5 ay birşeylerden şikayet ederek ziyan oluyor.

* Öte yandan yalnızca 115 gün gülerek ve kahkaha atarak geçiyor.

* Ömrün yaklaşık bir yılı bekleme halinde harcanıyor. Bu sürenin 6 ayı çeşitli kuyruklarda 27 günü otobüs duraklarında ve 20 haftası da telefonda santral operatörlerinin bağlamasını beklerken harcanıyor.

* Kadınlar hayatının 136 gününü dışarıya çıkmak için kıyafet seçip giyinmek makyaj yapmak ve genel olarak kendilerine bakım yaparak geçiriyor.

* Buna karşılık erkekler yaşamları boyunca 46 gün gece dışarıya çıkmak için hazırlanıyor.

* Erkekler ise yaşamları süresince 3 bin saat traş oluyor.

* Tüm cilt kanseri uyarılarına rağmen ortalama bir insan hayatının 2 bin 170 saatini güneşlenmeye ayırıyor.

* Sigara tiryakileri gün boyunca aldıkları sigara molalarına hayatlarından 160 gün ayırıyor.

* Ömrün ortalama olarak 1 yılı çeşitli mazeretlerle iş ya da okuldan kaytararak geçiyor.

* Erkekler yaşamlarının 1 yılını çekici buldukları kadınları gözetlemekle geçiriyor. Bu da günde 43 dakika süresince yaklaşık 10 kadını “kesmek” anlamına geliyor.

* Diğer yandan kadınlar toplamda 6 aylarını beğendikleri erkeklere bakarak harcıyor.

* Hayatın yalnızca 1 ayı sevdiğiniz insana sarılmak güneşin batışını izlemek ve sevgilinizle başbaşa yemek yemek gibi romantik aktivitelerle geçiyor.

* Ortalama bir genç hayatının 5 yılını internete ayırıyor.

* Ömrün 19 yılı iş yerinde çalışarak 6 yıl da yiyerek ve birşeyler içerek geçiyor.

* 6 yıl ise yollarda seyahat ederek harcanıyor.

* Öte yandan ömrün yaklaşık 11 yılı televizyonun karşısında pinekleyerek harcanıyor. Kaynak: Aşk Turka

Bir insan ömrü nasıl geçer? Bazı şeyler için çok geç olabilir. İnsan ömrü, insanların hayatı nasıl geçer, insan ömrünün ne kadarı tuvalette geçer vs… İyimser bir hesapla diyelim ki seksen yıl yaşadınız. Hergün çalışmak, yemek yemek ve uyumakla geçen saatler ayrı yarı hesaplanırsa ortaya korkunç sonuçlar çıkıyor.

1. İnsanlar hakkındaki tespitler de şöyle 

Seksen yılınız ede ede 29,200 gün ediyor…

Günde yedi saat uyursanız, seksen yılda 204,400 saat yani 23 yıl 4 ay uyuumuş olursunuz, Fakat uyumadan olmuyor. İnsan ömrünün büyük bir bölümü uyuyarak geçiyor.

Geri kalan 56 yıl 8 ayınızın 1 yılı tuvalette, 7 yılı yolda,  2 yılı banyoda, 6 yılı yemek sofrasında, 23 yılı mesai başında, hiç sınıfta kalmazsanız 3 yılı okulda, 2 yılı evde ders çalışmakta, 6 yılı kuyrukta ya da orda burda beklentilerle ve alıverişe ayrılan vakitle geçiyor, elde kalıyor 6 yıl 8 ayınız…

Erkekler askerlik ve tıraş olmakla 3 yıl vakit harcarken, kadınlarda bu 3 yılı makyaj yaparak ve kuaförde geçirip durumu dengeliyor. Kadın veya erkek olsun ömür boyu tırnak kesmek 1 ayımızı alıyor.

Her insanın zorunda olduğu para sayma işi de ister istemez 4 ayımızı alıyor.

Gelelim size kalan 3 yıl 3 ayınıza… Evliyseniz bunun 1 yılı karı-koca kavgasıyla geçer. Bu ise, 40 yıllık evlilik ve günde ortalama yarım saatlik ağız dalaşı gibi iyimser bir hesapla oluyor tabi! Kimi evlilikler vardır ki onların kavgaları bu 3 yıl 3 aya bile sığmaz. Biz bu arada mülayim bir çift örnek alıyoruz. Bekarsanız karı koca kavgasına ayıracağınız zaman, telefon başında geçiriyor.

Kalakalıyor sadece 10 ayınız…

Günde 15 dk. televizyon izlerseniz/ -ki izliyorsunuz- gitti işte 10 ayınız .  Hayat tamam oldu. Saatlerce tv izleyenler o vakti ya seksten, ya da ders çalışmaktan çalıyor. Çünkü başka türlü olmaz, hesap ortada…

Ayrıca bu hesaba yolculuk yapmanız, hastalanıp yatmanız, erkeklerin sünnet, kadınların lohusalık dönemleri, kimi cenazelere katılmanız, karakolluk olmanız, mahkemeleriniz, banka ziyaretleriniz, dişçi, doktor tantanaları gibi kayıp zamanlar katılmadı.

Hesaba katılmayan en önemli şey, kitap okumak, tiyatro, sinema, bale, opera
izlemek, bir yerlere tatile gitmek, yan gelip yatmak…

Bütün bunlara ayıracak zamanınızın olmadığı somut ve aritmatik olarak çözümleniyor.

Üstelik herkes seksen yıl yaşamıyor, Kötümser bir hesapla tuvalete gitmeye bile vaktiniz kalmadı…

Yaşamı boyunca ne kadar yol yürüyor, ne kadar kelime konuşuyor, ne kadar uyuyor, kaç yıl çalışıyor?

2. Bakın, insanın ortalama hayatı ise nasıl geçiyor…

130 bin km yol yürüyor.
90 milyon kelime konuşuyor.
18 yıl ayakta duruyor.
2 yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılıyor.
25 bin beygir gücü enerji harcıyor.
300 ton ağırlık kaldırıyor.
105 gün suda kalıyor.
26 yıl uyuyor.
Ortalama 2 yıl telefonla konuşurak geçiyor.

İnsanın maddi değerine gelince 

Bir insanda 7 kalıp sabun yapacak kadar yağ bulunuyor.
Orta boy çivi yapacak kadar demire sahip.
Bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker bulunuyor.
Küçük bir tavuk kümesini badanalayacak kadar kireç var.
2000 kibrit yapacak kadar fosfor bulunuyor.
Ufak bir topun atımına yetecek barut için potasyum var.

İnsan ortalama 70 yıl yaşar
Bunun yarısını gece yaşar ve bu süreçte genelde uyur.
Geriye 35 yıl kalır.
Bu 35 yılın 5 yılı çocukluktayken geçer ve anlaşılmaz.
5 yılı da yailanınca gider ve yaşantının bu kısmından da fazla birşey anlaşılmaz.
Geriye 25 yıl kalır.
Bu 25 yılın 15 senesi çalışarak geçiyor.
Geriye 10 yıl kalır.
Bir de tuvalet banyo gibi ihtayaçlar var bunlara da 5 yıl gider
Geriye sadece 5 yıl kalır.
Su gibi akıp giden zamanda kalan 5 yıl içerisinde de insanlar ne yaşar, ne yaşamaz.

İşte insan ömrü böyle geçiyormuş… 🙂

Neanderthaller ile Homo Sapiens’lerin benzerliklerini buradan okuyunuz.

Teşekkür : 1 ve 2 nolu metinleri e-postayla ileterek araştırma yapmam, böylece yazıyı yazmama vesile olan kadim dostum Sayın Abbas Kocabaş.

Yazanın Notu :

Homo Sapiens Nedir? Bilgin insan (bilen insan). İnsanın bir us varlığı olduğu düşüncesi, antikçağın en önemli düşünürlerinden biri olan Anaksagoras tarafından ileri sürülmüştür. Anaksagoras, insan üstüne çok derinlemesine düşünmüş, parlak ve çağını çok aşan sezilerde bulunmuş bir düşünürdür. İnsanın elleri olduğu için mi akıllı olduğu, yoksa akıllı olduğu için mi elleri olduğu üstüne ilkin düşünen de odur. Her iki düşünceye Aristoteles de katılmıştır. Aristoteles’in Anaksagoras’dan aldığı akıllı insan kavramını skolastikler anima rationalis eyimiyle Latinceye çevirmişlerdir. Doğabilimci Karl von Linne, Systema Naturae (1778) adlı yapıtında bu deyimi ekinli (kültürlü) oluşuyla hayvandan ayırmak istediği insan türünü nitelemek için kullanmıştır. La. Sapiens sözcüğü uslu (akıllı) anlamını dile getirir.

Özetle homo sapiens, insanın anatomik geçmiş zincirinde ki sondan bir önce ki halkadır… Son halka ise Homo sapiens sapienstir…

Homo sapiens sapiens, Homo sapiens (insan) türünün üçlü isimlendirilmiş alt türlerinden birisi, modern insandır. Homo sapiensin soyu tükenmemiş tek alt türüdür. 1997’de keşfedilen yakın akrabası Homo sapiens idaltu, yaklaşık 160.000 yıl önce Afrika’da yaşamıştır.

Homo sapiens sapiens, “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demektir. Bu düşünceyi ortaya ilk Rene Descartes atmıştır. Günümüz modern insanı bu alt türe mensuptur, ancak çoğunlukla sadece Homo sapiens olarak anılır.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


En Fazla İnsan Öldüren Diktatörler

İnsanlık tarihinde diktatör olarak adlandırılan bir çok insan vardır. Öncelikle “diktatör” kelimesinin anlamına bir bakalım. Diktatör: “İsim,  Fransızca dictateur, isim, İngilizce dictator.” Açıklaması; “1. Bütün siyasi yetkileri

kendinde toplamış bulunan kimse.  2. Sıfat, Zorba.”
Bu arada Vikipedi’de diktatörlük hakkındaki bilgiler de şöyledir: “Diktatörlük (Latince: dictatura), otokratik bir hükümet biçiminde, yönetimin diktatör olan tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür.

Genellikle üç olası anlamda kullanılır :

1- Roma Cumhuriyetinde siyasi bir makam olan Roma diktatörü. Örneğin MÖ 2. yüzyılda yaşayan Romalı General Lucius Cornelius Sulla buna bir örnek olarak gösterilebilir.

2- Hükûmet yönetimindeki tek bir kişi veya küçük bir grup tarafından denetlenebilen insanlar. Bu durum zor kullanılarak veya miras yoluyla edinilmiş olabilir. Bu tür diktatörler halklarını özgürlüğe kavuşturmaya çalışmış veya kavuşturmuş olabilir.

3- Günümüzdeki kullanımında ise; Diktatörlük, hukuki olarak anayasalarda veya devlet içerisindeki diğer politik ya da sosyal faktörler tarafından sınırsız bir liderlik imkanları kazanan, otokraside mutlak üstünlüğü bulunan yöneticilerdir.

20. yüzyıl ve erken 21. yüzyılda Aile diktatörlüğü göreceli bir şekilde kalmıştır. Bazılarına göre ise; Totalitarizm türündeki bir yönetim biçiminde Hükûmet’e veya yöneticilere diktatörlük kaynağının nereden geldiği, o diktatörlüğün tanımlanmasına kaynak oluşturmaktadır.

Tüm anlamlarında diktatörler, toplumdaki insanların rızaları olmadan;

  • birden fazla yaşam tarzı ve görüşü sağlamayarak çoğulcu bir yapıda bulunuyor olabilir,
  • insanların hayatını her yönüyle kontrol ediyor olabilir,
  • tamamen tek bir insandan gelen güç doğrultusunda kontrast bir yönetim sağlıyor olabilir,
  • hedeflerine ulaşmak için her türlü meşru ya da gayri meşru yöntemleri kullanıyor ya da savunuyor olabilirler…”

Açıklamanın devamındaki “bazı diktatörlük çeşitleri” için bakınız: Vikipedi

En fazla insan öldüren diktatörler listesi :

– Resmin büyük boyutu için buraya tıklayın
– Görsel için teşekkür-Courtesy for the image: Gizmodo

En fazla insan öldüren diktatörler (İng.) için buraya tıklayın

Not : Farklı kaynaklarda yer alan görüş ve iddialarda; “en fazla insan öldüren diktatörler” listesinde, daha bir çok ismin (diktatör) yer alması gerektiği ileri sürülmektedir.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

İnsan Gelişimi Eğilimleri

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından; “Dünya ülkeleri gelir dağılımı, bölgesel gelir dağılımı, yoksulluğun dağılımı, sağlık ve gelirde bölgesel farklılıklar, ülkelerin gelir ve sağlığı, aynı gelir-farklı sağlık, kalkınma

yönleri, ülkeler içinde ve arasında farklılıklar ve çocuk ölümleri” konularında araştırmalar gerçekleştirilmektedir. Bu araştırmalar sonucunda ise detaylı raporlar yayınlanarak ülkelere ve ihtiyacı olan kurumlara iletilmektedir.
UNDP ‘nin özetle amacı, yaptığı bu araştırmalar sonucunda farklı ülkelerde yaşayan insanların hayat kalitelerinin yükseltilmesini desteklemektir.

Bu doğrultuda, 2005 yılına ait bir rapor (İngilizce) yayınlanmıştır. Anılan rapor Gapminder tarafından özel bir uygulama haline getirilmiş ve video olarak YouTube’a eklenmiştir.

Videoda: Income (gelir) Regions (bölgeler) Poverty (yoksulluk) Health (sağlık) Countries (ülkeler) Differences (farklılıklar) Trends (eğilimler) Gaps (açıklar, boşluklar vs.) Deaths (ölümler) başlıkları altında 9 bölüm bulunmaktadır. Bunları toptan veya her bölümü ayrı ayrı seyretme olanağı bulunmaktadır.

İnsan gelişimi eğilimleri hakkındaki inter-aktif tanıtım videosu


Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Aynaların İnsanlar Üzerindeki Etkisi

aynalarBaşkalarının kendilerini “nasıl gördüğü” hakkında hemen her insan meraktadır. Bu konuda ne kadar fazla iç görünüz varsa, geceleri yatağınıza uzandığınızda bunu daha fazla merak edersiniz. Diğer insanların sizi

gördüğü gibi kendinizi görmek, pekala mümkündür. Bununla birlikte, kendinizi görmeyi başarabilmek, cesaret ve iç görünün geliştirilmesini gerektirir. Yaparım derseniz, aynaya bir göz atın. Onun gücünü mutlaka hissedersiniz. Zira aynalar yalan söylemez. Orada gördüğünüz gerçek kendinizdir. Yani, kendinizle yüzleşirsiniz. Kendinize daha dürüst davranırsınız. Özetle, cesaretiniz ve içgörüleriniz devreye sokarak, kendinizi eleştirirsiniz.

Ayna konusunda yapılmış bir araştırma…

İnsanlar Üzerindeki Etkisi

Newcastle Üniversitesi profesörlerinden Melissa Bateson, öğretim üyeleri arasındaki iletişimi artırmak için bir dinlenme odası yaptırıyor. Odaya kahve ve çay gibi içecekler koyuyor. Her içeceğin cüzi bir fiyatı var. Öğretim üyelerinden istenen kendi içeceklerini almaları ve parayı da oraya konulan kutuya bırakmaları.

Prof. Melissa fiyat listesinin yanına çiçek ve manzara fotoğrafları koyuyor. Belirli haftalarda da iki göz fotoğrafı koyuyor.

İki göz fotoğrafı koyduğu haftalarda, ilginç bir şey keşfediyor.

O haftalarda para kutusunda tam üç kat daha fazla para birikmiş.

İnsanların dürüst olma kaygıları olabilir, ama o anda yakalanmama riski yoksa, dürüst davranmayabilir.

Buradaki iki göz, izleniyor olma hissi yaratıyor ve bir bilinç kazandırıyor. Kişiler daha dürüst davranıyor.

Aynanın Gücü

Tabii izleyen göz insanın kendi gözüyse, sonuç daha da çarpıcı oluyor.

Bir araştırmada çocuklar birer birer odalara alınıyor ve onlara lokum kutuları veriliyor.

Araştırmacı dışarıya çıkıyor ve çıkarken çocuklara “Ben gelinceye kadar lokum yemeyin,” diyor.

Tabii ki bazı çocuklar lokum yiyor ve sorulunca “Yemedim!” diyor.

Buraya kadar sorun yok.

Araştırmacılar aynı deneyi bir kez daha yapıyor ama küçük bir değişiklikle. Odaya bir ayna koyuyor.

Yine çok ilginç bir şey ortaya çıkıyor. Ayna konulduğu zaman çocukların çok daha az yalan söylediği gözlemleniyor.

Çocukların bile aynada kendilerini görmeleri, dürüst davranmalarına sebebiyet veriyor.

Yetişkinler de Dürüst Davranır

Başka bir deneyde yetişkinler bir test yapıyor ve yanıtları cevap anahtarına işaretliyor. Daha sonra doğru cevaplar söyleniyor.

Denekler doğru cevapları öğrendikten sonra, onlara cevap anahtarlarını yırtıp atmaları söyleniyor. Yani ne kadar doğru yaptıklarını sadece kendileri biliyor.

Sonra o kişinin beyanına göre doğru yaptığı her soru için belirli bir para ödeniyor.

Yine bu odaya ayna konuyor.

Odaya ayna konulduğu zaman insanların doğru yanıtladığını iddia ettikleri sayı düşüyor.

Demek ki daha dürüst davranıyorlar.

İnsanlar aynaya baktığı zaman kendilerinin farkında oluyor, kendileri ile yüzleşiyor. Hiç kimse kendi yüzüne bakıp, “Evet ben şerefsizim” diyemez.
Ayna insanları kendi vicdanları ile tek başına bırakıyor.

Yazanın Notu:
Diğer insanların, sizin aynalarınız olduğunu asla unutmayın.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+