Hayat Torunlarla Çok Güzel

Son 9 yıldır hayatım baştan başa değişti. 31 Aralık 2006 günü, Ankara’dan eşimle yaşadığımız Kuşadası-Güzelçamlı’daki yazlık evimize gelen diplomat oğlum ve gelin kızım, uzun süredir beklediğimiz müjdeyi verdi. Bir

torunumuz olacaktı. Torunumuz kızdı ve ana-babası ona “Lara” adını koyacaklardı.

İlk torunum Lara‘nın doğacağı haberi üzerine, günlük yaşam alışkanlıklarımız tepetaklak oldu.
Artık hayatımıza yeni bir can katılıyordu.

Eşim 3 gün sonra evlatlarımla birlikte Ankara’ya döndü.
Doğuma kadar orada kalacaktı.

Nihayet o gün geldi ve tüm aile Ankara’da toplandık.
Doğum gerçekleşti.
Kızım ve torunum odalarına getirildi ve az sonra da Lara kollarımdaydı.
O anda sanki içim aktı, kalp atışlarım hızlandı ve bir anda ağlama ihtiyacı duydum.
Lara‘yı mikrop kapmasın diye (ağzımda maske olmasına rağmen) öpmedim, sadece kokladım ve eşime verdim.
Odadan çıktım, hastanenin bahçesinde sakin bir yere giderek oturdum.

Gözyaşlarıma mani olamıyordum.
Sessizce ağlarken, hayatım film şeridi gibi akmaya başladı.
Nereden nereye gelmiştim.
Allah’ın şanslı kuluydum.
Bana bugünün bahşedilmesine şükrettim.

Az sonra yeğeninin doğumu için Amerika’dan gelen küçük oğlum da yanıma geldi.
O da çok duygusaldı.
Baba-oğul bir süre sohbet ettik.
Yeğeninin doğumu onu da çok etkilemişti.
Bana:
“Babacığım, artık yaşam gayelerimden biri de Lara.
Bundan sonra onu da düşünecek, ileride maddi imkanlarım ve gücüm arttığında, onun için de elimden geldiğince bir şeyler yapacağım” dedi.
Bu sözlerden de çok etkilendim ve yine gözlerim sulandı.

Lara‘nın doğumun dan 2 yıl sonra, yurt dışı görevlerinden yazlık izinlerinde yanımıza gelen büyük oğlum ve kızım, Lara‘nın doğum günü için İzmir Fuarı’ndaki Tenis Klübü’nde yaş günü kutlaması ayarlamıştı.
Oradaki kutlamalar sırasında, oğlum mikrofonu eline alarak :
“Sizlere bir müjdemiz var.
5 ay sonra aramıza biri daha katılıyor ve adı da ‘Arda‘ olacak.”
Bir anda alkışlar koptu.
Bendeniz ise donmuş kalmıştım.
İkinci bir can daha geliyordu.

Arda‘nın doğumunda maalesef yer alamadım, ama telefon ve Skype aracılığıyla doğumu adım adım izledim.
Arda‘nın doğumu da kızımın doktorunun çalıştığı yer olan Ankara’da gerçekleşti.
Minik torunumun doğumundan sonra oğlum, kızım, Lara ve Arda, eşimle birlikte görevli oldukları Bosna-Hersek’e döndüler.

Arda‘yı ilk kez 30 Aralık 2011 günü İzmir Hava Alanı’nda gördüm.
O güne kadar hemen her gün Skype üzerinden görüşüyorduk.
Hava Alanında beni gördüğü anda, “dedem” diye bağırarak koştu ve üstüme atladı.
İzmir’de bir hafta birlikte olduk.
Sürenin sonunda  yeni görev yerleri olan Hollanda’ya döndüler.

2013 yılında yaz tatili için Güzelçamlı’ya geldiler ve iki ay birlikte olduk.
Torunlarımla harika günlerimiz (özellikle de benim) geçti.
Birbirimize çok alışmıştık.
Ağustos sonunda, diplomat olan oğlum ve kızımla birlikte merkez görevleri için atandıkları Ankara’ya döndüler.
Tabii eşim de her zamanki gibi, “onlara yardımcı olmalıyız, benim de Ankara’da olmam gerekir” diyerek (aslında haklıydı, evlatlar değil, ama torunlarına çok alışmıştı) onlarla birlikte gitti.

Aradan 3 gün geçmeden torunlarım telefonla ve Skype görüşmelerimizde bendenize baskı uygulamaya başladı.
Lara; “Dedeciğim lütfen buraya gel, seni çok özledim (daha 3 gün oldu yahu!), hemen uçağa bin, bekliyorum.
Arda; “arkadaşım dedem, burada çok yalnızım, okulda da fazla arkadaşım yok, hemen yanıma gel.”
Bu baskılar, gece/gündüz 3 hafta devam etti.
Sonuç mu?
Tabii ki pes ederek Ankara’daki evime göç ettim.
Orada torunlarımla yaklaşık 6 ay birlikte olduk.

Ertesi yıl (2014) aynı şeyler tekrar yaşandı ve yaz sonunda (ekim ayı) bendeniz hiç istememe rağmen, çok sevdiğim, alıştığım Kuşadası-Güzelçamlı’dan ayrılıp torunlarımın yanına geldim.
Anlayacağınız, Ankara’dayım ve Nisan 2015’e kadar da burada kalacağım…

Buraya kadar torunlarımın doğumlarını anlattım.
Esas anlatmam gereken, “onlarla” benim ve diğer aile fertlerimiz (eşim, ana-babası) arasında gerçekleşen konuşmalar ile komik, ama bir o kadar da düşündüren harika diyaloglar.

Şimdi bu diyaloglardan ikisini sunuyorum…
dedegi ve torunları-blog resmi

Hafta sonu Ankara’daki evimizdeyiz.
Torunlarım 2 gün bizde kalacak.
Sabah kahvaltısında, eşim ve Filipinli bakıcı abla Joselyn (torunlar ona Coci diyor) her zaman olduğu gibi torunlarıma bin bir zorlukla bir şeyler yedirmeye çabalıyor.
Ben kahvaltımı erken yaptığımdan, salondan onları dinliyorum.
Az sonra yanıma gelen Lara :
– “Dedeciğim, lütfen babaannem ve Coci’ye, bana sadece meyve ve çukulata vermelerini söyleyin.”
Ben :
– “Ama Lara‘cığım, başka şeyler de yemelisin. İstersen önce onların verdiklerini ye, daha sonra ben onlara belli etmeden sana meyve ve çukulatanı vereyim.”
Kabul eden Lara tekrar mutfağa döndü.
Ablasının sofradan ayrılmasından şüphelenen Arda yanıma geldi ve
– “Arkadaşım dedem, ablamla ne konuştunuz?”
Ben :
– “Ona kahvaltısını yapmasını, daha sonra kendisine mükafat olarak meyve ve çukulata vereceğimi söyledim.”
Arda :
“Senin yanından gelince ablama; ‘arkadaşımla ne konuştunuz’ diye sordum, bana ‘dedemin yazdığı bir yazısını okuduk’ dedi. Beni kandırdı. Şimdi ona gününü göstereceğim.”
Ben :
– “Arkadaşım Arda, sakın yapma, zira bu konudan babaannen ve Coci’nin haberi olmaması lazım. Ben sana da meyve ve çukulata vereceğim.”
Arda :
– “Anladım, sen babamın annesinden (kızınca eşime babaanne demiyor) korkuyorsun. Bunu onlara söylemeyeceğim, ama karşılığında bana daha fazla meyve ve çukulata vereceksin. Anlaştık mı?” 🙂
Mecburen, “tamam, anlaştık” dedim…
Arda inanılmaz bir çocuk. Henüz 5 yaşında, ama bazen öyle laflar ediyor ki, insan ne cevap vermesi gerektiğini bilemiyor.
Ayrıca, insanlardan yararlanmayı da çok iyi biliyor.

lara ve ardaAnkara’da yine bizim evdeyiz.
Lara bağırsak enfeksiyonu geçirdiğinden, salonda bir koltukta yatıyor.
Hastalığı sebebiyle tüm aile efradı onunla ilgileniyor.
Bu durumdan rahatsız olan Arda, dikkatleri kendine çevirmek için çeşitli numaralara başvuruyor.
Arada bir ablasının yanına gelerek :
– “Amma numaracısın be ! 2 gündür yatıyorsun. Biz de hasta olduk. Ama 2 gün yatmadık. Kalk artık, bu numaraya son ver.” benzeri laflar ediyor.
Babaannesi bir kaç kez onu uyararak :
– “Çok ayıp Arda. Ablan hasta. Onu doktora götürdüğümüzde sen de yanımızdaydın.
Doktorun ablana; ‘3 gün yataktan çıkmaması ve istirahat etmesi gerektiğini’ söylediğini duydun.
Ablana söylediklerinden utanmalısın.”
Bu laflardan sonra, müsait bir anı kollayan Arda, fırsatını bulup yanıma geldi ve bana :
– “Arkadaşım dedem, babamın annesinin beni azarlamasına neden sessiz kaldın?
Biz arkadaşız. İnsan arkadaşını korumaz mı?”
Ben :
– “Ama arkadaşım Arda, ablan gerçekten hasta ve yatması gerekiyor. Yarın düzelecek ve kalkacak. Biraz daha sabretmeliyiz.”
Arda :
– Sen yine babamın annesinden korktun. Korkaklarla arkadaşlık yapamam.
Seni arkadaşlıktan attım. Artık arkadaşım değilsin.” 🙂
Ben :
– “Dinle arkadaşım Arda…”
Sözümü kesen Arda :
– “Tamam uzatma Hasan Dede !”
Arda bana da kızınca, “arkadaşım dedem yerine, Hasan Dede” diyor.
Gerçekten alem bir çocuk
Eskilerin tabiriyle; “tam bir zamane çocuğu !” 🙂

Yazanın Notu :
İşte böyle. Benzer diyaloglar sıkça yaşanıyor.
Zaman buldukça bunlardan yeni örnekleri de sunmaya çalışacağım.
Torunlar insana müthiş haz veriyor.
Hayat onlarla daha anlamlı.
Hayat, torunlarla çok güzel…
Sevgiyle kalınız dostlar…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…
Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi :
Kimdir? | Google’da Dedegi | İletişim 
Kendisini aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz :
Facebook | Google+ | quup | YouTube | Twitter 
Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında |  Mobil Görüntüleri
Takip Et : Facebook HasakaBlog |  Google+ Hasaka Blog

Hayat Torunlarla Çok Güzel” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

AlphaOmega Captcha Classica  –  Enter Security Code