Etiket arşivi: Bilim

Din ve Bilim Farklı Düşünce Kalıplarındadır

din-ve-bilimİlk insandan beri din ve bilim iç içedir. Yüzyıllardır, insanlar çoğunlukla dini hislerini bilimsel bilgilerin önüne koymuşlardır. Din ile bilim arasındaki farklı düşünce kalıpları, yine yüzyıllardır yan yana, ancak daima çatışma

halindedirler.
İki farklı düşünce biçimi olan din ile bilimin en önemli farkı “yanlışlanabilirlik” noktasındadır. Bilimde, yanlışlanabilir olmayan bir kavramın bilgi değeri yoktur. Bir önermenin, görüşün ve sonucun yanlışlanabilir olması demek, eğer o şey yanlışsa, yanlışlığının ortaya çıkartılabilir olması demektir. Yanlışlanabilirlik bilimin olmazsa olmazıdır. Din de ise yanlışlanabilirlik yoktur. Kutsal kitaplardaki metinler, o dinin elçileri olan peygamberler ile din bilgini olarak adlandırılan ulemanın söylemleri, yanlışlanamaz, doğrulukları tartışılamaz, neyse odurlar ve öyle kabul edilmelidirler formatı ve kalıbındadırlar.
Özetle dinde; “bu doğru, veya bu yanlış olabilir mi” sorgulaması yapılamaz.

Konuyu biraz daha açarak incelemekte yarar bulunmaktadır. Bu doğrultuda aşağıda sunulacakları okuyunuz lütfen…

Din :

Genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar ve ibadetler bütünüdür
Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır.
Din tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür.
Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle “yol, hüküm, mükafat” gibi anlamlara sahiptir.

Bilim :

Bilim fiziki ve doğal evrenin yapısının ve davranışlarının birtakım yöntemler (deney, düşünce ve/veya gözlemler) aracılığıyla sistematik bir şekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik çalışmalar bütünüdür.
Bilim; neden, merak ve amaç besleyen bir olgu olarak günümüze kadar birçok alt dala bölünmüş, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasına, var olmayan olguları bulmasına ve yeni şeyler öğrenmesine ön ayak olmuştur.
Tüm bilim dalları evrenin bir bölümünü kendine konu olarak seçer, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışır.
Bilim; temelleri sanat tarafından atılmış, her aşamada sanat ve yaratıcılıkla beslenerek insanların hayat koşullarını iyileştirmek için yapılan çalışmaların bütünüdür. Einstein bilimi, her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabası, Bertrand Russell ise gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabası olarak tanımlar.

Yüzyıllardır insanoğlunun yeryüzündeki yaşama ortamına duyduğu merak, yaşam standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye başladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmuştur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri
safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar. Geçmişe bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çeşitli matematiksel çözümleme sistemlerinin geliştirildiği ilk zamanlardan bu yana hâlâ yeni formüller, sistemler, kuramlar geliştirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Bilimsel yasalar bilimin vazgeçilmez öğeleri olsa da, hâlen birçok bilimsel yasanın doğruluğu tartışılır düzeydedir.
Bilim deneye çok önem verir ve bilimsel yöntem deneye dayanır. Bu evre, işlenen konuyu daha inandırıcı kılmanın yanında belirli bir çerçeveye oturtur. Sadece kâğıt üzerinde birer kuramken yasalaşabilir ve temel taş niteliğine bürünebilir.
Bilimin sonsuz bir süreç içinde değişimi yadsınamaz bir durumdur. Zaman içinde alt dallara bölünen bilim sayısal ve sosyal alanlarda ayrı konulara bürünmüş; fakat nitelik açısından aynı amaca hizmet etmeyi sürdürmüştür.

Evrim :

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanma sürecidir.
Bazen dünyanın evrimi, evrenin evrimi gibi kavramlardan ayırmak amacıyla organik evrim ya da biyolojik evrim olarak da adlandırılır.
Evrim, modern biyolojinin temel taşıdır. Bu teoriye göre hayvanlar, bitkiler ve Dünya’daki diğer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaşamış türlere dayanır ve ayırdedilebilir farklılıklar, başarılı nesillerde meydana gelmiş genetik değişikliklerin bir sonucudur.

Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun rastgele mutasyonlar yoluyla zamanla değişmesi anlamına gelir.
Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin (varyasyonların) ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir.
Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.

Dünya’daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir.
Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır.

Tanımlamalar :

Din kavramı Encyclopedia.com’da şöyle tanımlanır:
“Din üyelerine bir bağlılık amacı, bireylerin eylemlerinin kişisel ve sosyal sonuçlarını yargılayabilecekleri bir davranış kuralları bütünü ve bireylerin gruplarını ve evreni bağlayabilecekleri (açıklayabilecekleri) bir düşünce çerçevesi veren bir düşünce, his ve eylem sistemidir”

Türk Dil Kurumu sözlüğünde:
“Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet” ve “Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen” şeklinde tanımlanır.

Farklı din tanımlamaların ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden doğan deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.

Genel olarak din, doğaüstü bir nitelik taşır, mukaddestir, değişmezdir (dogmatik) ve gönülden bağlanmayı yani teslimiyeti gerektirir.
Pek tabii ki din tanımı, özellikle dini bir bakış açısından, her farklı dini grup ve dinde çeşitlilik gösterir. Dinin taşıdığı nitelik ve öğeler de farklı dinlerde büyük bir değişiklik ve çeşitlilik göstermektedir.

Din kavram, anlayış ve türlerinin gelişimi tam olarak bilinemediği gibi tam olarak belirlenememektedir de. Bunun en büyük nedeni, açıkça ayrıştırılabilecek devrelere sahip olmamasıdır.
Yine de, özellikle 1800’ler sonrası yapılan arkeolojik kazılar ve dünyanın geri kalanından izole edilmiş kültürlerin antropolojik ve tarihi yapılarına dair elde edilen bilgi ve gözlemler sayesinde, bir kronoloji elde edilememiş olsa da bir tipoloji geliştirilebilmiştir.

Bugün eldeki bulgular ve var olan kültürel çeşitlilik sayesinde, gerek eski gerek yeni farklı din tipleri, formları ve anlayışları tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar akademisyenler arasında çeşitlilik gösterse de belli bir oranda benzeşmektedir.

Din ve Bilim :

Dini bilgi, çoğu dindar insana göre, dini önderler, kutsal metinler ve/veya şahsi ilham ile kazanılır.
Bazı dinlere göre bu tür bir bilgi sınırsız bir mahiyettedir ve her türlü soru ve soruna cevap niteliği taşır.
Bazı dinlere göre ise dini bilgi hayata özellikle dini ve pratik anlamda etki eder ve gözlem ile elde edilen bilgiyi tamamlayıcı niteliğe sahiptir.
Bazı dinler ve dindar grup ve bireylere göre ise bahsedilen yollardan elde edilen dini bilgi kesin, şüphesiz ve asla yanılmaz türdendir.
Dini bilginin tanımı, idrak ve tahlil ediliş biçimleri çoğu zaman dinden dine, mezhepten mezhebe ve bireyden bireye değişiklik gösterir.

Bilimsel bilgi ve metod ise, tam tersi biçimde, dünya ile birebir temasa dayanır ve sadece fiziksel evren ile ilgili kozmolojik soru ve sorunlara cevap verebilir, cevap arar. Tüm bilimsel bilgi şüphe ihtimali barındırır ve daha sağlam delillere dayanacak gelişim ve değişime açıktır.

Sosyal Bilimler :

Sosyal bilimler dünyanın ve yaşamın insanî ve toplumsal yönlerini inceleyen bir akademik disiplinler grubuna verilen addır.
Türkiye’de zaman zaman sözel bilimler olarak da anılırlar.
Sosyal bilimler sanat ve beşeri bilimlerden insanlığı incelerken, nitel ve nicel metotlar dahil olmak üzere daha ziyade bilimsel metotların kullanımını içermesidir.
Sosyal bilimler ayrıca din-bilim ekseninde; insanın yaşamı, insan ile toplumların din ve bilimle olan ilişkileri ve bunların yaşamlarına yansımalarıyla da ilgilenmektedir.
Disiplinlerarası dalların çoğalmasıyla ve sosyal bilimler ile sosyal bilimler dışındaki bilimler arasındaki sınırlar büyük oranda muğlaklaşmıştır; nöropsikoloji dalı buna örnek teşkil edebilir.

Yazanın Yorumu :

Bana göre, sürekli gündemde olan, din-bilim çatışması ile Allah var-yok tartışması sonuçsuzdur. Kazananı da olamaz.

Şöyle ki :

Din (inanç); kişi ile inancı arasındaki bire bir ilişki olup, onun özeli ve kutsalı olan sistemdir.
Bu sistemde inanç ve inanılan; vazgeçilemez, tartışılamaz ve değişemezdir.
Örneklemeleri veya kanıtlamalarının dayanağı; o inanışlara ait kutsal kitaplardaki metinler ile, yine o dinin kutsal elçileri (Peygamberler) tarafından dile getirilmiş sözlerdir.

Bilim ise, inançlardan bağımsız olarak; evren ile canlıların yapısını, gelişimi ve farklılıklarını vs. deneylerle araştıran, sonuçlarını ortaya koyan sistemdir.
Bu sistemde sonuçlar; asla vazgeçilemez, tartışılamaz ve değişmez değildirler.
Her yeni araştırma ve sonuç, bilinenin bilinenlerini değiştirebilmektedir.
Örneklemeleri ve kanıtlamalarının dayanağı da; gözlemleri, ölçüp biçtiği, kıyasladığı, tarttığı vs. elle tutulur, gözle görülür bilgileridir.

İnancın birinci kuralı inanmak, yani iman etmektir. Bilimin birinci kuralı ise şüphe duymaktır.

Bundan öte, “evrim teorisi” diye yekpare bir düşünce biçimi de yoktur.

İnsanın kökleri üzerine ortaya atılan birbirinden oldukça farklı görüşler vardır (örneğin Homo Sapiens’ler Neanderthal’lerle ve diğer türlerle çiftleşti mi çiftleşmedi mi). “Çiftleşti” diyen de evrim teorisini kabul eder, “çiftleşmedi” diyen de.

Bilimin sana göresi bana göresi yoktur. Bilgiye erişmenin yolları Rene Descartes’dan beri çoğunlukla aynı kalmıştır.

Birinci kural da herşeyden şüphe edeceksin ve her zaman bugüne kadar bildiğin şeylerin çürütülebilir olduğunu kabul edeceksin.

Öte yandan, tevhid ne ispatlanabilir ne de çürütülebilir. İnananla inanılanın arasındadır.

Zaten dinin de tasavvufun da temeli bu: İnsanın kendisini yarattığına inandığı ilahi güçle bütünleşmeye çalışması şahsi bir meseledir.

Bu iki farklı sistemin, kendi disiplin anlayışları içerisinde birbirleri hakkındaki argümanları, kim haklı, kim haksız vb. söylemleri de yanlıştır.

Herkesin; inancı, fikri, algısı, bilgisi ve doğruları vs. farklıdır.
Bir farklının, diğer farklıyı kendi farklısına inandırma, ikna, onu kendi tarafına çekme çabası da başka, ama yanlış bir farklılıktır.
Çünkü bu farklılıklar, kültürel zenginliklerimizdir.
Farklı inanış, düşüncelerin müzakeresi ise yararlıdır.
Diğer taraftan, sosyal medyada öğrenmenin en etkili yollarının başında yorumlar gelmektedir.
Ama doğru, kuralına uygun, saygıyla ve edep-adabıyla yapılabildiği sürece…

Bu cümleden olarak; din-bilim ekseninde sürekli tartışmalar, hangisi üstün, hangisi değil gibi argümanların kesintisiz dile getirilmesi de doğru değildir.

Zira, inançla bilim aynı düşünce kalıplarına tekabül etmiyor.

Yani din ve bilim, farklı düşünce kalıplarındadırlar…

Özetle; inanan da inanmayan da diğerine saygı gösterebilmelidir.

Kaynaklar :
Bilimde Mutlak Tek Şey Hiçbir Şeyin Mutlak Olmadığıdır
– Kendi arşiv bilgilerim ve diğer bir çok yayım…

Yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Bilimde Mutlak Tek Şey Hiçbir Şeyin Mutlak Olmadığıdır

İnanç ile evrim teorisi yanlıları asla uzlaşamazlar. İnanç bağlamında konuya yaklaşanlar, teoriyi kesin reddederken, teori yanlıları buna çeşitli persfektiflerden görüşlerle karşılık verirler.  Aslında konuya daha sakin, daha

mantıklı ve ortak aklın gerektirdiği şekilde bakılabilse, aralarında uzlaşamadıkları hususların sanıldığından az olduğu görülebilecektir.
Konu bilim ve bilim insanları açısından zor olmamasına rağmen, bazı tespitler ile görüşlerin kesin reddedilmesi sebebiyle, taraflar bir araya gelerek konuyu enine boyuna tartışamamaktalar. Şimdi sizlere, inanç ve evrim teorisi hakkındaki bir alıntı yazıyı sunacağım.

En inançlı ikinci ülke Türkiye

Kanada merkezli araştırma şirketi Ipsos ve Reuters haber ajansının ortak çalışması olan “İlahi varlık, evrim ve ölümden sonra hayat” isimli araştırmada çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Aralarında Türkiye ’nin de olduğu 23 ülkede yapılan araştırma 18 bin 829 kişi ile görüşülerek hazırlandı. Araştırmada Türkiye , 23 ülke içinde en inançlı ikinci ülke oldu.
Anket sonucunda Tanrı’ya inananların genel oranı yüzde 51 olarak belirlenirken bu oran Türkiye ’de yüzde 91 çıktı.
Ipsos yetkililerinden Bobby Duffy araştırma ile ilgili, “Bu anket manevi yaşamın toplum için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Ruhsal bir varlığa ve ölümden sonra yaşama inananlar yoğunlukta çıktı. Ancak dini inancından emin olmayanların oranının fazlalığı da dikkat çekti” diye konuştu.

İşte o araştırmadan çarpıcı sonuçlar :

– Türkiye ’de birden fazla Tanrı’nın varlığına inananların oranı yüzde 2 iken Hindistan yüzde 24 ile birinci oldu.

– Ölümden sonra ne yaşanacağını bilmediklerini söyleyenlerin oranı Türkiye ’de yüzde 14. İsveç ise yüzde 41 ile ilk sıraya oturdu

– Türkiye ’de tanrıya inanmayanların toplam nüfusa oranının yüzde 2 olduğu belirlendi. Dünyada bu oran yüzde 18.

– Cennet ve cehenneme inanan Türkler yüzde 52’lik oranla Endonezya ’dan sonra ikinci sıraya oturdu.

– Türklerin yüzde 2’si dini inancından emin değil. Bu oran İsveç ’te yüzde 24.

– Türkiye ankette reenkarnasyona en az inanan ülke çıktı.

–  Amerika’nın yüzde 4’ünün cennete inanıp cehenneme inanmadığı raporda Türklerin oranı yüzde 0.

– Türkiye ’de evrime inananların oranı ise yüzde 19 olarak belirlendi.

– Tanrı’ya en az inanan ülkenin Fransa olduğu açıklandı.

Tanrıya en çok inanan 10 ülke
1- Endonezya %93
2- Türkiye %91
3- Brezilya %88
4- G. Afrika %83
5- Meksika %78
6- ABD %70
7- Arjantin %62
8- Hindistan %56
9- Rusya %56
10- Polonya %51

Evrime en az Suudi Arabistanlılar inanıyor

Aynı araştırmada bu kez 24 ülkede Evrim teorisine olan inanç da soruldu. Türkiye , yüzde 19’la 21’inci sırada yer aldı.

1- İsveç %68
2- Almanya %65
3- Çin %64
4- Belçika %61
5- Japonya %60
6- Fransa %55
7- İngiltere %55
8- Macaristan %55
9- İspanya %53
10- Avustralya %51
11- Kanada %45
12- G. Kore %41
13- İtalya %40
14- Hindistan %39
15- Polonya %38
16- Arjantin %37
17- Meksika %34
18- ABD %28
19- Rusya %26
20- Brezilya %22
21- Türkiye %19
22- G. Afrika %18
23- Endonezya %11
24- S. Arabistan %7


Yukarıdaki yazı üzerine, genç bir akademisyenle (Barın Kayaoğlu), kendisine soru soranlar arasındaki diyaloglar :

Soru: “İyi güzel araştırma yapmışlar da evrim nedir biliyormuy muşuz ki inanmıyormuşuz”…

Soru: “İnanmakla, iman etmenin farkını anlasa insanlar, sorun çözülecek.
Allah insan yarattıklarımın en şereflisi derken, insan atalarının maymun olduğu konusunda ne kadar da ısrarcı olabiliyor…”

Dr. Barın Kayaoğlu:

Evrim kuramı “insanın atası maymundur” demiyor.

“İnsan, tıpkı maymun gibi, kendisinden önce gelen türlerden evrilmiştir” diyor.

Bundan 100 yıl sonra zaman makinesi yaparız, geri gideriz ve belki doğru çıkar belki yanlış.

Evrim teorisi bir inanç meselesi değil, düşünce çerçevesidir.

Soru: Bana göre temelinde inançsızlık yatan bir konu, Darwin’e sıkı sıkıya bağlı bilim adamlarının hepsinin ateist olması tesadüf olmasa gerek…

Dr. Barın Kayaoğlu:

Ee ne olmuş yani? İnançla bilim aynı düşünce kalıplarına tekabül etmiyor ki.

Bilimin birinci kuralı şüphe duymaktır. İnancın birinci kuralı inanmak yani iman etmektir.

“Bilim insanlarının hepsi ateist” değil. İçlerinde agnostik olan da çok. Ki aslında mevcut bilgi dağarcığıyla bilim insanları için de en mantıklısı o.

Aslında bu araştırmada sorulan soru da yanlış, çünkü evrime “inanılmaz.”
Bilimsel parametreler ölçüsünde kabul edersin veya etmezsin.

Bundan öte, “evrim teorisi” diye yekpare bir düşünce biçimi de yok.

İnsanın kökleri üzerine ortaya atılan birbirinden oldukça farklı görüşler var (örneğin Homo Sapiens’ler Neanderthal’lerle ve diğer türlerle çiftleşti mi çiftleşmedi mi). “Çiftleşti” diyen de evrim teorisini kabul eder, “çiftleşmedi” diyen de.

Ama bu iki ekol birbiriyle taban tabana zıt fikirlere sahiptirler ve bu yüzden  ikisini de aynı kategoriye koyup, “bunlar zaten hiçbir şey bilmeyen Allahsız-kitapsız batıllar” demek insanı yanlışa götürür.

Soru: Benim düşünceme göre bilim adamları tevhid inancını mutlak bir gerçek olarak görüp, İlahi mesaj ile bilimi evlendirdikleri vakit hakikate çok daha hızlı ulaşacaklardır.
Bunu yapabilen çok başaralı bilim adamları her alanda mevcut.
Biraz da tasavvuf öğretilerine yönelirseniz faydalı bilgilere ulaşabileceğinizi düşünüyorum.

Dr. Barın Kayaoğlu:

Bilimin sana göresi bana göresi yok. Bilgiye erişmenin yolları Rene Descartes’dan beri çoğunlukla aynı kaldı.

Birinci kural da herşeyden şüphe edeceksin ve her zaman bugüne kadar bildiğin şeylerin çürütülebilir olduğunu kabul edeceksin.
Bilimde “mutlak” olan tek şey hiçbir şeyin “mutlak” olmadığıdır. (Bkz., bundan 20 yıl önce “anti-madde” çok önemli değildi. Bundan 100 yıl önce de sadece deli bir Alman bilim insanı “izafiyet kuramı” üzerine kafa patlatıyordu. Sonra ne olduğunu çok iyi biliyoruz.)

Öte yandan, tevhid ne ispatlanabilir ne de çürütülebilir. İnananla inanılanın arasındadır.

Zaten dinin de tasavvufun da temeli bu : İnsanın kendisini yarattığına inandığı ilahi güçle bütünleşmeye çalışması şahsi bir meseledir.

Kuran’da sıkça da dendiği gibi, “biz sizin içinizdekileri, kalbinizdekileri, göğsünüzün içindekileri biliriz.”

Dr.Barın Kayaoğlu : Uluslararası ilişkiler tarihçisi ve yazar olup, ABD Washington, DC’de oturmaktadır. Uzun yıllar farklı ülkelerde yaşamıştır. Türkçe, İngilizce (ana dili seviyesinde hakimdir), Fransızca, Arapca ve Farsca bilmektedir. Siyaset Bilimi ve tarih alanında eğitim yapmış, akademik kariyerindeki çalışmalarını ise; “Türk-Amerikan İlşkileri ve Orta-Doğu” konularında tamamlayarak uzmanlaşmıştır.
T.C. ve BM tarafından çeşitli tarihlerde İran ve Afganistan’da farklı konularda uzman ve gözetmen  olarak da görevlendirilmiştir.

Yazanın Yorumu :

Demek ki istenirse, konu olması gerektiği gibi (genç akademisyen örneği) tartışılabilmekteymiş.

Bilimde; “bana göre, benim bildiğime göre, inanışıma göre, şuna/buna göre,
vb’ ne GÖRE’ler” olamaz…

“Ya bilimi bileceksin, ya da bilmediğini. Hem bilmez, hem de bilmediğini bilemezsen, susacaksın…”

Bilim insanları, mecbur kalmadıkça kişisel “göreler” fikri sahibi bireylerle, bilimsel konularda tartışma yapmaz, yapmamalıdır. Yapacaksa da, yukarıdaki örnekte sunulan formatta yapmalıdır.

Aksi halde, konu sonuçsuzluğa gider ve tartışma çok kısa sürede  “atışma” formatına döner…

Yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Bilimin Varsa Güç ve Paran da Oluyor

bilim insanlarıBilim, doğal dünya tarihi ve doğal dünya işlerinin nasıl işlediğini daha iyi anlamak amacıyla, uyumlu insan çabasının, gözlemlenebilen fiziksel kanıt ile birlikte uygulanmasıdır. Yine bilim, kontrollü koşullar altında doğal süreçleri

taklit etmeye çalışan deneyler sonucunda, doğal olayların sebeplerini tespit etmeyi amaçlar. Ayrıca bilim, doğal ve sosyal gerçekliğin daha iyi anlaşılmasını ve belirli ölçüde de olsa denetlenmesini sağlar. Toplumun itici gücünü, üretim biçimini ve gelişmesini belirler.

Bir toplumun bilim düzeyi, onun geri, az gelişmiş ya da gelişmiş olduğunun ölçütüdür.

Bilime inanmayan, ona gereken önemi vermeyen, ideolojik, siyasi, ekonomik, dini vs. tercihlerini, bilimin önünde gören, toplumda onları oturtursa, bilimin de gelişeceğine inananlar, en büyük yanılgı içinde olanlardır.
Hiçbir şey bilimin önünde yer alamaz. Bilimini geliştirebilen, güçlendiren toplumlarda, hemen her alanda gelişmişlik artmaktadır.
Öncelikle refah artmakta, sonra da eğitim, kültür gelişmekte, demokrasi olması gerektiği düzeye gelmektedir.
Yükselen bu değerler sonucunda; insan hakları, fikir ve söylem özgürlüğü, özetle her alanda çağdaşlık düzeyine ulaşılmaktadır.

Fikri, bilgisi, ekonomik gücü vs. artan o toplumdaki bireyler; sosyolojik alanlardaki kültürel faaliyetlerini daha etkin olarak yürütmekte, özellikle de dini inançlarını daha hür, daha anlayışlı bir barış ortamında sürdürebilmektedirler.

Buraya kadar yazdıklarıma ek olarak, son dönemde Mars’a gönderilen Curiosity (Merak) uzay aracı hakkında basında yer alan bir yazıyı da sunmak istiyorum…

Curiosity’yi uçuran ve indirenler arasında Türkler de var

“MARS’a inen Merak, yani ‘Curiosity’ adlı araç, NASA’nın Pasadena’daki California Institute of Technology üniversitesi içindeki meşhur Jer Propulsion Laboratory’de tasarlandı, uçuruldu ve yüzeye indirildi.

Geçen pazartesi günü Curiosity’nin Marsa’a inişi üzerine Hürriyet’in internet sitesine bir yazı yazdım. Bu yazı üzerine NASA’nın JPL’sinde çalışan, bu uçuşta ve inişte aktif görevler tapan Türk bilimci ve mühendislerden mektuplar aldım.
Böyle şeyler Türkiye’de haber değeri taşır diye yazıyorum ama aslında taşımamalı, gayet normal karşılanmalı.

Elbette, Amerika’ya şu veya bu zamanda göç etmiş çok sayıda değerli bilimcimiz var, onların bazılarının böylesi bir görevde çalışması da çok normal.
Normal olmayan bizim buna şaşırmamız. Şaşırıyoruz, çünkü aslında pazartesi sabahı olan biteni TV ekranında pasif biçimde izlerken bir imrenme, bir kıskanma duygusu içimizi kaplıyor. Sanıyoruz ki biz beceremeyiz böyle şeyleri, ancak başkaları yapar biz de izleriz.

Oysa öyle değil. Eğer üniversitelerimizde bilime yeterince kaynak ayırıyor olsak, ortaokul ve lisede temel bilim eğitimimiz adam gibi olabilse, ben eminim sanayimiz de buna göre örgütlenecek, o bilimden maksimum faydayı sağlamak için böyle ‘üniversite-sanayi işbirliği’ gibi yapay programlara, teşviklere bile gerek olmadan işler yürüyecek.
Gerçek şu ki, biz bugün bırakın ‘evrensel’ olmayı yeterince dünya standardında bile olmayan üniversitelerimizi sanayimizle evlendirmeye çalışıyoruz ama bu evlilik için önce bilimin yoğun biçimde üretiliyor olması lazım.

Bakın, Curiosity görevinin toplam maliyeti sadece 2.5 milyar dolar. Yani tek başına buna baktığımızda atla deve değil.
Ama unutmayın, o CalTech, bir zamanlar Richard Feynmann’ın çalıştığı, onlarca Nobel’liyi çıkarmış bir üniversite.

Mesele parada değil. Mesele kafanın içinde. Bilimin varsa paran da oluyor.”
Kaynak: Hürriyet İsmet Berkan

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Bilimle de Alay Edilebilir. Ancak..?

bilimle alay etmekKimi zaman taklit bilime parodi bilimi denir. Özetle, bu mizah yoluyla bilimle alay eylemidir. Bilimle bir amaç için alay edilebilmekte. Değişken olarak; bilimin belli bir konudaki demeci, araştırması, iddiası, argümanı vs. alaycı

şekilde ele alınabilmekte.
Parodi bilimi yoluyla; saçma ve çoğunlukla doğru olmayan bazı bilimsel terimler kullanılarak insanlar kandırılabilmekte ve kolayca aldatılabilmektedir.

Ancak, parodi mizahıyla, bilim mizahı belirgin biçimde birbirlerinden farklıdır.
Parodi biliminin, gerçek bilimle çok az benzerliği, ortak değerleri ve bilimsel dayanakları vardır.

Parodi bilimi çoğunlukla aldatma argümanları üzerinde oluşturulmaktadır. Kafanız karışabilir düşüncesiyle, sizlere gerçek bir hikaye aktaracağım.
Böylece parodi biliminin ne olduğu daha net anlaşılabilecektir.

Bir Bilim Fuarı’ndan Esinti

Amerikada Greater Idaho Falls bilim fuarında bir lise öğrencisi yöre insanlarını hazırladığı projeyi imzalamaya davet etti.

Delikanlı ”dihydrogen monokside” adlı maddenin kullanımının tümüyle yasaklanmasını, mümkün olmadığı takdirde çok sıkı kontrolünü istiyordu.

Maddenin zararlarını duvara astığı afişle sıralıyordu:
1- Yoğun terlemelere ve kusmalara sebep olabilir,
2- Doğaya büyük zararlar veren asit yağmurlarının ana unsurudur,
3- Gaz haline geçmiş hali, çok ciddi yanıklara sebep olabilir,
4- Kazara solunması, ciğerlere dolması ölüme yol açabilir,
5- Erozyona yol açar,
6-Otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır,
7- Ölümcül kanser hücrelerinin hepsinde bulunmuştur.

Bir saat içinde 50 bilim fuarı meraklısı insan, delikanlının kampanya açtığı standı ziyaret etmiş. Sonuç ; 43 kişi desteklemiş, 6 kişi kararsız kalmış…

Sadece 1 kişi yasaklanması istenen  ‘dihydrojen monokside’ adlı maddenin SU olduğunu söylemiş.

Bu proje ‘ne kadar kolay aldatılıyoruz‘ yarışmasının birincisi seçilmiş.

Delikanlı,  ‘amacım kolayca saptırılmış, saçma bilimsel cümleciklerle insanların nasıl yanlış konuşlandırılabildiklerini göstermekti‘ demiş.

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında Blogdan Bahsedenler

Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+

Karıncaların Yeraltındaki Muhteşem Kolonisi

karınca kolonisiAylarca süren çalışmalar sonunda, bir karınca kolonisinin yuvasını kazıp inceleyen bilim insanları, devasa bir mühendislik eseri ile karşılaşıyorlar. Ana tüneller, ana yollar, yan yollar, koloni yuvaları, erzak depoları, çöp odaları ve

havalandırma tesisleri gibi bölümlerin yer aldığı yapı, tam bir şaheser.
İnanılmaz gerçekten.
Bu karıncalar; adeta gerçek mühendis, mimar, mekanik,  tasarım vs. dahileri.
Karıncalar yer altında ne yapıyorlar ki diyebilirsiniz. Ne yapmıyorlar ki! Bilim insanları, onların yer altında inşa ettikleri muazzam kolonilerini (şehir de denebilir) incelemek amacıyla çalışmaya başlıyor. “Ot yiyen karıncalar” olarak bilinen bu karıncaların, yeraltı şehirlerini ortaya çıkarabilmek için, bilim insanlarının yaptığı çalışmalar ve tespitlerinin çevirisini yapan Dr.Ahmet Altuner şöyle diyor:
“Bir karınca yuvası sulu çimento ile doldurulup yuva içindeki yapılar, bozulmasın diye çimento tabakası ile kaplanıp kurutuluyor ve sonra tarihi eser kazısına benzer bir çalışmayla karınca mimarisi ortaya çıkarılıyor.

3 günde 10 ton civarında çimento doldurulup 1 ay sonra kazıya başlanıyor. Aylar süren çalışma sonunda inanılmaz inanılmaz bulgular elde ediliyor.

Karıncaların yer altında oluşturduğu megakentin alanı 50 metrekare, derinliği de 8 metre kadar. Kentin oluşturulması için hareket ettirilen toprak 40 ton civarında.

Anayollar, tali yollar, havalandırma tünelleri, çöplükler  mükemmel ve taşımaların en az emekle yapılmasını sağlayacak mimaride planlanmış.

Boyutlarına oranla düşünüldüğünde, insanların, dünya harikalarından Çin seddi için yaptığı çalışma ile eşdeğer bir çalışma yapıldığı anlaşılıyor. Yani, bir Dünya Harikası inşa etmişler.”

İnsanı en fazla hayrete düşüren de  havalandırma sistemleri. Bir taraftan temiz havayı özel kanallarla yeraltına çekiyor, daha sonra da oluşan pis havayı (karbondioksit) başka bir kanaldan yeryüzüne atıyorlar.

Karıncaların, bu muhteşem yuvaları (kolonileri) ile bilim insanlarının çalışmalarını izleyince, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Dev Karınca Kolonisi…


Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+