Kategori arşivi: Sağlık

Gözlerin Kıymeti Bilinmelidir

İnsanlar bilgilerinin % 90’ını göz, % 8’ini kulak, geri kalan % 2’sini ise diğer duyu organları ile öğrenirler. Bu kadar önemli olan gözlerin kıymeti bilinmelidir. Bir önceki Göz Ameliyatı Hikayesi yazıma atfen, retina yırtılması

dokulmanı ve ameliyatı hakkında bazı bilgiler sunayım…

Retina yırtılması dokulmanı nedir?

Gözün içerisinde, yer alan cam tabakası merceğin arkasında asıl ana hacmi oluşturan vitreus denilen ve göze destek olan bir jel yapı bulunmaktadır. Vitreusun içinde asıl gözün iç duvarını bir duvar kağıdı gibi saran 200 mikron yani 1 milimetrenin 5/1 çok ince bir tabaka şeklinde tamamı sinir hücreleri  ve onun ara destek hücreleri yanı sıra sinir hücrelerini besleyen damarlardan oluşan retina yer almaktadır.

Retina yırtılması dokolmanı ameliyatı

“Halk arasında retina yırtılması olarak tanımlanan Retina Dekolmanı her yıl 10.000 kişiden birinde görülür. Retina dekolmanı her yaşta görülebilmesine karşın orta yaşlı ve üstünde daha sık ortaya çıkar. Miyoplarda ve retina dekolmanı olanların yakın akrabalarında görülme şansı daha fazladır. Göze doğrudan gelen darbeler de retina dekolmanına sebep olabilirler. Retina dekolmanı bebek ve çocuklarda da görülebilir. Retina dekolmanı tedavi edilmediği takdirde körlükle sonuçlanır. Retina ışığa duyarlı sinir lif ve hücrelerden oluşmuş ince saydam bir dokudur. Devamını okuyun 

Ameliyatımı yapan doktorum

Prof.Dr. Tansu Erakgün, orta öğrenimini Saint Joseph Koleji’nde tamamladıktan sonra 1986 yılında girdiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1992 yılında mezun oldu. Aynı yıl Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda asistanlık eğitimine başladı. 1997 yılında uzman olduktan sonra aynı yıl uzman doktor olarak aynı klinikte Retina Hastalıkları ve Vitreoretinal Cerrahi alanında uzmanlaşmak üzere görevine devam etti. Bu konudaki eğitimini, çeşitli dönemlerde Antwerp-Belçika (Dr.Zivanovic Kliniği), Frankfurt-Almanya (Dr.Eckardt Kliniği), Duisburg-Almanya’da gerçekleştirdi. 2004 yılında doçentlik, 2010 yılında Profesörlük ünvanını aldı. Devamını okuyun 
Diğer bir kaynak : Prof.Dr. Tansu Erakgün 

Ameliyatımın gerçekleştiği hastane

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi İzmir 

Bir önceki ameliyatımdan nostalji

Kaşkaloğlu göz hastanesi anestezi uzmanı Dr. Kaan Karadibak ve bendeniz…
Fotoğraf Kaşkaloğlu hastanesinde çekildi ve hastanenin Facebook sayfasında şöyle paylaşıldı : “Hasan Bey kendisine başarı ile uygulanan dokolman ameliyatı sırasında katkısı olan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi ekibinden Prof. Dr. Tansu Erakgün, anestezi bölümünde uzman Doktor Kaan Karadibak, Sorumlu Yönetici Derya Doğan ve diğer tüm görevlilere desteklerinden ötürü teşekkürlerini iletti.”

Bu uzun açıklamalardan sonra yazının konusuna dönelim…

Gözlerin Kıymeti Bilinmelidir

01 Şubat 2017 günü yapılan retina yırtılması dokolmanı ameliyatımda gözüme eklenen slikon, dün (27 Mart 2017) gerçekleşen ameliyatla gözümden alındı. Bu sabah yapılan kontrolde gözümün çok iyi olduğu belirtildi. Cuma günü bir kontrol daha yapıldıktan bir ay sonra gözlerim ölçülerek yeni gözlük camlarım belirlenecek…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Tasarruflu Lambanın Tehlikeleri

Gümüş renkli ağır bir metal olan cıva, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan 5 elementten (galyum, brom, sezyum, cıva ve fransiyum) biridir. Tasarruflu lambanın tehlikeleri nedir? Tasarruflu lambalar cıva içerir. Cıva  çocuklar ve

hamile kadınlar için özellikle zehirli bir maddedir. Bu lambalar; beyin, sinir sistemi, karaciğer, böbrekler ve kalp için zehirdir! En önemlisi de kansere neden olabilmektedir.

Şimdi tasarruflu lambaların tehlikelerine bakalım…

Tasarruflu Lambanın Tehlikeleri









Teşekkür : Yukarıdaki lamba resimli metinleri ileten sayın Taner Vidinligil.

Tasarruflu lamba kırıldığında ne yapmalı?

Cıva içeren bir lamba kırıldığında pencereleri açarak en az 15-20 dakika
(esinti durumuna göre yarım saate kadar çıkabilir) bulunduğunuz ortamı havalandırın. Havalandırma süresince ortamda bulunmamaya özen gösterin. Havalandırma işlemi bittikten sonra geçirgen olmayan (tıbbi eldiven tipinde) eldiven giyerek ampul parçalarını kullan-at cinsinde bir plastik kaşık ile bir karton üzerine aktarın. Bütün büyük parçalar bittikten sonra tüm alana ıslak pamuk veya yine kullan-at tarzında ıslatılmış birkaç kat (ince olmasın kırık parçaları elinize batarsa zehirlenebilirsiniz) kağıt havlu veya tuvalet kağıdı ile silin. Kesinlikle tekrar kullanacağınız bez vb. malzemeler silme için uygun değildir. Alınması zor küçük parçalar ve derz aralarında zorluk çekerseniz yapışkan bantlar kullanılabilir. İmkanınız varsa kırıklardan temizlenmiş yüzeye toz kükürt dökerek cıva etkisinden arındırabilirsiniz.
Cıva ile temas etmemek için bu tür ampullerin kullanımında azami özen gösterilmelidir. Aksi bir durumda insanlarda; “psikolojik, nörolojik ve immünolojik sorunlara yol açan cıva yüzünden Alzheimer, genel immün sistem problemleri, böbrek fonksiyon bozukluğu, kısırlık, poli kistik yumurtalık sendromu, nörotransmitör dengesizlikleri, gıda alerjileri, Multiple Skleroz, tiroit problemleri, yorgunluk, denge bozuklukları ve hafıza kaybı gibi çeşitli hastalıklar” olabilmektedir.

Enerji tasarruf lambası alırken nelere dikkat edilmeli?

İki tip enerji tasarruflu lamba vardır.
Warmstarter lambaların ön ısıtma fonksiyonu vardır, yani açıldıktan sonra gecikmeli olarak ışık verirler.
Kaltstarter lambaları ise ön ısıtmasız olup ışığı hemen verirler.
– EU enerji etiketine ve enerji verimliliği sınıfının A olmasına dikkat edin.
Kelvin olarak adlandırılan değişik ışık renkleri veren modelleri de vardır
Sıcak beyaz (= warmweiss, 2700 Kelvin), nötr beyaz (= neutralweiss, 4000 K civarı) ve gün ışığı beyaz (= tageslichtweiss, 5000-6500 K)
– Işık ayarını azaltıp çoğaltma (dimmbar) imkanı olan ve düştüğü zaman kırılmayan lambalar (Splitterschutz) da mevcut
Enerji tasarruf lambalarını kullandıktan sonra sakın ev çöpüne atmayın!
Kullandığı elektriği ısı olarak kaybetmemesi için enerji tasarruf lambalarının üretiminde cıva kullanılır ve bu çok zehirli madde, lambaların içinde çok küçük miktarda da olsa, kesinlikle çöpe atılmamalı.
Cıva; toprağa, yeraltı suyuna ya da atmosfere karıştığında insan sağlığını ve çevreyi büyük tehlikeye sokan bir maddedir. Bu yüzden cıvanın mutlaka emniyetli bir şekilde ayrılması gerekir.

NASA bir kitabında :

– Evde kırılan lamba olursa önce görünen zerreciklerin bir kartonla ya da kağıtla toplanıp metal kapaklı bir kavanoza veya kilitli plastik torbaya alınması, geri kalan zerrecikler için koli bandının yapışkan tarafıyla veya ıslatılmış kağıtla temizlik yapılmasını öneriyor.
– Elektrikli süpürgeyi önermiyor ama mecbur kalınırsa torbasının mutlaka değiştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
– Tüm temizlik araçları ve toplanan cıvanın yeniden kilitli plastikle ambalajlanıp tehlikeli atık toplama merkezine götürülmesinin uygun olacağını belirtiyor.

Yararlanılacak Diğer Kaynaklar :
– Elektrik tasarrufu ve lambalar arası farklar (Video)
 Tasarruflu ampul tehlike saçıyor (Video)

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Anti-Alzheimer Egzersizi

Alzheimer hastalığı bunamanın (demans)  en çok görülen şeklidir. Yaş ilerledikçe unutkanlıkla ortaya çıkan, hatırlama, tanıma, konuşma durumlarında sorunlar yaşatan hastalıktır. Anti-alzheimer egzersizi

vasıtasıyla bu hastalık hakkında insanlar ön bilgi sahibi olabileceklerdir.
Alzheimer hastalığı hakkında yazının sonunda gerekli kaynak linkleri yer alacaktır.

Şimdi egzersizleri takdim ediyorum…

Anti-Alzheimer Egzersizi

1- Ağaçtaki 10 yüzü görebiliyor musunuz?

2- Altta yer alan 1 (bir) yüzü görebiliyor musunuz?

3- Bebeği görebiliyor musunuz?

4- Öpüşen çifti görebiliyor musunuz?

5- Üç kadını görebiliyor musunuz?
Atla Kurbağa arasındaki farkı görebiliyor musunuz?


Teşekkür :
İlk 5 resmi ileten sayın Taner Vidinligil.

Normal ve Alzheimerlı beynin görüntüsü.


Kaynaklar
Alzheimer Hastalığı 
Demans Nedir?
Alzheimer Göz Testi Videosu 
– Diğer yazılar için bakınız : Google Arama


Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Göz Ameliyatı Hikayesi

Gözler vücudumuzdaki en önemli, en anlamlı organlardan biridir. Bu yazımda sizlere başımdan geçen bir göz ameliyatı hikayesi sunacağım. Gözler, her iki göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi

sağlayan küremsi bir organdır.
Peki nasıl görüyoruz? Baktığımız cisimlerden yansıyan ışınlar öncelikle gözün önündeki saydam tabaka (Kornea) ve içindeki mercek (Lens) tarafından kırılarak gözün en arkasında yer alan ve sinir liflerinden oluşan Retina tabakası üzerinde odaklanır. Retinada oluşan cismin görüntüsü optik sinir vasıtasıyla beyindeki görme merkezine taşınır ve görme oluşur.

İnsanlar bilgilerinin % 90’ını göz, % 8’ini kulak, geri kalan % 2’sini ise diğer duyu organları ile öğrenirler.

Bu kısa izahattan sonra gelelim ameliyat konusuna…

Göz Ameliyatı Hikayesi

Son 2 yıldır Makula Dejenarasyonu (halk dilinde sarı leke denen hastalık) ile mücadele ediyordum. Bir ay tek, ertesi ay iki kez Kuşadası AdaGöz Tıp Merkezi’ndeki ameliyathanede iğne oluyordum. 11 Ocak 2017 günü AdaGöz Hastanesinde katarakt ameliyatı oldum. 30 Ocak 2017 günü sağ gözümde aniden görme sorunu başladı.
Durumu Başhekim de olan  doktorum Bilge Yamen‘e ilettim, hemen hastaneye gelmemi istedi. Gittim, doktorum tetkiklerden sonra; “sağ gözümde retina dekulmanı rahatsızlığı başladığını, gözümün retinasında 3 yırtık oluştuğunu ve retina ameliyatında uzman olan İzmir’de iki doktorun adını” verdi.
Biriyle temas kurduk ve ertesi gün (31 Ocak 2017) hemen yola çıktık.

Aynı gün İzmir Özel Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde Prof.Dr.Tansu Erakgün tetkiklere başladı ve tetkikler sonucunda acilen retina ameliyatı olmam gerektiğini belirtti. Kabul ettim.

Beni hastanenin Anestezi bölümünde Uzman Doktor Kaan Karadibak’a gönderdiler.
Dr. Karadibak, ertesi gün (01 Şubat 2017) Özel Gazi Hastanesi’nde bazı ek tetkikler yaptırmamı istedi ve tetkik listesi ile oradaki bölüm doktorlarına hitaben isteklerini içeren iki yazı verdi…
Kaynak Link: Prof. Dr. Tansu Erakgün web sitesi için buraya tıklayın

01 Şubat 2017 günü sabah saat 08.30 da sevgili eşimle (hayatımın her anında, özellikle sağlık konularında hep yanımdadır) Özel Gazi Hastanesi’ne gittik ve ilk karşılaştığımız Kardiyoloji Kayıt Kabul görevlisi Funda Koniçe hanıma durumumu izah ettik. Funda hanım anında telefonlar ile tüm randevularımızı aldı ve tetkiklerimiz başladı.
İlk olarak dahiliye polikliniğinde Doktor Ümit Yoket, istenen tetkikleri okudu ve bizi gideceğimiz bölümlere yönlendirdi.
Sırasıyla; Kan alımı, röntgen ve Ekg bölümlerinde hızla tetkiklerim yapıldı.
Son olarak Kardiyoloji bölümünde Doktor Barış Yanık tarafından kapsamlı bir muayeneye yapıldı ve anılan, diğer bir yerde renkli kalp damar filmi çektirmemizi istedi.

Artık zamana karşı bir yarış başlamıştı. Gazi Hastanesi’nden çıktık ve 4 sokak aşağıdaki İzmir Alsancak Nükleer Tıp Merkezi’ne gittik. Burada 2,5 saat bekledik ve kolda 2 yerden verilen nükleer ilaçlar ile renkli kalp damar filmlerim (emar) çekildi.

Nihayet sabah 08.30 da başlayan tetkiklerin 6,5 saat sonra sonuçlarını alıp tekrar Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’ne döndük.
Göz doktorum ile anestezi uzmanı doktorum tetkik sonuçlarımın çok iyi olduğunu ve hemen ameliyatı başlatacaklarını söyledi.

Saat 17.00’de ameliyat başladı. İlk 30 Dk. lokal anestezi (gözlere özel damlalar sıkılarak) kalan 20 Dk.da ise genel anestezi (bayıltma) uygulandı.
Ameliyat bitince özel odama getirilmiş ve saat 21.30 da anestezi uzmanı doktor ve hemşireler tarafında uyandırılmışım.
Son kontrollerim yapıldıktan sonra saat 22.30’de evimize gönderildik.

Bu sabah kontrole gittim ve doktorum tetkiklerden sonra; ‘ameliyatın çok başarılı geçtiğini, an itibarıyla o gözün silikonla kaplı olduğunu, bir aksilik olmazsa Nisan 2017 ilk haftası içinde küçük bir operasyonla (ameliyat) silikonun çıkarılacağını ve gözümün normal çalışacağını’ ifade etti.

Gelecek hafta 8 Şubat 2017 günü son kontrole gideceğim, bir gün sonra da Kuşadası, Güzelçamlı’daki evimize döneceğiz…


Kaynaklar 
Yukarıdaki sağlık merkezlerinin internet sayfaları :
Ada Göz Tıp Merkezi Kuşadası 
İzmir Kaşkaloğlu Göz Hastanesi 
İzmir Özel Gazi Hastanesi 
İzmir Alsancak Nükleer Tıp Merkezi 

Yazanın Teşekkür Notu :
– Ada Göz Tıp Merkezi’nde Uzman Dr. Bilge Yamen ile Sekreteri Ebru Boztay Hanım’a ve diğer tüm görevlilere,
– Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde; Prof. Dr. Tansu Erakgün, Anestezi Bölümü’nde Uzman Dr. Kaan Karadibak, Anestezi Teknisyeni Murat Cankıymaz, Sorumlu Yönetici Derya Doğan, Ameliyat Sekreteri Canan Alper ve diğer tüm görevlilere,
– İzmir Özel Gazi Hastanesi’nde Dr. Ümit Yoket, Dr. Barış Yanık, Kardiyoloji Sekreteri Özge Alp, Kardiyoloji kayıt kabul görevlisi Funda Koniçe ve diğer tüm görevlilere,
– İzmir Alsancak Özel Nükleer Tıp Merkezi doktorları, sekreterleri ve diğer tüm görevlilere,
Başımdan geçen bu süreçde büyük yardım ve destekleri için içten teşekkürlerimle, minnetlerimi sunuyorum…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Yaşlıların Mutsuzluk Sebepleri Nedir?

mutsuz yaşlılarÜlkemizde 60 yaşın üzerinde yaklaşık 8 milyon kişi yaşıyor. Yaşlıların mutsuzluk sebepleri nedir hususunu açıklamadan önce yaşlılığın ne olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Yaşlılık; “fiziksel ve ruhsal güçlerin bir daha

yerine gelmeyecek şekilde kaybedilmesine bağlı olarak, organizmanın iç ve dış etmenler arasında denge kurma potansiyelinin azalması, kişinin fiziksel ve ruhsal yönden gerilemesi” olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’deki araştırmalara göre, maalesef yaşlıların büyük çoğunluğunun mutsuz olduğu görülüyor.

Bu mutsuzluk sebebinin ne olduğu hakkında fikir verebilecek bir derleme :

“Dünya genelinde yaşlı nüfusun genel nüfus içindeki oranının artması nedeniyle, demografik yapı giderek değişmekte, yaşlı nüfusun karşılaştığı sorunlar daha belirgin bir biçimde hissedilir hale gelmektedir.
Gelişmiş ülkeler bu süreci daha önceden görerek, sosyal güvenlik ve sosyal hizmet alanlarında almış olduğu tedbirlerle, yaşlı bireylerin sosyal refah standardını koruyabilmekteyken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de demografik alandaki yaşlanma hızına paralel olarak gerekli plan, politika ve uygulamalar hayata geçirilememektedir. Bu ise, demografik değişim süreci açısından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin durumlarının farklılaştığı, gelişmiş ülkelerin nüfusları henüz yaşlanmadan zenginleştikleri, gelişmekte olan ülkelerin ise zenginleşmeden yaşlanma trendine girmeleri nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerde yaşlı nüfusun ekonomik açıdan yoksulluk, sosyal açıdan ise yalnızlık soruları ile daha ağır bir biçimde yüz yüze gelmesi anlamına gelmektedir.” Tamamını okuyun 

Mutsuzluk hakkında uzmanlar ve bazı tanınmış kişilerin görüşleri şöyle :

Beklentiler mutsuzluğa yol açıyor

“Bizde beklenti düzeyleri birbirinden farklı. Biz bir taraftan modern çekirdek aile biçimini benimseyen bir çevreye, bir sosyalleşme sürecine etki eden faktörlerle, diğer taraftan geleneksel değerleri öne çıkaran bir dinamikle karşı karşıyayız. Yaşlıların bence beklentileri doğal olarak geleneksele yakın. Hiç kimse kendisini, yaşlısına geleneksel dönemde olduğu gibi bakmak zorunda hissetmiyor, hiç ‘Of’ dememek şartıyla bu hizmeti görmek gibi bir düşünce oluşmuyor. Ama belli bir beklenti de var. Bence bu beklentiler mutsuzluğa yol açıyor. Kurumsallaşmış, kabul gören bir yaşlı bakım hizmet alanı değil henüz. Kurumlar ve değerler arası senkronizasyon sorunu var.” Prof. Dr. Mazhar Bağlı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde Öğretim Üyesi

Avrupalılar dünyayı gezer, bizimkiler geleni gideni gözler

“Dünyadaki tüm yaşlıların mutlu ya da mutsuz olmaları temelde iki şeye bağlı. Birincisi yaşlıların gençliğini, yetişkinlik hayatını nasıl yaşadıkları, ikincisi yaşlıların yaşadığı ülkenin şartları. Yetişkinlik döneminde insanlar çok fazla hayal kurmadan yaşıyorlar, sadece ‘Bir yuva kurayım, kiramı ödeyeyim’ şeklinde düşünüyor. Yetiştirdikleri evlatlar mutsuz ve problemli oluyor. Bunlar da gelecekte hayırlı evlat olmuyor, onlara bakmıyor. Ülkenin yaşlılara verdiği haklar da devreye geriyor. Yaşlılarımız çok yalnız. Avrupadaki yaşlılar emekli olunca dünyayı gezer, bizim yaşlılarımız eve kapanıp geleni gideni gözlerler. Gençlik ve yetişkinlik döneminde yaşlılarımız hiçbir hobi edinmemişler. Tek dertleri yeme, içme, barınma olmuş. O yüzden mutsuzlar.” Davranış Bilimleri Uzmanı Aşkım Kapışmak 

Ben 99 yaşındayım ve mutluyum

“Ben 99 yaşındayım ve mutluyum Allah’a Şükür. Mutluyum, çünkü sağlığım bugüne kadar fena değildi. İkincisi devamlı meşgulüm. Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında kitap yazıyorum, söyleşilere katılıyorum, televizyon programı yapıyorum, çok meşgulüm.” Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ (Sümerolog)

Dünyadan elini ayağını çeken mutsuz oluyor

“Toplumumuzda çocuklar anne babalarına sahip çıkıyorlar. Aile yapısı bizde ‘güçlü’ diye övünüyoruz. Aslına bakılırsa bu klasik aile yapısı giderek bozuluyor. İkincisi, yaşlıya sürekli yaşlı olduğunu hatırlatıyoruz. Kişiler bunu olumsuz yönde algılıyorlar. Yaşam ümitlerini, yaşam amaçlarını son derece olumsuz etkiliyor. Kimse yaşlanmak istemez. Dolayısıyla yaşlanan insan fizik ve zihinsel aktivitesiyle dünyadan elini ayağını çektiği için mutsuz olur. Dünya zevklerinden, yaşam enerjisinden kopmuş muamele görür, kendini ibadete verir. Bu durumda mutsuz olmaları çok doğal.”
Prof. Dr. Arif Verimli (Psikiyatr)
Yazının tamamını okuyun : HaberTürk

Şimdi sizlere internette çok paylaşılmış, harika bir fedakarlık örneği olan hikaye sunacağım…

Kulaksız Çocuk

“Bebeğimi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta dili tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor, hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin bu durumdan etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşılmıştı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı.
Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu… Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak:
“Büyük bir çocuk bana canavar dedi…”
Küçük çocuk bu üzüntüyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona: “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu.
Ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu.
Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu hakkında görüştü;
“Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu.
Doktor: “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi.
Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası: “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan olmuştu. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım…”
Babası: “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi. “Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil…”
Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
Babası : “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu. Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?”

Yazanın Notu :

İki gün önce yazlık evimizde büyük torunum Lara ile aramızdaki konuşma :
“- Dedeciğim ailemizin en büyüğü kim?
+ En büyüğü benim.
– Yani bu evde senin sözün mü geçer?
+ Sadece benim değil, babaannen ile ikimizin sözü geçer.
– Benim ve kardeşim Arda için ikinizin mi sözünüz geçer?
+ Evet, siz burada olduğunuzda bizim sözümüz geçer.”

Bu konuşmamızı iki gün düşündüm. Sonunda Lara ile bir kez daha konuşmaya karar verdim.
+ Lara’cığım; iki gün önce sorduğun soruya, bir cevap ekleyeceğim :
Annen ve baban (yurt dışındalar) burada olduklarında, sen ve kardeşin hakkında mutlaka onların sözü geçer. Ancak; şu anda onlar yurt dışındalar ve ikinizi bize emanet ettiler. Sizin nasıl yaşamanız gerektiği, neler yapmanızı istediklerini, ben ve babaannen çok iyi biliyoruz. ‘Yiyecekleriniz, kitap okumanız, oyun oynamanız, yatış saatleriniz, denize girmeniz, gezmeye gitmeniz’ gibi konularda ben ve babaannen, annen ile babanın isteklerini yapmanıza aracı oluyoruz.”
Söylediklerimi anlayabildin mi?

– Evet, şimdi her şeyi çok daha iyi anladım…

Torunumla olan bu konuşmamızı sunmamın sebebini açıklıyorum…
Torun sahibi olanların :
Torunların bakımı/terbiyesinde, bu konular ile ilgili sözlerinde ve komutlarında çok dikkatli olmaları gerekir. Torunlarından  birinci derece sorumlu olanların anneleri ve babaları olduğunu asla unutmamalı, anne ve babanın istemediği konularda tavizler verme, olayları saklama, onların almadıklarını alma vs. tutum içerisine de girmemelidirler.

İlgili Kategori arşivi : Yaşlılar

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Yeme ve Uyku Önerileri

yeme ve uyku önerileriBağışıklık sistemi kendi hücresel sistemlerimizi çalıştırıyor. Bedenimizde DNA tamir mekanizmaları var. Bozulan, mutasyona uğrayan hücrelerdeki DNA, tamir ediliyor. DNA tamirine yardım eden doğal maddeler var. Sumak,

yeşil çay, çörek otu bunu yapıyor. Bunun gibi 500 sayfalık bir liste var. Çörek otunu her gün yemeklerimize, poğaçalarımıza koyabiliriz. Önemli bir nokta var; insanlar bundan faydalanmak için -sumak, yeşil çay, çörek otu olabilir çok fazla miktarda alınması gerektiğini zannediyor. Vücudumuz çok tutumlu, doğa çok cömert. Bir gram sumakta ne aktif maddeler olduğuna inanamazsınız. Günde bir çay kaşığı, bir tatlı kaşığı yeter. Meyve sebzeler içerisinde DNA tamiri yapanlar var. Nar, üzüm, siyah havuç, siyah karadut, beyaz dutun çekirdeği, kabuğu da, böğürtlen de bunu yapıyor.

DNA tamir mekanizmalarını güçlendiren ilaç besinlerden yararlanmalıyız. Herhangi bir çorbaya günde bir çay kaşığı sumak atmak, günde bir tatlı kaşığı nar ekşisini salatanıza eklemek, günde iki fincan yeşil çay içmek bile DNA tamir mekanizmalarınızı çalıştırmak için yeterli oluyor.

Her gün yarım avuç içi kadar lahanayı çerez gibi atıştırmak, tere, roka, alabaş, karnabahar ve brokoli gibi turpgiller ailesine ait sebzelerle salatalarımızı zenginleştirmek, tatlı ihtiyacımızı ahududu, böğürtlen, dut, karadut ve çilek gibi meyvelerle gidermek en iyi ilaç besinlere ise soğan, sarımsak, zerdeçal, karabiber, acı kırmızı biber, yoğurt, kefir ve beyaz hindiba örnek gösterilebilir.
Sofralarımızı bunlarla zenginleştirip mücadele gücümüzü artırabiliriz. 
Dr. Elif Güveloğlu [Patoloji ve Fitoterapi (bitkisel tedavi) Uzmanı]

Bağ dokumuz bozulunca kanser oluyoruz

– Kanser, hastalıklı hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalması ve çevredeki dokulara da saygısızca girmeye çalışmasıdır. Kanser hücrelerini vücudumuzu ele geçirmeye ve çökertmeye çalışan “dış mihraklar” olarak tanımlıyoruz ama onlar da aslında bizim hücremiz.

– Kanser, hücrelerimizin içinde bulunduğu matriksin yani bağ dokumuzun bozulması ve içindeki hücrelerin yapısını bozması sonucu ortaya çıkıyor. Bu nedenle kanserden korunmak için bağ dokumuzu sağlıklı tutmamız gerekiyor. Bağ dokusunda kollajen ve glikozaminoglikan diye iki önemli molekül var. Bizim bunların yapımını uyarmamız gerekiyor.

İyi bir uyku bizi kanserden koruyor

– Düzenli egzersiz, moral ve mutluluk moleküllerin yapımını uyararak bağ dokusunun güçlenmesine katkı sunuyor. Stres bu moleküllerin uyarılmasını azaltıyor. Bağ dokusunun gelişimi gece gerçekleştiği için iyi bir uyku bizi kanserden koruyor. Yediklerimiz de bağ dokumuzu etkiliyor.

– Paçadaki kollajen, limondaki limonen, zerdeçaldaki kurkumin bağ dokusunun sağlıklı şekillendirilmesine yardımcı oluyor. Aslında bütün doğal gıdalar bağ dokumuzu güçlendirirken, endüstriyel gıdalar bağ dokumuza
zarar veriyor.

Peynirin küfü, tavuğun pişme süresi ipucu

– Günümüzde bir inekten 35-40 litre süt alıyorlar. Bu kadar sütü ineklere kimyasal uyarıcı vermeden kesinlikle alamazsınız. Piyasada 8 liraya bile kaşar peyniri satılıyor. Bu fiyata satılan kaşarın gerçek sütten yapılmadığı aşikar. Doğal peynir kısa sürede küflenmez, sadece kuruyabilir.

– Piliçlerin yemine GDO’lu soya, insan sağlığına verdiği zararlardan dolayı kullanımdan kalkan antibiyotikler ve formaldehit gibi sağlık için aşırı zararlı kimyasallar katılıyor. Kanserle ilgili ipucunu pişme süresi veriyor. Doğal tavuğun pişmesi ortalama 2-2.5 saat sürer.

– Ekmekten sosise, tatlılardan şekerlere gıdaların çoğuna raf ömrünü uzatmak için glukoz ve früktoz şurupları katılıyor. Sadece bunları bile önleyebilsek obezite ve kanser vakalarında inanılmaz bir düşüş ortaya çıkar.
Dr. Yavuz Dizdar [İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Radyasyon Onkolojisi Uzmanı]

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Kanserin Zayıf Noktası Bulunmuş

akciğer kanserli hücreUniversity College London (UCL) bilim adamları; keşfedilebilen kanserli hücrelerin tedavisi ile artık sağlıklı hücrelerin zarar görmeyeceğini ve geliştirilen yeni bir yöntemle, keşfedilen kanserli hücrelerin bağışıklık

sistemi yönetilerek ortadan kaldırılabileceğini belirtmişler.
UCL Kanser Enstitüsü’nden Profesör Charles Swanton, “geliştirilen yöntemin kanser antijenlerini keşfetmemize olanak sağlamış olduğu için coşku verici bulunduğunu” söylemiş.

Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Marco Gerlinger, kanserin zayıf noktası hakkında; “devamlı başkalaşım halindeki kanserli hücrelerin, işaretlenip denetim altına alınmasının zorluğuna dikkat çekip, kanser tedavisini hareket halindeki bir hedefi vurmak” olarak yorumlamış.

Diğer Kaynaklar…
Kanseri can damarından vuran yöntem bulundu 
Kanserin zayıf noktası bulundu 
Prof. Dr. Charles Swanton :
Unpicking cancer’s genetic patchwork (kanserin genetik yama işini ayıklama)

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Bilim ve Teknolojinin Sağlığa Katkıları

sağlıkGünümüzde sağlıklı yaşam hakkı, temel insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar insanoğlu sağlıkla ilgili türlü arayış ve yaklaşımlarda bulunmuştur. Sağlığın nasıl anlaşıldığına

bağlı olarak da sağlık hizmetleri gelişmiştir.
Bugün en çok kabul gören, Dünya Sağlık Örgütü’nce yapılan tanıma göre sağlık; “yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.”
Bilimsel ve teknolojik gelişmeler insan hayatını geliştirmekte ve kolaylaştırmaktadır.
İnsanlar gerek sağlık alanında, gerek teknolojik alanda gösterilen gelişmeler sayesinde daha rahat ve sağlıklı bir hayat sürebilmektedir.

Yukarıdaki bilgilerin ışığında bilim ve teknolojinin sağlığa katkıları ve getirdiği yeniliklere göz atalım…

Felçli Hastaların Rehabilitasyonunda Kullanılabilecek Robot Yardımcılar

Hertfordshire Üniversitesinden ve Avrupalı araştırmacılardan oluşan bir ekip, felçli hastaların rehabilitasyon süreçlerine destek amaçlı günlük hayatlarında kullanabilecekleri bir prototip robot eldiven geliştirdi.
Devamını Okuyun 

Harvard Üniversitesi’nden Dişlerin Büyümesini Sağlayan Yöntem

Harvard Üniversitesi‘nden bir grup araştırmacı diş dolgusu ve protez dişlerin yerini alabilecek bir bilimsel gelişmeye imza attılar. Araştırmacılar geliştirdikleri teknoloji ile dişleri yeniden büyütmeyi başardılar.
Devamını Okuyun 

Depresyon Tanısı Kan Tahlili ile Mümkün mü?

Depresyon belirtilerinin klinik olarak incelenmesi için bugüne kadar her hangi bir kanıt yoktu. Avusturyalı bir grup araştırmacı kandaki serotonin seviyesi ile beyindeki depresyon belirtileri arasında bir bağlantı kurmayı başardılar. Devamını Okuyun 

Radyasyondan Etkilenmeden Tümörlerin Teşhisi Artık Mümkün

Standford Üniversitesindeki araştırmacılar, kanser tespitinde hastaları radyasyona maruz bırakmadan uygulanabilecek bir metod geliştirdiler. Geliştirilen yöntem ile hastalıkların tespit sürecinde kişilerin radyasyona maruz kalmaları engellendiği için, gelecekte radyasyonlu tedavi yönteminin yan etkilerinin oluşma olasılığını önemli miktarda azaltmakta.
Devamını Okuyun 

Teşekkür : Yukarıdaki 4 yazı için Teknolojik Gelişmeler 

Nanoteknoloji sağlık sektörüne damgasını vurdu!

Nanoteknoloji ve diğer görüntüleme sistemleri sayesinde hastalıklara nokta atışı yapılarak tam teşhis konulabiliyor ve tedavi süreçleri hızlandırılıyor. Böylece hem hastaların iyileşme süreci hızlandırılıyor hem de doktorların teşhis imkanları artırılmış oluyor. Devamını Okuyun

Tüp bebek tarihe karışabilir

İsveçli doktor Pascal Mock’un geliştirdiği ve anne rahminde gerçekleştirilen yeni bir suni döllenme yöntemi sayesinde laboratuvar ortamında döllenen “tüp bebeklerin” tarihe karışabileceği açıklandı. Yeni yöntem kapsamında AneVivo adı verilen silikon bir kapsülün içine konulan sperm ve yumurta hücreleri döllenmenin gerçekleşmesi için ana rahmine yerleştirildi. Sadece 1 cm uzunluğunda ve 1 mm genişliğinde olan bu silikon tüpün üzerindeki 360 delik sayesinde rahimdeki sıvılarla etkileşim içine girdi. Devamını Okuyun

Teşekkür : Üstteki 2 yazı için Ajans Haber 

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Engellilerin Engelleri Kalkmalıdır

Uluslararası Engelliler Günü (İngilizce: International Day of Disabled Persons) 1992 yılından bu yana 3 Aralık günü Birleşmiş Milletler tarafından uluslarararası bir gün olarak kabul edilmiştir. Bu günde dünya çapında

organizasyonlar düzenlenmektedir.
Bu aktiviteler genellikle ücretsiz olup, gönüllülüğe dayanmaktadır.
Hükümet desteği ve sivil toplum organizasyonlarıyla birlikte bu günün kutlanması çeşitlilik göstermektedir. Her yıl bu gün için değişik bir tema edinilmektedir.

Türk Tabipler Birliği’nin Dünya Engelliler günü hakkındaki açıklaması…

AYRIMCILIĞA SON !
Dünya Engelliler Günü engelli bireylerin sorunlarına dikkat çekmek ve çözümler üretmek için çeşitli etkinliklerin uluslararası alanda organize edildiği bir gün özelliği taşımaktadır. Bu özel gün kapsamında en önemli vurgu; her türlü koşul ve olanağın engelli bireyler ve engelli olmayan bireyler için EŞİT olması gerekliliğidir. Dünyada yaklaşık 600 milyon kişinin herhangi bir engeli bulunmaktadır. Engelli bireylerin büyük bir çoğunluğu (400 milyon kişi) az gelişmiş ve yoksul ülkelerde yaşamaktadırlar. Dünyada engellilerin 500 milyonu çalışma yaşındadır. Varsıl ülkelerde bu yaş grubundaki engellilerin %50-70’inin herhangi bir işi yok iken bu rakam yoksul ülkeler için %80-90’a ulaşmaktadır. Herhangi bir işkolunda çalışmayan engellilerin sağlık başta olmak üzere pek çok hakkı bu olumsuzluk üzerinden ihlal edilmektedir. Süregen (kronik) hastalıklar, yaralanmalar, trafik kazaları, şiddet, yaşlanma ile birlikte artan sağlık sorunları gibi durumlar sağlık açısından da öncelikli olumsuzluklar arasındadır. Türkiye’de engelli bireylerin sayısı ile ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma Başbakanlık Özürlüler İdaresi tarafından 2002 yılında yapılmış olan ve nüfusun %12,29’unu (yaklaşık 1,8 milyon kişi) oluşturan bir veriye dayanmaktadır. Engelli bireyler ülkemizde çoğunlukla işgücüne katılmamakta (%78,29), tedaviye gereksinimleri oldukları halde önemli bir kısmı (yaklaşık yarısı) tedavi olanaklarını kullanamamaktadırlar.

Engellilerin Yaşamını Zorlaştıran Tüm Engeller Kaldırılmalıdır!

Türkiye, engellilerin eğitimi konusunda gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslandığında olması gereken düzeyin çok gerisindedir. Engellilerin eğitim alma ve meslek edinme taleplerini gerçekleştirme olanakları sınırlıdır. Son yıllarda, mantar gibi çoğalan özel eğitim merkezlerinin denetimsiz uygulamaları nedeniyle engellilerin ve ailelerinin istismar edildiğine ilişkin örnekler giderek artmaktadır. Gerek eğitim merkezleri ve eğitim programları, gerek engelli sayısı ve engellilerin eğitiminde görev alacak deneyimli kadro oluşturulmasına dair politikaların oluşturulması ve ısrarla uygulanması gerekmektedir. >>Yazının tamamını Eğitim Sen’de okuyun…

Engellilerin diğer sorunları…

Hepimiz bir gün engelli olabileceğimizi asla unutmayalım.
Onların sorunları ve ihtiyaçlarına destek için daha duyarlı olalım…
Bu doğrultuda; Engellilerin Engelleri Kalkmalıdırdünya engelliler günü
Görme engelliler için oluşturulan yürüme kulvarlarına araç park etmeyelim…dünya engelliler günü-2Görme engellilerin yaşadığı sorunlar :

  • Trafik ışıklarında sesli uyarı sistemi olmaması
  • Esnafların kaldırımlara tezgah açması
  • Arabaların kaldırımlara park etmesi
  • Otobüslerde duraklardan önce sesli uyarı sistemi olmaması
  • Görme engellilerin takip etmesi için kullanılan sarı çizginin üzerinin araçlarla veya tezgahlarla işgal edilmesi.
  • Ağaçlar elektrik direkleri trafik levhaları belirli bir düzende göre dikilmemiş olması
  • Arabaların kaldırımlara çıkmasını engellemek amacıyla yapılan mantarların görme engellilerin takılıp düşebileceği seviyede olması
  • Kaldırım yüzeylerinin ve yolların su biriktisi oluşturacak şekilde düz olmaması
  • Trafik levhalarının görme engellilerin çarpabileceği yükseklikte olması
  • Ağaçların alt kısımlarının görme engellilerin çarpabileceği şekilde budanması

dünya engelliler günü-3
dünya engelliler günü-4Dünya Engelliler Günü Kutlu Olsun dünya engelliler günü-6Resimlerin kaynağı : Engelliler Günü Resimleri 

dunya-engelliler-gunu
Diğer kaynaklar :
Türkiye’deki engelli dernekleri ve vakıfları genel listesi 
Türkiye engelliler vakıfları tam listesi 

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Yaşlıların Önemsizleşmesi

yaşlıların önemsizleşmesiHer canlının belirli bir yaşam süresi vardır. Döllenen hücre, gelişimi tamamlayıp yeni döller verdikten sonra yaşlanmaya başlar. Yaşlanma sonucu ölüm meydana gelir. Yaşam uzunluğu her insanda değişkenlik

gösterir.
Yaşlanmanın nedenini araştıran bilim dalı gerontolojidir.
Yaşlanan bireylerde meydana gelen yapısal ve ruhsal bozuklukları, yaşlanmanın belirtilerini inceleyen bilim dalına ise simptomatoloji denir.

Günümüzde yaşlılık ile ilgili politikalar ile programlar yaşam kalitesini ve genel sağlığı artırmaya odaklanmalıdır. Üretken, başarılı ve bağımsız bir yaşlanma hedeflenmelidir. Başarılı yaşlanma yalnızca sağlık yönünden değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönden de tam bir iyilik halinin varlığını işaret eden bir kavramdır. Yaşam süresinin uzunluğu, biyolojik ve zihinsel sağlık, bilişsel yeterlilik, sosyal yeterlilik ve üretkenlik, kişisel kontrol ve yaşamdan zevk alma başarılı yaşlanmanın en temel göstergeleridir. Bireylerin başarılı bir biçimde yaşlanması yalnızca bireysel özellikleriyle değil, toplumsal açıdan kendilerine sağlanacak psiko-sosyal, ekonomik ve fizyolojik yöndeki destek hizmetleriyle de yakından ilişkili olmalıdır.

Aktif çalışma yaşamının sona ermesi anlamına gelen emeklilik süreci bireyin sosyal yaşamdan uzaklaşması sorununu da beraberinde getirmektedir. Günümüzde; emeklilik, eşlerden birinin ölümü, çocukların evden ayrılması, sağlık sorunları gibi nedenlerle çoğu yaşlı yalnızlık ve sosyal izolasyon sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. Yalnızlık ve terkedilmişlik duygusu yaşlılar için çok önemlidir. Araştırmalar karmaşık toplumların çoğunda yaşlıların önemli bir bölümünün yalnızlıktan ve terkedilmişlikten yakındıklarını ortaya koymaktadır. Kişinin medeni hali, eğitim düzeyi, yalnız ya da eş ve çocuklarıyla birlikte yaşama durumu, sağlık durumu, kurum bakımı altında olup olmaması, cinsiyeti ve sosyo-kültürel durumu yalnızlık duygusunu yakından etkilemektedir.

ALINTI :
“Eğer yalnız olma kapasitenizi ayrı kalma ve kendinizi toparlama yeteneğinizi geliştirmezseniz yalıtılmış olursunuz.
Yalnızlık kendinizi bulacağınız yerdir, böylece diğer insanlara ulaşabilir ve gerçek bağlantılar kurarsınız.
Yalnızlık için yeterli kapasitemiz yoksa, endişemizi azaltmak ve hayatta olduğumuzu hissetmek için diğer insanlara yöneliriz.
Bu olduğunda, onların kim oldukları önemsizleşir. Onları, kendi kişiliğimizin kırılgan yanlarını desteklemek için kullanıyor oluruz.
Bir şekilde devamlı bağlantıda olmanın bizi daha az yalnız hissettireceğini sanıyoruz. Ama bu bir risk, çünkü aslında gerçek olan bunun tam tersi. Eğer yalnız olma yeteneğimiz yoksa, daha çok yalnız kalmaya mahkumuz. Ve eğer çocuklarımıza yalnız olmayı öğretmezsek, sadece nasıl yalnız kalınacağını bilecekler.
Atılacak ilk adımlar şöyle olmalı :
Yalnızlığın iyi birşey olduğunu görmeye başlayın.
Ona yer açın.
Bunun bir değer olduğunu çocuklarınıza göstermenin bir yolunu bulun.
Evinizde sakin alanlar yaratın; mutfak, yemek odası vs. ve buraları sohbet alanı olarak düzenleyin.”
Kaynak Sherry Turkle: İletişim içerisinde, ama yalnız mıyız?

Gelelim yaşlıların önemsizleşmesi meselesine…

Evlatlarınız eğitimlerini tamamlamış, askerliklerini yapmış, bir işe girmiş, evlenmiş ve çocukları olmuştur. Ana babaları da emekli olmuştur.
Evlatlar çoktan baba ocağını terk etmiş, kendi evlerinde, işlerinde, tayin edildikleri başka şehir veya ülkelerde yaşamaktadır.

Mesafeler uzamış, yüz yüze görüşme olanakları azalmıştır. Artık teknolojinin sağladığı imkanlar olan; Skype (sesli-görüntülü konuşma uygulaması), telefonla iletişim kuruyorsunuz.

En önemli mesele; bu görüşmelerin (evlat ve torunlarla konuşmalar) hangi sıklıkta yapılabildiğidir.
Bazen günler geçer onlardan haber alamazsınız.
İş yerlerini arayıp, onları rahatsız etmekten de çekinirsiniz.
Hele eşiniz de onlarla birlikte ise, tamamen yalnızsınızdır.
Sizi sıkça aramadıkları için onlara sitem de etmemelisiniz.
Etmemelisiniz, çünkü evlatlarınızın yaşamlarındaki önem sıralaması değişmiştir.
Onlar için; önce aileleri, sonra işleri (kariyer) daha önemli hale gelmiştir.
Bu gerçeği kabullenmelisiniz.
Kolay değildir ama başka çareniz de yoktur.
Hayatın döngüsü böyledir.

Evlatlar; gün gelir kendi yaşamlarına yelken açar, yeni yaşamlarına adapte olurlar.
Artık ana-babaları ikincil öncelikleri konumuna gelmiştir.
Bu ikincil konumun diğer anlamı; evlatların yaşamında ana-babaların önemsizleşmesidir.

Evlatların ana-babalarını düşünmediklerini, onları umursamadıklarını, değersiz gördüklerini, hayatlarından tamamen çıkardıklarını da sanmamalısınız.
Konuya salt; her insanın hayatındaki öncelikleri noktasından bakmalısınız.
Hepimiz öyle baktık, bundan sonra ki nesiller de öyle bakacaktır.

Önemsizleşmeyi doğal kabul eder, yalnız yaşamanın zorluklarının üstesinden gelebilirseniz, kalan ömrünüzü daha sağlıklı ve mutlu geçirebilirsiniz…

Yazandan naçizane tavsiyeler :
Başarılı olmaya çalışmayın, değerli olmaya çalışın.
Başarılı insan, çevresine verdiklerinden fazlasını alır; değerli insan ise aldıklarından fazlasını verir.
İnsanın gerçek değeri, aldıklarıyla değil verdikleriyle ölçülür.
Başarılı olmaya çalışmaktansa değerli olmaya çalışın.

Yaşlılık hakkındaki diğer yazı : Lütfen Beni Anlamaya Çalış 

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…

Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi-1 Hasan Sabri Kayaoğlu-Dedegi : Kimdir?
Sosyal Medyadaki Faaliyetleri Google Yazarlık Bağlantısı İletişim : e-posta
Takip Et : Facebook Google+Linkedin quup

hasaka blog simge Hasaka Blogu Keşfedin :
Hakkında
Takip Et-Beğen : Facebook Takip Et-Çevrelere Ekle : Google+


Page 1 of 7
1 2 3 4 5 7